1 Mayıs’ın eşitlik, özgürlük, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya mücadelesi olduğunu dünya işçi sınıfı bir kez daha ortaya koydu. Tarihsel ömrünü doldurup çıkmaza giren ve hayatın her alanında büyük krizler yaratan kapitalizme karşı büyüyen emekçi öfkesi 1 Mayıs’ta meydanlara taştı; ses, slogan ve pankart olup dile geldi. Tüm dünya emekçilerini etkileyen emperyalist savaş, Filistin’de sürüp giden soykırım, demokratik hakların yok edilmesi, derinleşen yoksulluk, büyüyüp kronikleşen işsizlik, doğanın talanı, kadına yönelik şiddet, iş cinayetleri, kamu hizmetlerinin çökmesi, gençlerin geleceksiz bırakılması, emeklilerin açlığa mahkûm edilmesi… Çığ gibi büyüyen ekonomik ve toplumsal sorunlarla birlikte siyasi baskının ve gericiliğin arttığı, toplumun nefessiz bırakıldığı koşullarda 2026 1 Mayıs’ını geride bıraktık. Gerek Türkiye’de gerekse de dünyada 1 Mayıs geleneğine güçlü bir şekilde sahip çıkıldı. Kapitalizmin doğasından kaynaklanan toplumsal sorunlara, baskı ve zorbalığa karşı biriken öfke dünyanın her köşesinde meydanlara yansıdı.

Dünya meydanlarında “Emperyalist Savaşa Hayır” sloganları yükseldi
Ortadoğu’dan Ukrayna’ya birçok bölgenin emperyalist savaş ablukasına alındığı, savaş alevlerinin daha fazla emekçinin yaşamını ateşe verdiği bir süreçte tüm dünyada milyonlar, “Emperyalist Savaşa Hayır” diye haykırdı. Emperyalist haydutlukta sınır tanımayan ABD ve İsrail’in saldırgan savaş politikaları protesto edildi. ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırı dalgası nedeniyle petrol fiyatlarının keskin bir şekilde fırlaması, enerji ve gıda krizi, derinleşen hayat pahalılığı ve yoksullaşma emekçilerin protestosunun merkezinde yer aldı.
Savaş ve onun doğurduğu sayısız sorun, dünya işçi sınıfının kaderinin ortak olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. ABD’den Yunanistan’a pek çok ülkede kitleler, “Savaşın bedelini işçiler ödemeyecek” diye haykırdı. Savaş nedeniyle artan fiyatların bedelini ödemeyi reddeden Yunanistan emekçileri de “Onların kârları ve savaşları için fedakârlık yok” sloganını yükseltti. Almanya’da ülke genelinde “Önce işimiz, sonra kârınız” sloganıyla yüz binlerce emekçinin katıldığı büyük mitingler düzenlendi. ABD’de “Güçlü 1 Mayıs” koalisyonu öncülüğünde binden fazla şehirde “İşe gitme, okula gitme, alışveriş yapma” çağrısıyla ekonomik boykot ve mitingler düzenlendi. Trump yönetiminin faşist göçmen polisi ICE’nin estirdiği terör protesto edildi. “Milyarderlerden daha fazla vergi” alınması talep edilirken, zengin ile yoksul arasında derinleşen uçuruma ve toplumsal eşitsizliğe dikkat çekildi; işçilerin milyarderlerden daha değerli olduğu vurgulandı.
Keza İtalya’dan İngiltere’ye, Yunanistan’dan İspanya’ya pek çok Avrupa kentinde düzenlenen kitlesel mitinglerde, soykırımcı İsrail’in Gazze ablukası ve emperyalist saldırganlığı protesto edildi. “Gazze’de soykırıma son” çağrıları meydanlarda emekçilerin diğer sınıfsal talepleriyle birleştirildi. İşçi sınıfının en öncü kesimlerinin kendi egemen sınıflarının savaş politikalarına, silah ticaretine ve emperyalist paylaşımdaki rollerine karşı çıkması proletarya enternasyonalizminin bir ifadesidir. Bu eğilimin büyütülmesi ve sınıfın bağımsız devrimci hattı çerçevesinde bir örgütlülüğe kavuşturulması, emperyalist savaşa karşı mücadelede hayati önemdedir.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin çağrısıyla İstanbul Kadıköy’de yapılacak miting için iki kolda toplanmalar başladı. Söğütlüçeşme ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde toplanan sendikalar, sosyalist örgüt ve partiler, demokratik kitle örgütleri yürüyüşe geçti. Derinleşen yoksulluk,… pic.twitter.com/2V3tgKNGXZ
— Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm (@_gelecekbizim) May 1, 2026
Türkiye’de 1 Mayıs inatçı bir gelenek olmayı sürdürdü
Ekonomik koşulların ağırlaştığı, siyasi gericiliğin kitlelerin ruh halini belirlediği, her türlü karamsar havaya rağmen Türkiye’nin dört bir yanında işçiler, kadınlar, gençler ve emekliler alanlara çıkmaktan geri durmadı. Emekçiler, bir kez daha Türkiye’de 1 Mayıs’ın ne kadar inatçı bir gelenek olduğunu ortaya koydular. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antep gibi işçi kentlerinin yanı sıra ülke genelinde 1 Mayıs mitinglerinin yapılması, 1 Mayıs’ın neredeyse tüm kentlere yayılması ve işçilerin taleplerini haykırması son derece önemlidir. “Çalışırken ölmek istemiyoruz” sloganı, Ankara’daki madenci kortejinden İstanbul’daki kurye kortejine kadar her yerde ortak bir tepkiye dönüştü. Diyarbakır, Van, Batman ve Şırnak gibi illerde yapılan 1 Mayıs kutlamalarında ise emek talepleri, Kürt halkının barış ve demokratik haklarının karşılanması talepleriyle birleşti.
Türkiye işçi sınıfının kalbi konumundaki İstanbul 1 Mayıs’ı üzerinde daha sonra ayrıca duracağız ama şimdilik şu hususları vurgulayalım. Ne yazık ki İstanbul 1 Mayıs’ı, sendikal ve sosyalist hareketteki bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve güçsüzlüğü resmetmiştir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da sendikal ve sosyalist harekette tartışmaların ana eksenini; birleşik ve güçlü bir 1 Mayıs’ın nasıl kutlanacağı, işçi sınıfının içinde bulunduğu kahredici örgütsüzlük durumundan nasıl çıkartılacağı değil, “alan tartışmaları” oluşturmuştur. Fakat gerçek şu ki sosyalist hareketin sürüp giden krizi, işçi sınıfının derinleşen örgütsüzlüğü ve ağırlaşan toplumsal sorunlar Taksim Meydanı ile aşılamaz. Dolayısıyla Türkiye işçi sınıfı için tarihsel bir anlamı olan ve mutlaka geri alınması gereken Taksim Meydanı; fetişleştirilerek veya işçi sınıfının örgütlü gücüne dayanmayan ikameci bir “öncü” savaşıyla kazanılamaz!
Sonuç olarak rejimin sendikal, siyasal ve ekonomik saldırılarına karşı güçlü bir emek cephesi örmekten; sınıfa odaklı kararlı ve sabırlı bir örgütlenme hattı belirlemekten uzak hareket edilmiş ve bu durum DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin öncülüğünde Kadıköy’de gerçekleştirilen miting alanına da yansımıştır. İstanbul’da Kadıköy’ün yanı sıra Mecidiyeköy, Kartal ve Kocaeli-Gebze’de ayrı gösterilerin örgütlenmesi 1 Mayıs’ın siyasal etkisini zayıflatmış, sınıfın birleşik gücünün sergilenmesini engellemiştir.
Rejim, İstanbul’da Kartal ve Kadıköy haricindeki ilçelerde gösteri ve yürüyüşleri yasakladı. 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına bir kez daha izin vermedi ve İstanbul’u polis ablukasına aldı. Rejimin bu yasakçı zorbalığı, Taksim çevresinde bir kez daha polis şiddetinin ve burjuvazinin emekçilere ve devrimcilere duyduğu tarihsel kinin yansıdığı görüntülerin ortaya çıkmasına neden oldu. Taksim’e çıkmak isteyenlere yönelik polis azgınca saldırırken yüzlerce insan gözaltına alındı. Keza bu yıl da, yine 1 Mayıs öncesinde düzenlenen ev baskınlarıyla onlarca öğrenci, sosyalist ve sendikacı gözaltına alınarak topluma korku aşılanmaya çalışıldı. Ancak buna rağmen emekçilerin sokaklara ve meydanlara akması durdurulamadı.
Aralarında sendikaların, sosyalist örgüt ve partilerin de olduğu Taksim İnisiyatifi, Taksim Meydanına yürümek için Mecidiyeköy’de toplandı. Ancak rejim, bu sene de Taksim Meydanını işçi sınıfına kapatıp emekçilerin karşısına polis barikatlarını dikti. Yürümek isteyen emekçilere… pic.twitter.com/klSn1qG4cG
— Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm (@_gelecekbizim) May 1, 2026
Soğuk havaya ve yağmura rağmen on binler, sabahın erken saatlerinden itibaren “Emeğin Hakkı, Adalet, Barış ve Demokrasi İçin Birleşelim, Değiştirelim” sloganıyla Kadıköy’de düzenlenen mitingde; sendika, sosyalist parti ve örgütlerin kortejlerinde yerlerini aldı. Faşist rejimin bir nevi işçi bürosuna dönüşmüş olan Türk-İş üst yönetimi, bir kez daha İstanbul’dan kaçtı ve bu yıl Edirne’ye gitti. Fakat buna rağmen, Türk-İş’e bağlı kimi sendikalar da Kadıköy ve Gebze’deki mitinglere katıldılar.
Rejimin işçi komisyonu gibi hareket eden Türk-İş, Hak-İş ve Memur-Sen yönetimleri, uzun zamandır 1 Mayıs’ın mücadeleci içeriğini boşaltarak onu bir okul müsameresine dönüştürmeye çalışıyor. 1 Mayıs kutlamalarını Türkiye işçi sınıfının kalbinin attığı İstanbul’dan farklı kentlere taşıyarak, kitlelerin birleşik, kitlesel ve güçlü bir karşı duruş sergilemesinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Hak-İş bu yıl Bursa’da, Memur-Sen ise Çorum’da 1 Mayıs mitingi gerçekleştirdi. Türk-İş bürokrasisi geçen yıl, 19 Mart sonrası muhalefetin güç kazanması ve halk hareketinin ardından toplumda oluşan dinamik havanın basıncıyla 1 Mayıs’ı İstanbul Kartal’da kutlamak zorunda kalmıştı. Ancak bu yıl 1 Mayıs’ı Edirne’de kutlama kararı aldı; İstanbul ve Kocaeli gibi, özellikle metal işçilerinin yoğun çalıştığı bölgelerden işçileri 1 Mayıs’a taşıma ihtiyacı duymadı. Üstelik Türk Metal sendikası temsilcileri, bu yıl 1 Mayıs’ın Edirne’de kutlanacağı ve “bu bölgelerde katılmayacağız mesajıyla, işçilere aba altından sopa göstererek farklı alanlardaki kutlamalara katılmamayı dayattı.
Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm diyenler de Kadıköy’deki 1 Mayıs yürüyüşünde yerini aldı. 1886’dan Bugüne 1 Mayıs Meşalesi Yanıyor, Sosyalizm Mücadelesi Sürüyor!#1mayıs #1mayıs2026 pic.twitter.com/yszTZKgHO7
— Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm (@_gelecekbizim) May 1, 2026
Devletçi ve işbirlikçi sendikacılığın en tipik temsilcilerinden olan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Edirne’de yaptığı konuşmada “Vatan yoksa parti yok, sendika yok, aile yok” diyerek milliyetçi ve devletçi söylemi beslemiş, işçilerin dikkatini sınıfın gerçek sorunlarından saptırmaya çalışmıştır. Bu tür milliyetçi söylemin amacı iktidarı ve sermaye düzenini korumaktır. Amaç, işçilerin eşitsizliğe, sömürüye, adaletsizliğe, ekonomik koşulların giderek ağırlaşmasına ve iş cinayetlerine karşı biriken öfkesini “vatan söylemiyle” boğmaktır. Milliyetçilik gözbağıyla emekçilerin her türlü zorbalığı, yoksulluğu ve geleceksizliği görmezden gelmesi, sessiz kalması istenmektedir.
Fakat Türkiye burjuvazisi, dünden bugüne onun çıkarları için çalışan iktidarlar ve düzen sendikacıları, ne yaparlarsa yapsınlar emekçilerin 1 Mayıs’a sahip çıkmasını önleyemiyorlar. Çünkü 1 Mayıs, işçi sınıfının sömürüye, her türlü toplumsal ve sınıfsal eşitsizliğe, emperyalist savaşa karşı çıktığı bir gündür; özgürlüğü ve sosyalizmi temsil etmektedir. Bu yüzden her sene Türkiye’nin dört bir tarafında emekçiler, tüm imkânsızlıklara ve engellere rağmen alanları doldurmaya devam ediyorlar.

