Genç Engels Üzerine Bazı Notlar

Genç Engels Üzerine Bazı Notlar

Friedrich Engels’in 1895’teki ölümünün ardından, Alman burjuva iktisatçısı ve akademisyen Werner Sombart, sözde “tarafsız” bir anma yazısı kaleme alarak Engels’i övmüştü. Fakat bu övgü, gerçekte Engels’in felsefi derinliğini yadsımaya ve onun Marksist teorinin kurucu harcındaki özgün felsefi payını gölgelemeye dayanıyordu. Mehring, Sombart’ın bu çarpıtmasını boşa çıkarırken, genç Engels’in Marx ile karşılaşmadan önce bile tarihsel materyalizme nasıl bağımsız bir teorisyen olarak yaklaştığını ve büyük felsefi donanımını gözler önüne seriyor.

Ustamız Engels’in ölümünden sonra Neue Zeit tarafından yayımlanan yazısında[1] Bay Werner Sombart, Marx’ın yapıtına karşı tarafsız bir tavır takınan ilk Alman üniversite profesörü olarak övgüyle anılmaktadır.[2] Tesadüf bu ki Bay Sombart da aynı günlerde burjuva haftalık bir gazetede Engels üzerine tarihsel bir değerlendirme niteliğinde bir anma yazısı yayımlamaya başlamıştır. Bu makale de aynı şekilde, Bay Sombart’ın devrimci sosyalizmin bu büyük öncüsünün hakkını teslim etmeye çalışırken sergilediği önyargısızlık ile öne çıkmaktadır. Ancak tam da Bay Sombart’la konuyla ilgili bir tartışmaya girmeye değer olduğu için, onun bu anma yazısında somut olguları yer yer yanlış kavradığını düşündüğümüz bazı noktaları biraz daha yakından aydınlatmak istiyoruz.

Marx ile Engels’in ilk dönem ilişkilerine dair söylediklerinde Sombart, kanaatimizce birçok noktada doğruyu yakalamaktadır. İktisat alanında başlangıçta Engels’in veren Marx’ın ise alan taraf olduğu tartışmasızdır. Bilimsel sosyalizmin iktisadi temellerinin tamamını olmasa da en önemli ve kapsamlı harcını ilk atan Engels olmuştur.[3] Buna karşılık Sombart’ın iddia ettiğine göre Engels, soyut ve özellikle matematiksel düşünme yeteneğinde arkadaşının seviyesine ulaşamamıştır. Eğer bununla kastedilen, Marx’ın ikisi arasında felsefi bakımdan belki daha yetkin ve kesinlikle daha donanımlı bir zihin olduğu ise buna pek itiraz edilemez. Nitekim Engels de Sombart tarafından alıntılanan şu sözünde tam olarak bunu kastetmekteydi: “Marx hepimizden daha yüksekte duruyor, daha uzağı görüyor, daha fazlasını ve daha çabuk kavrıyordu.”[4] Engels’in ilk kez ortaya koyduğu iktisadi önermelere keskin ve nihai biçimini kazandıran da çoğu zaman Marx olmuştur. Genel hatlarıyla benzese de Sombart’ın bu iki genç dost ikilisine dair çizdiği tabloda hayati bir çizgi eksiktir: O da Engels’in, Marx ile aynı derecede olmasa bile, yine son derece yüksek düzeyde sahip olduğu felsefi donanım ve yetkinliktir. Bu felsefi birikim, onu Marx’la eş zamanlı olarak –farklı patikalardan geçse de– tek başına iktisadi bir yolla asla varamayacağı tarihsel materyalizme ulaştırmıştır. Sombart tam da bu noktayı gözden kaçırmakta, bu yüzden Engels’in ilk dönem çalışmaları hakkında itiraza açık yargılara varmaktadır. Tabii bu durum, kasıtlı bir çarpıtmadan değil, olguları nesnel olarak yanlış kavramaktan kaynaklanmaktadır.

Sombart’ın, Engels’in en erken dönem çalışmaları –yani Alman-Fransız Yıllıkları’na (Deutsch-Französische Jahrbücher) katkıları ve Kutsal Aile– hakkındaki yargılarında neye itiraz ettiğimizi daha ayrıntılı olarak açıklamaktan ne yazık ki vazgeçmek zorundayız. Zira bize ayrılan yerin darlığı buna engel olmaktadır. Bu çalışmalarla tarihsel olarak neyin başarıldığını hakkıyla değerlendirebilmek için konuyu çok gerilerden almak gerekirdi. Söz konusu tarihsel bağlamı yakın zamanda başka bir yerde ayrıntılı olarak ele alacağımız için bunu şimdilik bir kenara bırakmayı tercih ediyoruz.[5] Sombart, Engels’in yola çıktığı felsefi bakış açısını tamamen göz ardı etmektedir. Bunun nedeni, ya kendisinin bu bakış açısını bilmemesi ya da felsefi alanda en fazla Nietzsche’nin zekice veya zekice görünmeye çalışan kaprislerini anlayabilen burjuva okurlar için Bruno Bauer, Feuerbach ve benzerlerinin tamamen “yabancı ve anlaşılmaz” kalacağı yönündeki haklı kaygısıdır. Ancak bu durumda Engels’e büyük bir haksızlık edilmektedir. Eğer felsefi temeli göz ardı edilirse, Sombart’ın, Engels’in burjuva iktisadının eleştirisi üzerine yayımladığı bu ilk makaleyi “oldukça kafa karıştırıcı bir risale” olarak nitelendirmesi bir dereceye kadar anlaşılabilir. Fakat bu çalışmanın tüm tarihsel öncülleri bütüncül bir biçimde kavranırsa, işte o zaman metin, Marx’ın onda gördüğü “dâhiyane taslağa” dönüşür.[6] Sombart’ın Kutsal Aile’yi üstünkörü geçiştirme ve tepeden bakarak küçümseme çabası da buna tamamen benzer bir durumdur. Şu bir gerçektir ki bugün bir kimse ne kadar bilgili ve eğitimli olursa olsun, 1840’ların ortasında İngiltere, Fransa ve Almanya’da iktisadi, politik ve felsefi tartışmaların ulaştığı entelektüel doruk noktasını tam olarak kavramadan bu kitabı açarsa, kendini zamana yenik düşmüş, duvarlarından kalın örümcek ağları sarkan tozlu bir odaya sürüklenmiş gibi hisseder. Nitekim bu tarihsel arka plana sahip olan bir okur ise –eserin Prusya sansürünün pençesinden kurtarılabilmesi için yazarların yirmi formalık hacmi aşma gayretinden kaynaklandığı anlaşılan ikinci yarısındaki kimi sarkmalar bir kenara bırakılırsa– kitabı ilk sayfasından son sayfasına kadar soluksuz bir ilgiyle okuyacaktır.

Fakat belirttiğimiz gibi, bu husus üzerinde daha fazla durmayacak ve amacımız doğrultusunda, Sombart’ın Engels’in gençlik dönemindeki en önemli yapıtı olan İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu hakkında söyledikleriyle yetineceğiz. Sombart’a göre yazarın olağanüstü ve kendine has yeteneği ilk kez bu eserde yetkinlikle gün yüzüne çıkmıştır. Nitekim Alman ekonomi politiğinin “Tarihçi Okulu” kurucularından biri olan Bruno Hildebrand[7] kalibresindeki bir isim bile bu eseri ayrıntılı bir reddiyeye layık görmüştür. Sombart, Hildebrand’ın olaylara Engels’inkinden farklı bir bakış açısıyla da yaklaşılabileceğini kanıtlamasının son derece yararlı olmuş olabileceğini, ancak bunun “Durum”un kendine özgü tarihsel önemine asla gölge düşüremeyeceğini vurgular. Bu önem, iktisadi ve toplumsal olguların tarihsel kavranışında yatmaktadır. Bugün bizim için gündelik ekmek kadar doğal ve kanıksanmış olan bir ilke, o zamanlar çığır açıcı bir yenilikti: Olayları tarihsel gelişimin canlı akışı içinde görebilmek.

Sombart, Engels’in “tarihsel bir kafa” olmadığını, bilakis bunun tam tersi olduğunu iddia eder. Ona göre “tarihsel kafa”, tarihte her türlü genellemeden, bir düzen ya da yasallık keşfetme yönündeki her girişimden tiksinir; o bireysel, somut, kişisel ve tuhaf olanı sever, istisnalardan beslenir. Buna karşılık Engels genellemeyi sever; aradığı ve belki de fazla aceleci davranarak bulduğunu sandığı şeyler, nesnel yasalar ve tarihsel gelişim eğilimleridir. Nitekim Sombart, Engels’in bu yasaların izini sürme konusunda son derece yetenekli olduğunu da kabul eder. Engels ne istediğini bilecek kadar yeterli teorik donanıma ve eğitime sahiptir; “bizim bilimimizdeki” (burjuva ekonomi politiğindeki) “ampiristler” ve “tarihçiler” bunu kulaklarına iyi küpe etmelidirler. Son olarak Sombart, Engels’in mevcut düzenin yakın çöküşünü, bizzat kapitalizmin içinden filizlenen işçi hareketinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görerek, daha sonraki Marksist sosyalizmin temel fikirlerinden birine parmak bastığını vurgular. Ancak Sombart, yapıtın içinde sosyalist evrim kuramının pozitif yönüne dair bundan daha fazlasını bulamadığını iddia eder. Ona göre Engels, esas olarak sefaleti, bu sefaletin insanı nasıl isyan ettirip coşturduğunu, devrimci eylemleri nasıl ateşlediğini ve böylece nasıl tarih yazdığını tasvir etmektedir. Fakat ona göre Engels bu sefaletin bağrında henüz “daha yüksek bir toplum biçiminin tohumlarını” keşfedebilmiş değildir.

Ancak bu noktada Sombart tamamen yanılmaktadır. Engels, çalışan sınıfların sefaleti içinde hiç şüphesiz “daha yüksek bir toplum biçiminin tohumlarını” keşfetmiştir. Bilimsel komünizmi; büyük burjuva ütopyacılığından, küçük burjuva sosyalizminden ve kaba işçi komünizminden temelden ayıran bu çığır açıcı düşünceyi Marx ve Engels, henüz birbirlerinden tamamen bağımsızken aynı anda kavramışlardır. Bu düşünce, bir bakıma onların Alman-Fransız Yıllıkları’ndaki makalelerinin de ana motifini oluşturur. Şu farkla ki Marx bu kanıta Alman tarihi üzerinden, Engels ise İngiliz tarihi üzerinden ulaşır. Engels adına bu kanıtı sunmak için şu cümleleri alıntılamak bile yeterlidir:

“…İngiltere’nin paryaları olan yoksul işçilerdir ki, tüm yontulmamışlıklarına ve burjuva ölçütlerine göre ahlaken çürümüş görünmelerine rağmen, gerçekten saygıya değer olanlar yalnızca onlardır. İngiltere’nin kurtuluşu onlardan gelecektir. Zira içlerinde hâlâ işlenebilir devrimci bir cevher barındırırlar. Eğitimsizdirler ama önyargısızdırlar; büyük bir ulusal eyleme harcayacak güçleri hâlâ vardır, onların hâlâ bir geleceği vardır. Aristokrasi –ki bugün orta sınıflar da buna dâhildir– ise kendini tamamen tüketmiştir; düşünsel sermaye olarak harcayabileceği ne varsa son sonuçlarına kadar işlenmiş, pratiğe dökülüp tükenmiştir ve onun hükümranlığı büyük adımlarla sonuna doğru yaklaşmaktadır.”[8]

Kutsal Aile’de aynı temel düşünce hem Marx hem de Engels tarafından çok daha gelişkin ve açık bir biçimde savunulmuştur. Fakat Engels daha sonra bunu, ilk kez İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu adlı yapıtında, olağanüstü bir tarihsel gelişim süreci üzerinden hem son derece etkileyici hem de dâhiyane bir biçimde temellendirmiştir. Bu durum, parlak sayfalar açısından böylesine zengin olan bu kitabın belki de en parlak yanıdır ve Sombart’ın tam da bu yönü nasıl olup da tamamen gözden kaçırabildiğini anlamak gerçekten zordur.

Ancak Marx’ta olduğu gibi Engels’in düşüncesine de ebelik eden şey; Alman felsefesi, Feuerbach’ın hümanizmi ve Hegel’in diyalektiği olmuştur. Marx ve Engels’in henüz işin başındayken başardıkları şeyin bu anahtar olmadan asla anlaşılamayacağı gerçeğine tekrar dönmek zorundayız. Sombart’ın, “Durum”un tarihsel öneminin iktisadi ve toplumsal olguları tarihsel gelişimin canlı akışı içinde görmesinde yattığını söylemesi genel olarak son derece doğrudur. Lakin Sombart’ın bizzat kendisi “tarihsel kafa” tanımıyla gösterdiği üzere, bu genel kabulle henüz pek az şey söylenmiş olmaktadır. Şurası kesindir ki Engels, tuhaflıkları seven ve istisnalardan beslenen böylesi bir “tarihsel kafa”nın yalnızca “biraz” zıttı değil, en keskin biçimde antitezi olmasaydı, tarihsel materyalizm alanında hiçbir şey başaramazdı. Sombart, Engels’in tarihsel çalışmaları için yeterli teorik donanım ve eğitime sahip olduğunusöylerken gerçeğe biraz daha yaklaşmaktadır. Ne var ki bu genellemeyle bile henüz pek az şey söylenmiş olur. Çünkü buradaki belirleyici bakış açısı, Engels’in Alman felsefesinin diyalektik yöntemini iktisadi gelişim sürecine uygulamış olması gerçeğinden başka bir şey değildir; üstelik bu yöntem, “bizim” yani Alman kürsü iktisatçılarının henüz “gündelik ekmeği” haline gelmekten fersah fersah uzaktır. İşte bu yalın gerçek, Engels’i hem Sombart’ın anladığı anlamdaki “tarihsel kafalardan” hem de –sözde “ayrıntılı reddiyesiyle” İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’nun yazarını pek bir onurlandırdığı varsayılan– Alman ekonomi politiğinin “Tarihçi Okulu”ndan temelden ayırır. Nitekim Herkner bu nokta hakkında Sombart’tan bile daha ateşli bir dille şu komik mübalağaya başvurur: Hildebrand, Engels’e karşı yürüttüğü polemikle “sosyalist teorileri uzmanlık gerektiren iktisat disiplini açısından üniversitelerde okutulmaya layık” hale getirmişmiş… Düşünün hele!

Alman üniversite iktisadının “Tarihçi Okulu”, doğuşu itibariyle, burjuva iktisadının kendisini pratik gündelik mücadelelerin ateş hattından kaçırma manevrasından başka bir şey değildi. 1840’larda resmi dünyanın hâlâ büyük ölçüde bağlı olduğu feodal dünya görüşü, kapitalist dünya görüşü tarafından şiddetle sarsılıyor, kapitalist dünya görüşünün ise hemen ardından sosyalist dünya görüşü ensesinde bitiyordu. Böylesine dar ve korkunç bir cenderede köşeye sıkışan Alman kürsü iktisadı, kendi tarzında büyük bir tarihsel döküntü ve veri yığınının arkasına sığındı. Bu güvenli pusudan bazen feodalizmle, bazen kapitalizmle, bazen de sosyalizmle kâh sevgi dolu kâh öfkeli bakışlar teatisi içine girdi. Bu “kahramanca” geri çekilme sırasında burjuva iktisadının klasiklerinin “tarihsel” mazeretiyle nasıl çarpıtılıp tanınmaz hale getirildiğini, yakın zamanda Schüller bu sayfalarda da duyurulan mükemmel yazısında göstermişti. “Tarihçi Okul”un başı ve “tarihsel yöntem”in üstadı Wilhelm Roscher idi. Kendi tarzında son derece birikimli bir adam olan bu şahsın, Almanya’da kendi yaşamı boyunca pratik bir çözüm bekleyen ve insanı açık bir “evet” ya da “hayır” tercihiyle karşı karşıya bırakan tüm iktisadi sorunların etrafından elli yıl boyunca nasıl “tarihsel” gevezeliklerle dolandığı herkesçe bilinmektedir. Sombart’ın kastettiği bu “tarihsel kafalar” tarihsel gelişmenin büyük yasalarını, şurada burada rastladıkları birkaç “tuhaf istisna”yı gerekçe göstererek inkâr eden sığ kafalar tam da bu “Tarihçi Okul”un ürünüdür.

Hildebrand’ın İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’na yönelik “ayrıntılı reddiyesini” dayandırdığı “tarihsel yöntem” de işte tam da böyle bir şeydi. Sombart bu konuda doğru bir sezgiye sahiptir; nitekim Hildebrand’ın Engels’e karşı savurduğu mızrağın aslında boşa gittiğini ima eder. Fakat o bunu yalnızca ima etmekle kalır ve ardından yine Hildebrand’ın tarihsel gelişime Engels’inkinden farklı bir bakış açısıyla yaklaştığını söylemeye devam eder. Oysa bu benzetme doğru değildir. Doğru imgeyle durum daha ziyade şudur: Hildebrand, Engels’in tarihsel gelişimin üzerine saçtığı berrak ışığı, yoğun bir tarihsel veri ve kırıntı toz bulutuyla karartmaya çalışmıştır. Engels “Durum”da, 19. yüzyıl tarihsel gelişiminin ağırlık merkezinin büyük sanayide yattığını, bu sanayinin bir yanda giderek küçülen bir kapitalistler azınlığını her şeye kadir kılarken, diğer yanda giderek büyüyen bir işçi yığınını zorla insanlıktan çıkardığını kanıtlamıştı. Fakat aynı zamanda, yasalarını İngiliz büyük sanayisinin somut koşulları üzerinden tek tek gösterdiği tarihsel bir diyalektik sayesinde, kapitalistlerin bu yükselen hareketinin zorunlu olarak alçalan bir harekete, işçi sınıfının alçalan hareketinin ise yükselen bir harekete dönüşeceğini, siyasi egemenliğin uzun vadede kaçınılmaz olarak proletaryanın eline geçeceğini ve böylece büyük sanayinin –bugüne kadar olduğu gibi bir lanet değil– insanlık için bir nimete dönüşeceği yeni bir toplumun tohumlarının atıldığını da kanıtlamıştı. Peki, Hildebrand’ın bu tarihsel hakikate karşı söyleyebileceği ne vardı?

Kendince, İngiltere’deki emekçi sınıfların önceki yüzyıllarda 19. yüzyıldakinden çok daha kötü durumda olduğunu; İngiliz zanaatkârların, denizcilerin ve hizmetkârların, Engels’in durumlarını anlattığı fabrika, tarım ve maden işçilerinden daha iyi koşullarda yaşadığını; Hesse Elektörlüğü’nün Yukarı Hesse eyaletindeki zanaat proletaryasının İngiltere’deki büyük sanayi proletaryasından çok daha fazla çile çektiğini kanıtlamaya çalışan ve bunlara benzer daha pek çok itirazdan oluşan karmakarışık bir tarihsel ve istatistiksel döküntü yığınını sürüp getirir. Diyelim ki Hildebrand kanıtlamaya çalıştığı şeyi gerçekten kanıtlamış olsaydı bile, bununla Engels’e karşı neyi kanıtlamış olurdu? Gün gibi ortada olduğu üzere: Koca bir hiç! Hildebrand, tam da “Tarihçi Okul”un o meşhur “tarihsel yöntem”ine yaraşır biçimde, Engels’in ortaya koyduğu tüm belirleyici soruların etrafından dolanır ve sırf Engels’in dünya pazarında bulduğunu kendisi Yukarı Hesse eyaletinde bulamadı diye Engels’i bir hayalperest ilan eder.

O zamandan bu yana geçen elli yıllık pratik deneyim, kimin gerçek bir “tarihsel kafa” olduğuna nihai kararı vermiştir: Engels mi, yoksa Hildebrand mı? Hatta biz, Alman üniversite iktisadını Engels lehine ve Hildebrand aleyhine tanıklık etmeye doğrudan çağırabiliriz. Bir an için Herkner’in üslubuyla konuşmak gerekirse; Hildebrand sosyalist teorileri üniversitelerde okutulmaya layık hale getirmemiştir –ne mutlu ki getirmemiştir!– aksine, o dik kafalı öğrencinin zihnine biraz olsun tarihsel-iktisadi diyalektik sokabilmek otuz kırk yıl sürmüş olsa da, Engels’in “Durum”u Alman üniversite iktisadını eğitip bilimselliğe muktedir kılan yegâne güç olmuştur. Alman kürsü iktisadının ürettiği en iyi çalışmalar –ki bunlara Herkner ve Sombart’ınki de dâhildir– herkesçe bilindiği üzere Hildebrand’ın “tarihsel yönteminden” ziyade Engels’in “Durum”unun açtığı çığıra ve modele göre şekillenmiştir. Ve nitekim Sombart’ın Engels’i anma yazısının bizzat taşıdığı bu erdemler, henüz yeterince kapsayıcı bulmadığımız kimi noktalarda o yazıyı tamamlamaya bizi sevk eden esas etken olmuştur.

Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu

Çeviri Tarihi: 25 Temmuz 2026

Kaynak: Die Neue Zeit, 9 Ekim 1895

[1] Kastedilen, Engels’in Kapital’in III. Kitabı İçin Tamamlayıcı ve Ek Açıklamalar başlıklı yazısıdır. Engels, bu yazıda Sombart için şöyle yazıyordu: “Werner Sombart, Braun’un Archiv für soziale Gesetzgebung’unda (VII, Heft 4), Marx’ın sisteminin ana hatlarını, bir bütün olarak ele alındığında yetkin bir şekilde sunuyor. Böylece, ilk kez, bir Alman üniversite profesörü, Marx’ın eserlerinde, genel olarak, Marx’ın gerçekten söylemiş olduğu şeyleri görmeyi başarıyor ve Marx’ın sisteminin eleştirisinin, onun çürütülmesiyle değil («bununla, politik hırslara sahip olanlar uğraşabilir»), sadece daha da ileriye gitme yoluyla yapılabileceğini açıklıyor.” Marx, Kapital, III. Cilt, Yordam Yay., s.872 (Ç.N.)

[2] Werner Sombart (1863-1941): Alman iktisatçı ve sosyolog. Tarihçi İktisat Okulunun son dönem temsilcilerindendir. Akademik kariyerinin başında Marksizme duyduğu yakınlık ve Kapital’in değer teorisine getirdiği kavrayışla dikkat çekmiş; nitekim Engels, önceki notta belirtildiği üzere, Sombart’ın değer yasasına ilişkin çözümlemelerini takdirle karşılamıştır. Fakat Sombart, kapitalizmin tahlilinde tarihsel materyalizmin bütünlüklü kavrayışından uzaklaşarak iktisadi gelişmeyi “kapitalist ruh” gibi idealist ve psikolojik kategorilere indirgemiş, sonunda ise tarihsel diyalektiği terk ederek ampirist bir yönteme ve ömrünün son yıllarında ise açıkça gerici/faşizan fikirlere yönelmiş, Alman faşizminin entelektüel zeminine destek vermiştir. (Ç.N.)

[3] Engels, Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi, 1844 Elyazmaları içinde, Sol Yayınları, Ankara 2011, s.352 (Ç.N.)

[4] Engels: Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu adlı çalışmasına, bu alıntının da geçtiği şu dipnotu düşmüştür: “Burada kişisel bir açıklama yapınama izin verilsin. Son zamanlarda birkaç kez bu teoride benim payıma işaret edildi, onun için bu noktayı aydınlatacak birkaç söz söylemeden edemeyeceğim. Marx ile kırk yıllık ortak çalışmam öncesinde ve sırasında teorinin gerek kurulmasında gerekse de özellikle işlenmesinde belli bir bağımsız payım olduğunu ben de yadsıyamam. Fakat özellikle iktisat ve tarih alanında yön verici temel fikirlerin büyük çoğunluğu ve özellikle de bunların sonal kesin ifadelendirilişi, Marx’ın işidir. Benim katkılarımı, “olsa olsa birkaç özel bilgi dalı dışında, Marx ben olmadan da gerçekleştirebilirdi. Marx’ın yaptıklarını ben yapamazdım. Marx, hepimizden üstteydi, daha uzağı görüyor, daha fazla şeyi ve daha çabuk kuşbakışı görüyordu. Marx bir dahi idi, biz diğerleri ise olsa olsa yetenekli kişiler. O olmasaydı, teori bugün olduğu yerden çok gerilerde olurdu. Dolayısıyla haklı olarak onun adını taşıyor.” Bkz: İnter Yay., s.43 (Ç.N.)

[5] Franz Mehring, burada Alman Sosyal Demokrasi Tarihi adlı çalışmasını kast ediyor. Daha sonraki yıllarda Karl Marx’ın Hayatının Hikâyesi adlı eserinde de aynı konuya değinir. (Ç.N.)

[6] Marx, ilerleyen yıllarda Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsözü’nde (1859), Engels’in Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi makalesini “iktisadi kategorilerin eleştirisine katkının dâhice bir taslağı” olarak tanımlayacaktı. (Ç.N.)

[7] Bruno Hildebrand (1812-1878): Alman iktisatçı ve Alman Tarihçi İktisat Okulunun kurucu isimlerindendir. Hildebrand, iktisadı evrensel yasalara değil, her ulusun kendine özgü tarihsel koşullarına göre ele alan ulusal ekonomi anlayışını savunmuştur. Klasik iktisadın soyut ve evrensel yasalarına karşı çıkarak iktisadı tarihsel verilere dayandırmaya çalışmıştı; Marksistler, diyalektik bütünlükten uzaklaşarak ekonomiyi ampirik veri yığınına indirgeyen bu yaklaşımı eleştirdiler. 1848’de yayımladığı Günümüzün ve Geleceğin Ekonomi Politiği (Die Nationalökonomie der Gegenwart und Zukunft) adlı eserinde, Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu adlı eserini çürütmeye soyunmuştu; Mehring’e göre Hildebrand, sanayileşmenin yarattığı toplumsal yıkımı tali, münferit tarihsel ve istatistiksel ayrıntılar içinde değerlendiriyordu. (Ç.N.)

[8] Engels’in 1844 yılında Alman-Fransız Yıllıkları (Deutsch-Französische Jahrbücher) için kaleme aldığı İngiltere’nin Durumu, Thomas Carlyle’ın “Geçmiş ve Bugün” Yapıtı Üzerine başlıklı makalesinden alınmıştır. Marx/Engels Toplu Eserler, Cilt 1 (Ç.N.)