“İnsanlar devrimi de savaş yaptıkları gibi istemeye istemeye yaparlar. Fark şuradadır: Bir savaşta, belirleyici rol zorlamadadır; devrimdeyse, koşullarınki hariç, zorlama yoktur. Devrim başka yol kalmadığı zaman meydana gelir. Olaylar silsilesindeki bir doruk gibi devrimin üzerinde yükselen ayaklanma, tıpkı bütününde devrim gibi, keyfi olarak kışkırtılamaz. Kitleler nihai taarruza geçmeye karar vermezden önce birçok kez saldırırlar ve geri çekilirler.” (Troçki)[1]
Rus işçi sınıfı, kapitalist sömürü düzeninin ve emperyalist paylaşım savaşının yarattığı katlanılmaz toplumsal çelişkilere karşı ayağa kalktı; sayısız ileri atılış, geri çekiliş ve çetin sınamalardan geçerek nihayet Ekim 1917’de iktidarı kendi ellerine aldı. Sınıf mücadelesi tarihinin tanıklık ettiği bu ilk muzaffer proleter devrimin başarısı, olgunlaşan nesnel koşullar ile devrimci öznel iradenin diyalektik birliğinde yatar.
Şüphe yok ki devrimi yapan bizzat emekçi kitlelerdir. Lakin ayağa kalkan işçi sınıfının muazzam gücü doğru bir devrimci önderlikle buluşamazsa, kitlelerin açığa çıkan devrimci enerjisi heba olup gider. Troçki, devrim kuramının bu can alıcı yasasını şöyle ifade eder: “Yönetici bir örgüt olmazsa, kitlelerin enerjisi pistonlu bir silindir içinde sıkışmayan buhar misali uçup gider. Bununla birlikte, hareket silindir ya da pistondan değil, buhardan ileri gelir.”[2] 1917 Ekim Devrimi; işçi sınıfının üretimden gelen nesnel gücü ile onun devrimci siyasal örgütlülüğünün yani Bolşevik Parti’nin oynadığı tayin edici rolün birleşerek 20. yüzyıl tarihinin akışını nasıl kökünden değiştirdiğinin en somut kanıtıdır.
Fabrikaları, madenleri, ulaşım ağlarını, haberleşme hatlarını bilfiil işleten ve toplumsal yaşamın sürmesini sağlayan yegâne güç olan işçi sınıfı, bu nesnel konumundan ötürü kapitalist üretim ilişkileri içinde belirleyici bir devrimci potansiyel taşır. Devrimin şafağında telgraf ajanslarının tutulması, telefon santrallerinin denetime alınması ve demiryolu işçilerinin “Biz olmadan hiçbir çark dönmez!” haykırışı, bu gücün somut tezahürüdür. Fakat işçi sınıfının üretimden gelen bu gücü, tek başına siyasal iktidarı fethetmeye ve burjuva devlet aygıtını parçalamaya yetmez. Bu muazzam potansiyelin fiili bir devrimci atılıma dönüşmesi, ancak disiplinli bir öncü partinin programatik pusulasıyla mümkündür. Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti, kitlelerin kendiliğinden öfkesini bilinçli bir iktidar perspektifine kanalize etmiştir. Troçki, devrimci öncünün rolünü şöyle betimler: “Bir demirci nasıl kızgın demiri çıplak eliyle tutamazsa, proletarya da çıplak elleriyle iktidarı ele geçiremez: ona bu görev için biçilmiş bir örgüt gerekir.”[3] İşte bu nedenle, Ekim 1917’de iktidarın fethi ne bir saray darbesi ne tesadüf ne de talihin bir lütfuydu; nesnel zorunluluk ile öznel hazırlığın kaçınılmaz buluşmasıydı.
Ekim Devriminin stratejik rotasını çizen, devrimin dinamiklerini, doğurduğu ikili iktidarın anlamını ve sınıfsal niteliğini büyük bir kavrayışla çözümleyen, mücadele ateşi içinde Marksizmin öngörülerini somutlaştıran, iktidarın alınması için durmaksızın partisine ve yoldaşlarına bastıran, taktikler geliştiren ve doğrudan harekete geçen Lenin’dir. Fakat devrimin en önemli önderlerinden bir diğeri, kurmayı ve fiili yürütücüsü ise tartışılmaz şekilde Lev Troçki’dir. Stalin liderliğindeki bürokratik karşı-devrim, yıllar sonra bu ismi resmi tarihten kazımak için büyük bir yalan mekanizması işletmiş olsa da, devrimin sıcak günlerinde Lenin ve Troçki isimleri emekçilerin bilincine tek bir devrimci irade olarak kazınmıştı. Troçki’nin belirleyici rolü anılmadan Ekim Devrimi üzerine kalem oynatanlar, gerçek tarihsel olaylardan kopuk bir kurgu yazabilirler ancak. Nitekim Stalin, henüz Sovyetlerdeki karşı-devrimci bürokrasinin sözcüsü ve lideri olarak sahneye çıkmadan önce, 6 Kasım 1918’de Pravda’da kaleme aldığı makalede Troçki’nin rolüne dair şu satırları yazıyordu:
“Ayaklanmanın örgütlenmesine ilişkin bütün pratik çalışma, Petrograd Sovyeti Başkanı Troçki Yoldaşın doğrudan yönetimi altında yürütülmüştür. Kesin olarak söylenebilir ki Parti, garnizonun hızla Sovyet saflarına geçmesini ve Askeri Devrimci Komitenin çalışmalarının etkin biçimde örgütlenmesini her şeyden önce ve esas olarak Troçki yoldaşa borçludur. Troçki yoldaşın başlıca yardımcıları ise Antonov ve Podvoyski yoldaşlardı.”[4]
Troçki, 1917 yazına kadar Bolşevik Parti’nin resmi üyesi değildi. Lenin ile yıllar süren çetin teorik, politik ve fraksiyonel tartışmalar yürütmüştü. Ancak sınıf mücadelesinin canlı pratiği, devrimi çözümleme biçimleri, ulaştıkları teorik ve politik sonuçlar, bu iki büyük Marksist önderi aynı programatik zeminde birleştirdi. Şüphe yok ki 1917’de Troçki Rusya’da ve Petrograd’da olmasaydı; Lenin, aynı enternasyonalist perspektife ve proleter iktidar hedefine sahip en yetkin siyasal kurmayın işbirliğinden ve desteğinden yoksun kalacaktı. Bu koşullarda, henüz Lenin Rusya’ya dönmeden önce Geçici Hükümete destek sunan “eski Bolşevikler”in onu yalnız bırakmaları ve proleter devrim hedefinden saparak Menşeviklerle ve dolayısıyla burjuvaziyle uzlaşmaları çok güçlü bir tarihsel olasılıktı.
Nikolayev’den 1905 Petrograd Sovyeti’ne: Bir devrimci liderin doğuşu
İlerleyen yıllarda Troçki ismini alacak olan Lev Davidoviç Bronştayn, 25 Ekim (7 Kasım) 1879’da Ukrayna’nın Yelizavetgrad kentine bağlı Yanovka köyünde doğdu. Yahudi bir çiftçi ailenin hayatta kalan dört çocuğundan biriydi. Genç Lev Davidoviç, devrimci mücadeleyle henüz on yedi yaşındayken, 1896-1897 yıllarında Nikolayev kentindeki öğrencilik günlerinde tanıştı. Başlangıçta Narodnik (halkçı) romantizme sempati duyan genç Troçki, yeraltı tartışma çevrelerinde ve kararlı bir Marksist olan Aleksandra Sokolovskaya ile girdiği çetin teorik hesaplaşmaların ardından bilimsel sosyalizmi benimsedi. Henüz on sekiz yaşındayken, 1897’de Nikolayev tersane ve fabrika işçilerini örgütleyen Güney Rusya İşçi Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. Bildiri yazımı ve basımı, yeraltı dağıtımı ve grev örgütçülüğüyle doğrudan sınıf kavgasının pratiğinde pişti, deneyim kazandı. Henüz genç bir devrimciyken üstlendiği görevleri büyük bir ciddiyet ve fedakârlıkla yerine getirmesi, onun gelecekte yetkin bir Marksist öndere dönüşmesinin de temelini oluşturdu:
“Troçki, bir elmas yontucusu mücevherlerinin üzerine nasıl eğilirse, geceler boyu masasının üzerine kapanarak gazetesini yetkinleştirmek için gösterdiği «aşırı titizliğe» hafifçe gülümser. Belki de bütün gününü, mürekkep ve kâğıt almak için gereken üç rubleyi toplamak üzere kentin bir ucundan öbür ucuna koşturmakla geçirmişti. Akşam da kendi çevresinin bir toplantısını yönetmişti. Bir gün önce Odessa’ya haftalık yolculuğunu yapmış; oradaki örgütlenmeye yardımcı olmuş, konuşmalar yapmış ve iki kentin işçileri arasında bir bağ kurmuştu. Yasa dışı yayınlardan yaptığı paketi yastık edinip Nikolayev’e dönen küçük vapurun üçüncü mevki güvertesinde geceyi geçirmek üzere uzanmıştı. Pazar günü ormanda Birlik’in genel toplantısını düzenlemişti; konuşmalar yapılmış, parçalar okunmuş, Odessa işçilerinin bir delegesi de onların selamlarını getirmişti. Pazartesi günü farklı çevrelerin örgütçüleriyle buluşmuş; örgütlenmeyi açıklamış, bütün anlaşmazlıkları çözmüş ve çalışmanın en küçük ayrıntılarını düzenlemişti. Bütün bunların arasında gazetenin büyük bölümünü de yazmıştı: Başka şehirlerdeki ve ülkelerdeki hareket üzerine bilgi toplamış, Rus tarihinin iktisadi bir yorumunu oluşturmuş, şiirler yazmış, başyazılar kaleme almış ve farklı resimlerdeki figürleri kesip birleştirerek karikatürler hazırlamıştı. Geçimini ise arada bulabildiği boş anlarda şöyle böyle sağlıyordu. Ve şimdi, geceler boyu şafak sökene dek uyumadan çalışacak; kalemi ve mürekkebiyle gazetesini basacak, teksir makinesinde her bir nüshayı bir dua kitabı kadar temiz ve zarif hale getirecekti.”[5]
Çarlık polisinin baskınıyla başlayan iki yıllık zindan ve ardından gelen Sibirya sürgünü, onda sarsılmaz bir devrimci irade geliştirdi. 1902’de sahte pasaportuna Odessa cezaevi gardiyanlarından birinin adı olan “Troçki”yi yazarak Sibirya’dan firar etti. Londra’ya geçerek Lenin, Martov ve Plehanov’un çıkardığı Iskra (Kıvılcım) gazetesinin yazı kuruluna katıldı; güçlü ajitatif kalemiyle Rus ve uluslararası sosyal demokrasinin dikkat çeken isimlerinden biri haline geldi.
1903’teki RSDİP İkinci Kongresinde yaşanan tarihi bölünmede parti üyeliği tanımı ve tüzük tartışmalarında başlangıçta Menşeviklerle yan yana düşse de, onların burjuva liberalizmine yatkınlığını ve reformist özünü hızla görerek 1904’te bu kanattan kesin olarak koptu. 1905 Devrimi patlak verdiğinde henüz yirmi altı yaşındayken Petrograd Sovyeti’nin tartışmasız ideolojik önderi olarak öne çıktı. Hrustalev-Nosar’ın 26 Kasım 1905’te Çarlık polisi tarafından tutuklanmasının ardından Sovyet başkanlığına seçildi. Troçki, bu devrimci deneyimden hareketle sürekli devrim kuramını geliştirip yetkinleştirdi. 1905’teki Sovyet Yürütme Kurulu üyesi Sverçkov, onun rolünü şöyle vurguluyordu: “Sovyetin ideolojik yönetimi L. D. Troçki’de idi.”[6] Bütün önemli kararlar, manifestolar ve bildiriler onun kaleminden çıkıyordu. Lenin dahi onun bu önderlik yeteneğini ve muazzam emeğini teslim etmişti. Lunaçarski’nin aktardığına göre, “Hrustalev-Nosar’ın yıldızı sönüyor, artık Sovyette en kuvvetli adam Troçki’dir” denildiğinde Lenin şu takdiri dile getirmişti: “Niye olmasın? Troçki bu duruma parlak ve yorulmak bilmez bir çalışmayla geldi.”[7]
Nehirlerin birleşmesi: Troçki ve Lenin
1905 yenilgisini izleyen gericilik ve sürgün yıllarında hem Bolşeviklerden hem Menşeviklerden bağımsız kalarak Viyana’da Pravda’yı yayımladı; Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise Paris’te enternasyonalist Naşe Slovo (Sözümüz) gazetesini yönetti. Troçki, parti örgütlenmesi ve Rus devriminin karakteri konusunda RSDİP’in iki kanadının yaptığı farklı değerlendirmelerin bir bölünme nedeni olmaması gerektiğini ve bu ayrılıkların giderilebileceğini savunarak uzun süre uzlaştırmacı bir tutum takındı. Fakat sınıf mücadelesinin nesnel gelişimi içinde, devrimci ve oportünist çizgilerin asla uzlaşamayacağını ve onları birleştirme çabasının tarihsel bir yanılsama olduğunu bizzat görerek kavradı. Sovyetleri yeniden sahneye çıkartan ve ikili bir iktidar yaratan Şubat 1917 Devrimi, Troçki ve Lenin’i aynı devrimci programda buluştururken; Stalin ve Kamenev önderliğindeki “eski Bolşevikler” ise Geçici Hükümete ve Menşeviklere yanaşan uzlaşmacı bir çizgiye savrulmuştu. Partiyi bu sağ sapmadan çekip çıkararak Menşeviklerle birleşme eğiliminin önüne geçen ve yeniden proleter devrim rotasına sokan, Nisan Tezleri ile Lenin oldu. Devrimin ortaya çıkardığı bu somut zemin, Troçki ve Lenin’in tüm eski tartışmaları bir kenara iterek güçlerini birleştirmesini sağladı. Troçki, Mayıs 1917’de Rusya’ya döndüğünde, önderlik ettiği 4 binden fazla nitelikli işçi ve aydın öncü kadroyu kapsayan Mejrayontsı (Bölgeler-Arası Örgüt) ile birlikte Bolşevik saflara yöneldi. Temmuz sonunda toplanan VI. Parti Kongresinde bu birleşme resmileşti ve o sırada Krestı Hapishanesinde tutuklu bulunan Troçki, doğrudan Merkez Komitesine seçildi.
Troçki, yurt dışından dönüp Bolşevizme sığınan sıradan bir sürgün devrimci değildi. Rus devriminin sınıfsal karakterini, iç çelişkilerini ve açıldığı tarihsel yönleri sürekli devrim kuramıyla ortaya koyan, 1905’te Petrograd Sovyeti’nin önderliğine yükselerek politik arenada rüştünü kanıtlamış bir devrimci önder olarak katıldı partiye. 1917 Şubat Devrimi yepyeni bir tarihsel durum yaratmış, geçmişin tüm eski ayrışmalarını fiilen geride bırakmıştı. Troçki, bu yeni dönemde “bir yanda bükülmez devrimcilerin, öbür yanda ise gittikçe daha oportünist ve teslimiyetçi unsurların gruplaşmakta olduğunu” ve “Bolşevik Partisinin ileri işçilerin ve devrimci aydınların bütün iyi unsurlarını birleştiren, güçlü, merkezileşmiş bir örgüt” haline geldiğini görüyordu.[8] Lenin’in devrimci programı altında Bolşevik Parti siyasal iktidarı alma hedefiyle ilerlerken, Menşevik hizip ise tastamam burjuva demokrasisinin sınırları içindeki görevleri üstlenen bir partiye dönüşmüştü. Bu koşullarda Troçki, Bolşevik Parti ile birleşme kararını şu kesin dille duyurmuştu: “Bana göre bugün Mejrayontsı ile Bolşevikler arasında ilkesel veya taktik hiçbir görüş ayrılığı bulunmuyor. Dolayısıyla bu örgütlerin ayrı ayrı varoluşlarını haklı çıkartacak hiçbir gerekçe kalmamıştır.”[9]
Proletaryanın siyasal iktidarı alması programı etrafında Lenin ile omuz omuza veren ve devrimci öncü partinin tarihsel rolünü bütünüyle kavrayan Troçki, artık partinin en kararlı önderlerinden biriydi. Nitekim Menşeviklerle uzlaşma fikrini çoktan geride bırakmış olan Troçki, Ekim ayaklanmasının hemen ardından Kamenev ve Zinovyev gibi isimlerin Sovyet içindeki uzlaşmacı partilerle (Menşevikler ve SR’ler) koalisyon hükümeti kurma girişimlerine de Lenin’le birlikte en sert biçimde karşı çıktı. Bu kritik dönemeçte Troçki ile aynı uzlaşmaz tutumu alan Lenin, 1 Kasım 1917 tarihli Petrograd Komitesi toplantısında şöyle diyecekti:
“[Menşevikler ve Sosyal Devrimcilerle] uzlaşma meselesine gelince; bunu ciddiyetle telaffuz dahi edemem. Troçki çok uzun zaman önce birleşmenin imkânsız olduğunu söylemişti. Troçki bunu kavramıştı ve o günden bu yana ondan daha iyi bir Bolşevik olmamıştır.”[10]
Troçki’nin ve önderlik ettiği örgütün Bolşevik Partiyle birleşmesi, Lenin’in Nisan Tezleri ile partiyi yeniden silahlandırdığı proleter devrim programında iki büyük devrimci ırmağın tek yatakta birleştiği tarihsel bir kavuşmaydı. Rusya’ya dönüşünden itibaren Petrograd fabrikalarında, miting meydanlarında ve kışlalarda Troçki’nin ajitatif gücü dalga dalga yayılıyordu. Lunaçarski’nin aktardığı üzere kitleler onda devrimin en gür sesini görüyorlardı.[11] Bu saptama Lenin’in rolünü gölgelemek için söylenmiş bir söz değildi. Devrimci liderliğin muazzam uyumu söz konusuydu. Temmuz Günlerinin ardından Lenin yeraltında partinin stratejik doğrultusunu belirleyip iktidarın alınmasını teorik ve politik olarak hazırlarken; Troçki Ekim’in öngününde kışlalarda, fabrikalarda ve Cirque Moderne (Modern Sirk) tribünlerinde kitlelerin ruhunu fethediyor ve onları iktidar hedefine doğru seferber ediyordu. Menşevik Suhanov, Troçki’nin siyasal hasmı olmasına rağmen bu tarihsel rolü şöyle teslim eder: “Devrimci karargâhtaki mesaisinden bir an olsun sıyrılan Troçki, bizzat Obuhov fabrikasından Truboçnıy’a, Putilov’dan Baltık tersanelerine, Manej’den kışlalara koşuyor, adeta her yerde aynı anda konuşuyordu. Gerek yığınlar arasında gerekse karargâhta nüfuzu eziciydi. O günlerin mihver figürü ve tarihin bu çarpıcı yaprağının başkahramanı oydu.”[12] Troçki devrimdeki bu öncü rolü, gözü pekliği, eşsiz örgütçülüğü ve kitlelerle kurduğu doğrudan etkili bağ ile kazanmıştı.
Stalinist bürokratik karşı-devrim, sonraki yıllarda bu tarihsel gerçekliği karartmak ve Troçki’yi Ekim’in canlı hafızasından silmek için büyük bir tahrifat mekanizması işletti. Nitekim Stalin’in 1918’de bizzat kaleme aldığı yukarıdaki satırlar ve Lenin’in tutanaklara geçen “Troçki’den daha iyi bir Bolşevik olmamıştır” tespiti, 1930’lu yıllarda resmi tarihten, arşivlerden ve parti metinlerinden kazınıp atıldı. Öyle ki bizzat Lenin’in önsöz yazarak dünya işçilerine coşkuyla tavsiye ettiği, devrimin en önemli tanıklıklarından biri olan John Reed’in Dünyayı Sarsan On Gün adlı eseri bile, Troçki’nin devrimdeki merkezi rolünü tüm çıplaklığıyla aktardığı için yasaklandı. Reed gibi uluslararası devrimci tanıklar, hatta Menşevik Suhanov gibi siyasal hasımlar dahi Troçki’nin yalnızca parlak bir hatip değil, Petrograd Sovyeti Başkanı ve Askeri Devrimci Komitenin önderi olarak ayaklanmanın teknik, askeri ve siyasal baş mimarı olduğunu teslim etmek zorunda kalmıştı. Lunaçarski, 1918’de Troçki üzerine kaleme aldığı portrenin sonunda, Lenin ve Troçki’nin devrimdeki tarihsel rolünü şöyle özetliyordu:
“Gerçek anlamda büyük bir devrim patlak verdiğinde, büyük bir halk her rolü oynayacak doğru aktörü mutlaka bulur. Nitekim devrimimizin büyüklüğünün bir nişanesi de şudur: Komünist Parti, ihtiyaç duyulan her türlü siyasi görevi yerine getirmeye başka hiç kimsenin olmadığı kadar uygun, yeterli sayıda müstesna şahsiyeti ya kendi saflarından çıkarmış ya da başka partilerden ödünç alıp kendi bünyesine katmıştır. Ve güçlülerin en güçlülerinden, rolleriyle bütünüyle özdeşleşmiş iki kişi Lenin ve Troçki’dir.”[13]
Böylece, ayağa kalkan devrimci kitlelerin muazzam gücünü bilinçli bir iktidar taarruzuna dönüştüren Lenin ve Troçki önderliğindeki Bolşevik Parti, 1917 Ekim’ini dünya işçi sınıfının ve ezilen insanlığın tarihteki en büyük zaferine dönüştürdü.
1905’in bıraktığı miras: Sürekli Devrim kuramı
20. yüzyılın şafağında, uluslararası Marksist hareketin ve İkinci Enternasyonal’in ezici çoğunluğu, tarihsel materyalizmi mekanik bir şemacılığa, kaba bir determinizme ve evrimci aşamacılığa indirgiyordu. Bir dünya sistemi olan kapitalizmin tüm ülkeleri aynı ekonomik ilişkiler ağına çekerken, eşitsiz ve bileşik gelişmenin yarattığı büyük eşitsizlik ve dengesizlikler, buradan doğan devrimci kabarmalar gerektiği gibi hesaba katılamıyordu. Troçki’nin daha 1906’da Sonuçlar ve Olasılıklar adlı eserinde dikkat çektiği üzere; “Birleşik Devletler üretici güçlerinin Rusya’nın üretici güçlerinden on kat daha büyük olmasına rağmen, Rus proletaryasının politik rolü, kendi ülkesinin politikası üzerindeki etkisi ve yakın gelecekte dünya politikasını etkileme olasılığı, Amerikan proletaryasıyla karşılaştırılamayacak kadar büyük” olabilirdi.[14] Nitekim 1917 Ekim Devrimi, bu parlak öngörüyü harfiyen doğrulamıştır.
Ekonomik ve kültürel olarak geri, kırsalda Asyatik ve feodal mülkiyet ilişkilerinin ve köylülüğün hâkim olduğu, sanayi proletaryasının nüfusun azınlığını oluşturduğu ve Çarlık despotizminin hiçbir demokratik hakka izin vermediği Rusya’da, burjuva-demokratik devrimin çözmesi gereken köklü tarihsel görevler vardı. II. Enternasyonal’in asgari ve azami devrim programından hareketle, Rusya’daki devrimin de önce asgari aşamayı yani burjuva-demokratik devrimi tamamlaması gerektiği ileri sürülüyordu. Ülkeleri dünya ekonomisinin bütünlüğü ve karşılıklı bağımlılık ilişkileri temelinde kavramaktan uzak bu doğrusal evrimci anlayışa göre, kapitalizm önce serpilip olgunlaşacak, burjuvazi kendi siyasal egemenliğini inşa edecek ve ancak ondan sonra sosyalist devrim gündeme gelebilecekti. Troçki, Plehanov’un formüle ettiği ve Menşevizmin amentüsü haline gelen bu asgari devrim programı çizgisini şöyle betimliyordu: “Plehanov ilk görev olarak belirlediği burjuva devrimini sosyalist devrimden –onu da belirsiz bir geleceğe erteliyordu– ayırmakla kalmıyor, her biri için de tamamen farklı bir güçler bileşimi çiziyordu. Proletarya liberal burjuvaziyle yaptığı ittifakla siyasi özgürlüğünü elde edecek; daha yüksek bir düzeyde kapitalist gelişmeyle geçecek on yıllardan sonra ise burjuvaziye karşı doğrudan mücadele içinde sosyalist devrimi yürütecektir.”[15]
Oysa işçi sınıfı bağımsız bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkıp toplumda belirleyici devrimci bir güç haline geldikçe, burjuvazi karşı-devrim kampına geçmekteydi. Nitekim 1848-1849 devrimlerinde Alman burjuvazisi, işçi sınıfının yükselen devrimci gücünden korkarak toprak sahiplerinin ve Prusya monarşisinin kanatları altına sığınmış, kendi tarihsel misyonuna sırtını dönmüştü. Burjuvazinin devrimci barutunu tüketmesinden ötürü Marx, Komünist Birlik’in Mart 1850 tarihli meşhur Merkez Komitesi Çağrısında “savaş sloganlarımız sürekli devrim olmalıdır” diyordu.
Burjuvazinin 20. yüzyıl başındaki Rusya’daki nesnel konumu da aynıydı. Bir sınıf olarak burjuvazinin önünde; Çarlık otokrasisini ve kırsaldaki feodal mülkiyet ilişkilerini tasfiye etme, toprağı köylülere dağıtma, siyasal hak ve özgürlükleri tanıma ve kapitalist gelişmenin önünü açma gibi burjuva-demokratik görevler vardı. Ne var ki böyle bir devrimci kalkışmanın kendi egemenliğini de tehdit edeceğini ve işçi sınıfının demokratik sınırlarda durmayıp siyasal iktidara yöneleceğini düşünen burjuvazi, gerici bir hatta çekilerek Çarlıkla uzlaştı. Gerek Lenin gerekse Troçki, gericileşen Rus burjuvazisinin devrimi sonuna kadar götürmeye niyetinin ve yeteneğinin olmadığını, daha ziyade Prusya tarzı tepeden reformlarla ve Çarlıkla pazarlık ederek kapitalist gelişmenin önünü açmaya çalıştığını tespit ediyorlardı. Lenin, Menşeviklerin burjuvaziye yedeklenen teslimiyetçi tutumunu mahkûm ederken, yaklaşan devrimin burjuva karakterinin kaçınılmazlığını kabul ediyordu ve fakat ona göre demokratik cumhuriyet, burjuvazinin önderliğinde değil, ancak “proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü” ile kurulabilirdi. Lenin’in bu formülasyonu, Plehanov ve Menşeviklerin burjuvazinin kuyruğuna takılma çizgisinden kesin ve devrimci bir kopuş anlamına geliyordu. Ne var ki devrimci blok içinde proletarya ile köylülük arasındaki güç dengesini ve devrimin sınıfsal liderliğini belirsiz bırakıyordu. Keza burjuva-demokratik aşama ile sosyalist aşama arasındaki sınırlar geleneksel asgari devrim formülündeki gibi korunuyordu.
Lenin’in yaklaşımının zayıf halkası, kendi içinde çözümsüz bir çelişki barındıran “proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü” formülasyonuydu. Kurulacak bu iktidarda hegemonya hangi sınıfta olacaktı? Tarihsel olarak bağımsız bir siyasal hat izleme yeteneğinden yoksun olan köylülükte mi, yoksa devrimci proletaryada mı? Dahası, köylülüğü peşine katarak iktidarı fetheden işçi sınıfı, nasıl olup da burjuva mülkiyet ilişkilerine dokunmadan kapitalizm sınırları içinde kalabilecekti? Sınıf mücadelesinin nesnel dinamikleri, işçi sınıfını kaçınılmaz olarak özel mülkiyete el koymaya ve sosyalist önlemler almaya zorlamayacak mıydı? Köylülüğün desteğiyle hükümet olan proletarya, istese dahi devrimi burjuva-demokratik sınırlarda donduramazdı. Troçki, devrimin sürekliliği dayatan dinamiklerini ve mantığını şöyle formüle ediyordu: “Görevleri bakımından bir burjuva devrimi olarak başlayan devrim, kısa bir süre içinde güçlü sınıf çatışmalarına yol açacak ve ancak, iktidarı ezilen kitlelerin başında durabilecek tek sınıfa, yani proletaryaya devretmekle en son zafere ulaşabilecektir. Proletarya ise, bir kez iktidara geçtikten sonra, sadece kendini bir burjuva demokratik programla sınırlamak istememekle kalmayacak, bunu yapmak elinden gelmeyecekti.”[16]
Lenin’in tüm amacı, burjuva-demokratik devrimin çözülmemiş görevlerini keskin biçimde tasfiye etmek ve köylülüğün toplumdaki ezici ağırlığından doğan gerici potansiyeli kırmaktı. “Lenin bir an için bile köylülüğü, proletaryanın sosyalist müttefiki olarak görmemiştir; tersine, Rusya’da sosyalist devrimin olanaksızlığını tam da köylülüğün muazzam ağırlığından çıkarıyordu.”[17] Lenin, Narodniklerin köylülüğü “doğal komünist” sayan romantik ve ütopik görüşlerini alayla karşılamış ve mahkûm etmişti.[18] Troçki ise bu noktada daha ileri bir adım atarak; burjuvazinin Çarlık ve toprak sahipleriyle kurduğu karşı-devrimci ittifak karşısında, en temel demokratik görevlerin bile ancak işçi sınıfının siyasal iktidarı almasıyla çözülebileceğini ve bu iktidarın kaçınılmaz olarak sosyalist önlemler almaya yöneleceğini ortaya koydu. Yani Rusya’daki sınıfsal güç dengeleri ve gericileşen burjuvazinin karşı-devrimci rolü, yaklaşan devrimde işçi sınıfını kaçınılmaz olarak iktidarı almaya yöneltiyordu. Bununla birlikte gerek Troçki gerekse Lenin, Rusya’nın geri ekonomik ve toplumsal yapısının sınırlarını çok iyi biliyorlardı. Koşullar işçi sınıfını siyasal iktidarı almaya sürüklediğinde bundan geri durulamazdı; fakat Rusya’daki proleter iktidarın nihai zaferinin ve bekasının tek koşulu, Avrupa devriminin patlak vermesiydi. Kapitalizmin bütünleşik bir dünya ekonomisi yarattığı gerçeğinden hareket eden her iki Marksist lider de; devrimci kıvılcımın Rusya gibi geri bir ülkede çakabileceğini ama bu iktidarın ancak gelişmiş Avrupa proletaryasının devrimci kalkışmasıyla güçleneceğini ve sosyalist inşanın önünü açabileceğini saptıyorlardı. Nitekim Lenin, daha 1905 Devrimi sırasında Rusya’daki yangının Avrupa proleter devrimini tetikleyeceğini ısrarla vurguluyordu.
Troçki, Stalin önderliğindeki Sovyet bürokrasisinin “tek ülkede sosyalizm” gerici teorisiyle uluslararası devrime sırt çevirdiği ve sürekli devrim kuramını mahkûm etmeye giriştiği dönemde kaleme aldığı Rus Devriminin Üç Kavranışı başlıklı çalışmasında, 1906’daki temel tezlerini şöyle özetliyordu:
“Bize göre, Rus devrimi öyle koşullar yaratacaktır ki, liberal burjuva politikacıları hükümet etme yeteneklerini sonuna kadar ortaya koyma fırsatını bulamadan önce, iktidar işçilerin eline geçebilecektir ve devrimin zaferi isteniyorsa, mutlaka geçmelidir. (…) Rus burjuvazisi, bütün devrimci mevzileri proletaryaya teslim etmektedir. Köylüler üzerindeki devrimci hegemonyayı da teslim etmek zorunda kalacaktır. İktidardaki proletarya, köylülüğün önünde, onu kurtarmış bir sınıf olarak duracaktır. (…) Proletarya köylülüğe dayanarak, bütün güçlerini kırsal kesimin kültürel düzeyini yükseltmek ve köylülüğün politik bilincini geliştirmek için seferber edecektir. (…) Ama köylülüğün proletaryayı bir yana itmesi ve onun yerini alması mümkün değil midir? Hayır, bu mümkün değildir. Bütün tarihsel deneyler bu varsayımın karşısındadır. Tarihsel deneyler, köylülüğün kesinlikle bağımsız bir rol oynayamayacağını göstermektedir. (…) Yukarıda söylenenlerden, bir “proletarya ve köylü diktatörlüğü”nü nasıl gördüğümüz oldukça açık olmalıdır. Sorun, buna ilke olarak karşı olmamız, böyle bir politik işbirliği biçimini “arzu etmemiz ya da etmememiz” değildir, biz sadece bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz; hiç değilse, doğrudan ve dolaysız anlamıyla.”[19]
Troçki, aynı makalesinde, devrimin dünya ölçeğindeki yazgısını daha 1906’da Sonuçlar ve Olasılıklar’da berrak bir biçimde ortaya koyduğunu şu satırlarla hatırlatıyordu: “Ama bugün bile kendimize şunu sorabiliriz: Proletarya diktatörlüğünün burjuva devriminin sınırlarına çarpıp kırılması kaçınılmaz mıdır, yoksa belli dünya ölçüsündeki tarihsel koşullarda, bu sınırları kırıp geçme olasılığını kendi önünde bulabilir mi? (…) Rus işçi sınıfı, Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olmadan iktidarda kalamaz ve geçici egemenliğini sürekli bir sosyalist diktatörlüğe dönüştüremez.” [20]
Batı’nın gelişkin sanayi merkezlerinde işçi sınıfı henüz iktidarı fethedememişken, geri Rusya düzlüklerinde proletarya diktatörlüğünü hedeflemek, asgari ve azami program ikiliği temelinde şekillenmiş zihinler için affedilmez bir “maceracılık” olarak görülüyordu. Menşevikler ve hatta “eski Bolşevik” kadroların önemli bir kesimi, bu mekanik aşamacılık dogmasının cenderesinde sıkışıp kalmıştı. Nitekim Şubat 1917 Devriminin büyük kitle dalgasıyla sarsılan ve iktidarın sorumluluğundan ölümüne korkan cüce Rus burjuvazisine gücü altın tepside sunanlar da tam da bu teslimiyetçi reformist anlayışın temsilcileriydi. Nisan ayında sürgünden dönen Lenin’in parti içinde azınlıkta kalma pahasına partiyi proleter devrim rotasına sokmak için verdiği amansız ideolojik mücadeleye kadar, iktidarın fethi Bolşevik Partinin resmi organlarının dahi gündeminde yoktu. Oysa ortaya koyduğumuz üzere Troçki, daha 1905 Devriminin barikatları içinden geçerken bu doğrusal evrimci şablonu kökünden reddetmiş ve Marksizmin ufkunu genişleten sürekli devrim kuramını geliştirip temellendirmişti. Marksist teorik üretime yapılan bu tarihsel katkı, Rus devriminin yazgısını dar bir ulusal çerçeveye hapsetmiyor; geri kalmış bir ülkede demokratik görevlerin eksiksiz çözümünün bile ancak işçi iktidarıyla mümkün olabileceğini ortaya koyuyordu:
“Geleneksel görüş proletarya diktatörlüğünün uzun bir demokrasi döneminden sonra gelebileceğini ileri sürerken, sürekli devrim teorisi, geri kalmış ülkeler için demokrasi yolunun proletarya diktatörlüğünden geçtiği gerçeğini ortaya çıkardı. Yani demokrasi, yıllar boyunca kendine yeterli bir halde kalan bir rejim değil, ama sosyalist devrimin doğrudan başlangıcı idi. Bunlar birbirine kırılmaz bir zincirle bağlıydı. Böylece, demokratik devrim ile toplumun sosyalist yeniden inşası arasında sürekli bir devrimci gelişme çizgisi kuruluyordu.”[21]
Troçki, Hayatım adlı otobiyografisinde 1905’teki bu teorik atılımını Lunaçarski’nin şu tanıklığıyla aktarır:
“Troçki yoldaş –1905’te– düşünüyordu ki, iki devrim –burjuva ve sosyalist– aynı zamana rastlamadan birbirleriyle bağlıdırlar, öyle ki, kendimizi bir sürekli devrim karşısında buluruz. İnsanlığın Rus bölümü ve onunla birlikte bütün dünya, burjuvazinin bir hükümet darbesi ile devrimci döneme girdikten sonra, bu dönemden sosyal devrimi tamamlamadan çıkamaz.”[22]
Bu teori, sarsılmaz bir enternasyonalist perspektifle örülmüştü: “Rusya’nın genç proletaryası bu kadar güçlü olduktan sonra, öbürleri, yetişkin ülkelerin proletaryaları neden devrimci bir güce sahip olmasınlardı?”[23]
Sürekli devrim kuramının özgün mimarının Troçki olduğunu Isaac Deutscher, Silahlı Peygamber adlı biyografisinde şu yalın saptamayla teslim eder: “Devrimin, kendi hızıyla burjuva aşamasından sosyalist aşamaya geçeceğini ve Batı’da devrim başlamasa bile, Rusya’da bir proletarya diktatörlüğü kurulacağını ilk söyleyen Troçki olacaktı.”[24]
Troçki, 1920’lerin sonunda Stalinist bürokrasinin “tek ülkede sosyalizm” dogmasına ve Çin Devrimini yıkıma sürükleyen aşamacı anlayışına karşı Sürekli Devrim eserini kaleme aldığında; teorinin hem tarihsel gelişimini hem de evrensel geçerliliğini yetkin bir biçimde özetleyerek tezler halinde formüle etti. Bu kuramın enternasyonalist özünü billurlaştıran şu tarihsel saptama son derece hayatidir:
“Sosyalist devrim ulusal arenada başlar, uluslararası arenada gelişir ve dünya arenasında tamamlanır. Böylece sosyalist devrim, kelimenin daha yeni ve daha geniş bir anlamında da, sürekli bir devrim haline gelir: sosyalist devrim, ancak yeni toplumun gezegenimizin tüm yüzeyinde en son zafere ulaşmasıyla tamamlanacaktır.”[25]
Kuşkusuz bu tarihsel kuramın arka planında; emperyalist çağla birlikte ulus-devlet sınırlarının dünya pazarı karşısında dar geldiğini ve Rus devriminden yükselecek bir dalganın tüm dünyayı sarsacağını ilk saptayanlardan biri olan Parvus’un çözümlemeleri yer alıyordu. Fakat Parvus’un ufku Çarlığa karşı genel grev, halk ayaklanması ve bir “işçi hükümeti” ile sınırlı kalırken; demokratik devrimin kendi içsel diyalektiğiyle kesintisiz biçimde proletarya diktatörlüğüne ve sosyalist önlemlere evrileceğini, geri Rusya’da işçi sınıfının Batı’dan önce siyasal iktidara gelebileceğini programatik bir bütünsellikle kuramsallaştıran Troçki oldu. Bu öngörü soyut bir hayal değil, Rus toplumsal formasyonunun nesnel çelişkilerinden süzülüp çıkarılmış bilimsel bir sonuçtu. Tam da bu noktada sürekli devrim kuramı, Troçki’nin daha sonra Rus Devriminin Tarihi eserinde sistematize edeceği evrensel bir nesnel yasaya, eşitsiz ve bileşik gelişme yasasına dayanıyordu.
Özetle, sınıf mücadelesinin canlı ve çok yönlü dinamikleriyle belirlenen toplumsal hayat, şablonları aşar. Nitekim 1917’de yaşanan tarihsel süreç tam da buydu. 1917 Devrimi karşısında Lenin ve Troçki’nin aldıkları devrimci tutum, doğrudan sürekli devrim stratejisine denk düşüyordu. Lenin’in Nisan Tezleri ile partiye kazandırdığı kuramsal ve politik doğrultu, Troçki’nin 1905’ten beri savunduğu sürekli devrim perspektifiyle bütünüyle örtüşüyordu. Belirleyici olan olgu budur. Mesele Lenin’in bu terimi lafzen benimseyip benimsemediği değil; Bolşevik Partiyi eski aşamacı kalıplardan koparıp doğrudan proletarya diktatörlüğü ve sosyalist devrim rotasına sokmuş olmasıdır. Rus Devriminin özgün koşulları iki büyük Marksist önderi aynı programatik zeminde buluşturdu. Tam da bu yüzden, geçmişteki tüm tartışmalar ve sürtüşmeler hızla aşıldı ve dünya tarihinin gördüğü en çelikleşmiş devrimci önderlik 1917 Ekim’inde ete kemiğe büründü.
Devam edecek…
[1] Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Yazın Yay., Cilt III, s.172
[2] Troçki, age, Cilt I, s.9
[3] Troçki, age, Cilt III, s.174
[4] https://www.marxists.org/reference/archive/stalin/works/1918/11/06.htm
[5] Max Eastman, Troçki: Bir Gençlik Portresi, https://www.marxists.org/history/etol/writers/eastman/works/1920s/portrait/ch05.htm
[6] Troçki, Hayatım, Yazın Yay., s.213.
[7] Troçki, age, s.213. Ayrıca: Anatoly Lunaçarski’nin Devrimci Silüetler: Lev Davidoviç Troçki, makalesine bakılabilir; https://www.marxists.org/archive/lunachar/works/silhouet/trotsky.htm
[8] Troçki, Sürekli Devrim, Yazın Yay., s. 167-68
[9] Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt II, s.311
[10] Troçki, Stalin’in Tahrifat Okulu, https://www.marxists.org/archive/trotsky/1937/ssf/sf08.htm; bu konuda ayrıca bakınız: Alexander Rabinowitch, Bolşevikler İktidarda, Yordam Yay., s.49
[11] Deutscher, Silahlı Peygamber, Ağaoğlu Yay., s.320
[12] Suhanov, The Russian Revolution 1917: Eyewitness Account, Cilt II, s.578, New York, 1962; russianrevolutio011007mbp
[13] Anatoly Lunaçarski, Devrimci Silüetler: Lev Davidoviç Troçki, https://www.marxists.org/archive/lunachar/works/silhouet/trotsky.htm
[14] Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar, Kardelen Yay., s.50
[15] Troçki, Rus Devriminin Üç Kavranışı, Sonuçlar ve Olasılıklar içinde, Kardelen Yay., s.117
[16] Troçki, Sürekli Devrim, s.166-67
[17] Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar, s.126
[18] Bkz: Anna İ.U. Yelizarova, Lenin’den Anılar/ İlyiç Hakkında Anılar, Ilyic-Lenin-Hakkinda-Anilar
[19] Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar içinde, s.133
[20] Troçki, age, s.134
[21] Troçki, Sürekli Devrim, s.14
[22] Troçki, Hayatım, s.198
[23] Troçki, age, s.198
[24] Deutscher, Silahlı Peygamber, s.134
[25] Troçki, Sürekli Devrim, s.160
