Son 24 saat içinde 50 bine yakın Cezayirli ve Faslı göçmen, Fas’tan bu ülkeye sınır olan İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta kentine yüzerek geçti. Sınırda çatışmalar yaşanırken, yüzerek geçmeye çalışan göçmen emekçilerden 18’i yaşamını kaybetti. Son aylarda hayatını kaybedenlerin sayısı 60’a yükseldi. 2021’de de göçmenler sınırı aşmaya çalışırken, İspanyol polisinin ve sınır muhafızlarının saldırısında onlarca insan ezilerek can vermişti.
İspanya’nın Kuzey Afrika’daki sömürge kalıntıları olan Ceuta ve Melilla’ya yönelik bu göç akını bir ilk değildir. Afrika’nın derinliklerinden gelen göç dalgası, zorunlu olarak Fas’ta yoğunlaşıyor. Cebelitarık Boğazı’nı aşarak İspanya ana karasına ulaşmak son derece zor ve tehlikelidir; bu geçiş denemelerinde her yıl sayısız göçmen boğularak hayatını kaybediyor.
Bu kitlesel göç dalgasının arkasında, Fas devletinin sınır kapılarını kasıtlı olarak açmasının ve göçmenleri sınırı geçmeye teşvik etmesinin de özel bir rolü bulunuyor. Fas ile İspanya, hem sömürge geçmişinden kalan tarihsel sürtüşmeler hem de Kuzey Afrika’daki nüfuz mücadelesi nedeniyle gerilimli bir ilişkiye sahiptir. Sömürgecilik döneminde İspanya, 1921’de Rif bölgesindeki bağımsızlık direnişi karşısında ağır bir yenilgi almış, ancak bölgeden çekilirken kritik öneme sahip Ceuta ve Melilla kentlerini elinde tutmayı sürdürmüştür. İki ülke arasındaki bir diğer gerilim hattı ise Batı Sahra’dır. 1975’te İspanya Batı Sahra’dan çekilirken burayı Fas’ın ilhakına terk etmiş, bağımsızlık için savaşan Polisario Cephesi ise Cezayir tarafından desteklenmiştir. İspanya’daki sol hükümet, özellikle içeride emekçi kamuoyunun bastırmasıyla, İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırıma karşı çıkan bir politika izliyor. Bu durum karşısında ABD ve İsrail, İspanya’yı sıkıştırmak üzere Fas’ı destekleyen bir politik izliyor ve onunla yakın ittifak kuruyorlar.
Fas devleti, Türkiye’den de yakından bildiğimiz üzere, göçmen sorununu AB ve İspanya karşısında kirli bir şantaj unsuru olarak kullanmaktan geri durmuyor. Ancak burjuva devletlerin göç olgusunu bölgesel gerilimlerde ve emperyalist nüfuz mücadelelerinde bir şantaj kozu olarak kullanması, bu küresel sorunu ne ortadan kaldırıyor ne de önemsizleştiriyor.
Bugün tüm dünyada küresel bir göç dalgası yaşanıyor. Bu küresel göç krizini yaratan kapitalizmin tarihsel tıkanıklığı, onun yol açtığı emperyalist savaşlar, işsizlik, yoksulluk, ekolojik yıkım ve geleceksizliktir! Emekçiler işsizlikten, açlık ve sefaletten kurtulmak, insan onuruna yaraşır koşullarda yaşamak istiyorlar.
Kapitalizmin yol açtığı devasa sorunlar görülmeden, başta ABD olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin Afrika’dan Orta Doğu’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya kışkırttıkları savaşlara karşı çıkılmadan göç sorununda doğru bir tutum alınamaz. Bu kriz bir kez daha gösterdi ki, kapitalist sömürü düzeni yıkılmadan küresel göç sorunu çözülemez. Oysa insanlığın binlerce yıldır geliştirdiği bilimi, teknolojiyi ve muazzam üretici güçleri sermayenin emrinden kurtararak, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya yaratabiliriz. İşte o zaman kimsenin göç etmesine gerek de kalmaz!
Küresel göç krizi; aynı emperyalist hegemonya krizi, üçüncü emperyalist dünya savaşı ve ekolojik kriz gibi kapitalizmin tarihsel sınırlarına gelerek ömrünü oldurmasının bir ifadesidir. Kapitalizm daha fazla insanı işsiz bıraktığı, sefaleti artırdığı, emperyalist savaşlar milyonların hayatını cehenneme çevirdiği, ekolojik kriz derinleşip kuraklığa ve iklim değişikliğine yol açtığı müddetçe bu göç dalgalarının önünün alınması imkânsızdır!
Küresel Göç Sorunu, Nedenleri ve Nasıl Çözülebileceğine Dair Yazılarımız:
