Aşağıdaki metin, Pierre Broué’nin Bolşevik Partisi (Le Parti bolchevique) adlı eserinin “Devrimin Partisi” başlıklı 4. bölümünün çevirisidir. Çeviri sırasında, yazarın dipnotlarda belirttiği kaynakları mümkün olduğu ölçüde Türkçedeki baskılarıyla karşıladık. “Bolşevik Partisi ve 1917 Ekim Devrimi” ana başlığını biz belirledik ve metne eklediğimiz açıklayıcı dipnotları (Ç.N.) kısaltmasıyla gösterdik.
Devrimin Partisi
Ekim 1917’de Petrograd’da iktidarı ele geçiren Bolşevik Partisi, doğrudan doğruya Lenin’in yüzyılın başından itibaren inşa ettiği örgütün bağrından doğmuştur. Fakat on binlerce işçi ve askeri partiye yönelten ve milyonlarca insanı siyaset sahnesine fırlatan devrimci dip dalganın etkisiyle artık bambaşka bir partiye dönüşmüştür. Profesyonel devrimcilerden oluşan o küçük örgüt, büyük bir devrimci kitle partisine dönüşmüş ve bu anlamda Menşevikler ile Bolşevikler arasındaki büyük örgütlenme kavgası Bolşeviklerin lehine sonuçlanmıştır. Hepsinden önemlisi, Bolşevik Partisi iktidarı alarak 1905’ten bu yana sosyal-demokratlar arasındaki örgütsel çatışmaların zeminini oluşturan Rusya’daki devrimin niteliğine ilişkin teorik tartışmayı kesin olarak karara bağlamıştır.
1905 öncesinde devrimin sorunları
1903’te Bolşevikler ve Menşevikler, yalnızca nihai hedefe –yani iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesine ve sosyalizmin kurulmasına– ulaşmanın araçları konusunda ayrılıyor gibi görünürler. Ancak İkinci Kongrenin ardından başlayan tartışma daha derin görüş ayrılıklarını açığa çıkarır. Karl Marx, proleter devrimi en ileri ülkelerin işçi sınıfından bekliyordu. Bu ülkelerde, Fransa’daki 1789 devrimi gibi bir burjuva devrimi, toprak aristokrasisinin gücünü ve mutlakiyeti yıkarak kapitalizmin gelişme koşullarını yaratmıştı. Marx’ın ilk Rus izleyicileri, Rusya’da o sırada gündemde olan devrimci görevin Çarlık otokrasisinin yıkılması ve siyasal bir demokrasi kurularak toplumun burjuva ve kapitalist bir doğrultuda dönüştürülmesi olduğunu düşünüyorlardı. Hatta Pyotr Struve okulunun “yasal Marksistleri” bu tutumu en uç sonuçlarına kadar vardırmışlardı; Rusya’da kapitalist gelişmenin havarisi haline gelen Struve’nin kendisi de Kadet Partisine katılmış ve siyasal liberalizmi benimsemişti. İskracılar bir işçi partisi inşa etme konusunda hemfikir olmuşlardı; ancak bölünme sonrasındaki tartışmalar, partinin önüne bu aşamada konulacak hedefler konusunda artık aynı görüşte olmadıklarını gösterir. Menşevikler, Bolşevikleri Marx’ın perspektiflerini terk etmekle ve nesnel koşullar ilk aşamada yalnızca bir burjuva devrimine elverdiği halde, komplolar yoluyla yapay bir biçimde proleter bir devrim örgütlemeye çalışmakla suçlarlar. Bolşevikler ise Menşeviklerin, uzak bir geleceğe erteledikleri proleter devrimi örgütlemekten ve hazırlamaktan vazgeçtiklerini söyleyerek karşılık verirler: Böylece Menşevikler, önce burjuva-demokratik, ardından proleter-sosyalist olmak üzere farklı devrimci “aşamalardan” geçerek otomatik olarak sosyalizme varacak bir tür kendiliğinden tarihsel gelişimin savunucuları haline gelirler. Bu kadercilik onları, işçilerin ve sosyalistlerin eylemini şimdilik otokrasiye karşı demokratik özgürlükler uğruna verilen mücadelede burjuvazinin yardımcı gücü olma rolüyle sınırlamaya götürür.
Nitekim bölünmeden itibaren Menşeviklerin geliştirdiği argümanlar, giderek Batı’da reformist sosyalizmi savunanların kullandığı argümanlardan ibaret hale gelmektedir. Buradaki paradoks ise, Batı’da reformizmin toplumsal dayanağını oluşturan işçi aristokrasisinin bir benzerinin Rusya’da bulunmayışıdır.
1905 devrimi ışığında tartışma
Tüm Rus sosyal-demokratları açısından 1905 devrimi, temel hedefleri –bir Kurucu Meclisin seçilmesi ve demokratik özgürlüklerin tesisi– bakımından bir burjuva devrimiydi. Fakat bu burjuva devriminin başından sonuna dek işçi sınıfı tarafından, onun kendi sınıfsal araçlarıyla, yani sokak gösterileri, grevler ve Moskova işçilerinin ayaklanmasıyla yürütüldüğü de bir o kadar açıktır. Üniformalı köylüler olan askerlerin birkaç isyanına ve yer yer kısa süreliğine alevlenen köylü ayaklanmalarına rağmen, köylülük bir bütün olarak yerinden kıpırdamamıştır. Çarlık nihayetinde ordunun denetimini elinde tutmuş, üniformalı köylüler de sonunda işçi hareketini ezmiştir. Rus burjuvazisine gelince, Çarlığın ilk tavizleriyle birlikte geri adım atmış, istediklerini bütünüyle elde etmekten henüz çok uzakken mücadeleyi terk etmiştir. Menşevikler ve Bolşevikler, devrimci eyleme aynı kararlılıkla ve hiçbir tereddüt göstermeksizin atılmışlardır. En önemli asker isyanlarından birine kendi birliğinde önderlik eden kişi, genç bir Menşevik subay olan Antonov-Ovseyenko’ydu. Yenilginin ardından, temel tahlilde ve başarısızlığın açıklanmasında yine hemfikirdirler: Burjuvazi, işçi kitlelerinden duyduğu korkuyla geri adım atmış; köylülüğün pasifliği ise eski rejimin direnmesinde başlıca etken ve karşı-devrimin en büyük kozu olmuştur. Lakin bu ilk devrimci deneyimden çıkarılacak sonuçlar konusunda görüş ayrılığına düşerler.
Menşevikler bu başarısızlığa şaşırmazlar. Plehanov, Moskova’da silaha başvurulmasını sonradan hatalı bulmuştur. Olayların seyri, sonuçta onların öteden beri düşündüklerini doğrulamaktadır: Gerçekleştirilmesi yalnızca işçi sınıfına düşen sosyalist devrim, üretici güçlerin önceden gelişmesini gerektirir. Bu gelişme ise ancak bir burjuva devriminden sonra mümkün olabilecek bir kapitalist gelişme evresinde gerçekleşecektir. Dolayısıyla Rusya’yı yarı-feodal durumundan sosyalizmin zaferine taşıyacak iki aşamayı birbirinden titizlikle ayırmak gerekir: Burjuva-demokratik nitelikteki ilk devrim, Fransa’daki 1789 devrimine denk bir dönüşüm gerçekleştirecektir. Sosyalist devrim ise ancak daha sonra, toplumun kapitalist dönüşümü zemininde gerçekleşebilecektir; bu devrime, söz konusu dönüşümle siyasal bakımdan egemen sınıf olmadan önce sayısal bakımdan baskın sınıf haline gelmiş proletarya önderlik edecektir. Bu iki tarihsel evre, bu iki devrimci aşama arasında zorunlu olarak az çok uzun bir zaman aralığı bulunacaktır. İşte bazı Menşevikleri, ilk aşamada sosyalistlerin liberal burjuvaziyle ittifak kurması fikrini savunmaya yönelten bu tahlildir. Lenin’in “tasfiyeci” olarak adlandıracağı eğilim de böylece gerekçelendirilmiş olur. Zira bu eğilim, bir işçi partisi inşa etmeyi artık ilk aşamadaki zaferin koşulu olarak görmemekte ve parti inşasından vazgeçme noktasına varmaktadır.
Bolşeviklere göre 1905 devrimi, proletaryanın, köylülüğün 1905’te eksik kalan desteğini alması koşuluyla, iki düşmanını –otokrasiyi ve burjuvaziyi– ezebileceğini göstermişti. Lenin, Rusya’da proleter sosyalist devrim aşamasından önce burjuva-demokratik devrim aşamasından geçilmesi gerektiği konusunda Menşeviklerle hemfikirdir. Bununla birlikte, 1905 deneyimi onun gözünde, burjuvazinin proletaryadan duyduğu korku nedeniyle bu devrimi sonuna kadar götürmekten aciz olduğunu; bunu yalnızca, toprak isteyen köylülüğü kendisine müttefik olarak kazanan proletaryanın yapabileceğini kanıtlamaktadır. Dolayısıyla Rusya’daki burjuva-demokratik devrim, ileri ülkelerde olduğu gibi burjuvazinin önderliğinde gerçekleşmeyecek; ancak “proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü” eliyle başarıya ulaştırılabilecektir. Böyle bir diktatörlük “Avrupa’yı ayağa kaldırma olanağı verirdi”; “Avrupalı sosyalist proletarya da burjuvazinin boyunduruğunu silkip atarak bu kez dünya devrimini tamamlamamıza yardım ederdi.”[1] Böylece Lenin, iki aşama arasındaki ayrımı korumakla birlikte, tahliline bu aşamalar arasındaki geçişe ilişkin iki unsur katar. Bu unsurlar, tahlilini Marx’ın “kesintisiz devrim”[2] üzerine ünlü ifadelerinin bir uzantısı olarak ortaya koymasına olanak verir: Sosyalist devrim, belirli tarihsel koşullar altında, hem Rusya’da hem Avrupa’da doğrudan doğruya Rusya’daki burjuva-demokratik devrimden doğabilir; bu da Rusya’da sosyal-demokrat işçi partisinin inşasını yakıcı bir zorunluluk haline getirir.
Troçki, önde gelen sosyal-demokrat önderler arasında 1905 devriminde önemli bir rol oynamış tek kişidir. Menşeviklerle olan örgütsel bağlarına rağmen, onların teorik anlayışlarına kökten karşı çıkar: “Sürekli devrim” teorisinin temel unsurları bu döneme dayanır. Ona göre, Rus toplumsal yapısının karakteristik özelliği, kapitalist sanayinin devlet himayesinde ve yabancı sermayeyle gelişmiş olmasıdır. Dolayısıyla gerçek bir burjuvazi yokken bir proletarya vardır. Bu da şu anlama gelir: “Ekonomik bakımdan geri kalmış bir ülkede proletarya, ileri bir kapitalist ülkedeki proletaryadan daha önce iktidara gelebilir.”[3] Nitekim 1905 devriminin seyri, ona göre şunu göstermiştir: “Proletarya bir kez iktidara geldiğinde, içinde bulunduğu konumun mantığı gereği kaçınılmaz olarak ekonomiyi bir devlet işi olarak yönetmeye itilecektir.”[4] Bu da şu anlama gelir: Proletarya, burjuva-demokratik devrimi tamamlarken otomatik olarak sosyalist devrimi gerçekleştirmeye de geçer. Lenin’in birinci aşamadan ikinciye geçiş için koyduğu koşullar –toprak için mücadele eden köylülerin desteği ve ileri ülkelerdeki devrim– Troçki’nin gözünde artık yalnızca nihai zaferin koşullarıdır. Bu nedenle “proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü” formülünü reddeder ve onun yerine “köylülüğün desteğini alan ve ona önderlik eden proletaryanın diktatörlüğü” formülünü önerir. Lenin gibi o da sosyalizmin tek bir ülkede zafere ulaşabileceğini düşünmez. “Avrupa proletaryasının doğrudan devlet desteği olmaksızın Rusya işçi sınıfı iktidarda tutunamayacak ve proletaryanın geçici egemenliğini kalıcı bir diktatörlüğe dönüştüremeyecektir.”[5]
Sosyalistler ve sovyetler
Tarihçiler, haklı olarak, 1905 devrimi tarihinin en can alıcı olgusu olarak sovyetlerin ortaya çıkışını görürler; nitekim 1917’de proleter devrim ve Bolşevik Partisi tam da bu sovyetler aracılığıyla zafere ulaşacaktır. Bu bakımdan, sovyetlerin işçi hareketindeki eğilimlerden herhangi birinin inisiyatifiyle örgütlenmemiş olması ve 1905’in ertesinde sosyalistler arasında yürütülen polemikte sovyetlere pek az önem verilmesi daha da dikkat çekicidir.
İlk sovyet, “Rus Manchester’ı” İvanovo-Voznesensk’te ortaya çıkmıştır. Yetmiş iki gün süren grev mücadelesi sırasında bir grev komitesinden ve grevcilerin her gün yaptıkları toplantılardan doğmuştur.[6] Kendilerini seçenler tarafından denetlenen ve her an geri çağrılabilen delegelerden oluşan bu konsey biçimi Rus topraklarında ortaya çıkmıştı ve hızla bütün işçi merkezlerinde benimsenecekti. Anlaşıldığı kadarıyla St. Petersburg Sovyeti matbaa işçilerinin inisiyatifiyle doğmuştur; kısa sürede başkentin tüm işçilerini temsil eden fabrika delegelerini, sanayi işçisi dışındaki çalışanların sendikalarını ve sosyal demokrasinin farklı fraksiyonlarının temsilcilerini kapsayacak biçimde genişler. Genel grevi yöneten odur. Grevin başarısı için işlemesi vazgeçilmez olan ulaşımı ve diğer kamu hizmetlerini düzenlerken düzeni sağlama sorumluluğunu da üstlenir. İşe yeniden başlandıktan sonra işletmelerde sekiz saatlik işgününü dayatan da odur. İzvestiya (Haberler) adlı bir günlük gazete çıkarma inisiyatifini alır, vergi boykotunu örgütler, alacaklıları devrimin Rus borçlarının faizlerini ödemeyeceği konusunda uyaran ünlü manifestoyu yayımlar ve tırmanan enflasyona karşı ücretlerin altın parayla ödenmesini dayatır. Sendikaların örgütlenmesine ivme kazandırır ve Kara Yüzler’in bir pogrom girişimini bastıran işçi öz-savunma gruplarını örgütler.[7] Bütün büyük kentlerde sovyetlerin kurulmasına yol açan, onun oluşturduğu örnek ve bu örneğin duyurulmasıdır. Kuruluşlarına vesile olan durumlar ya da yerel çıkış noktaları –grev komitesi, eylem komitesi, toplantı– ne olursa olsun, 1905 sovyetleri fabrika delegeleri çevresinde bir araya gelen emekçi delegelerinden oluşan konseylerdir. Bu temsilciler, örgütlü olsun olmasın bütün işçiler tarafından seçilir ve kendilerini seçenler tarafından her an geri çağrılabilirler. Tümü, görece kısa bir süre içinde, devletin iktidarına rakip bir iktidar kullanan devrimci otoriteler olarak hareket ederler. Bu, emekçilere dayanan ve otoritesini toplumun diğer sınıfları üzerinde çoğu zaman baskı yoluyla uygulayan fiili bir ikinci iktidardır.
Propagandalarında “halk devleti”, “öz-yönetim” veya “komün” gibi şiarları istekle öne çıkaran Menşevikler, sovyetlerin kuruluşunu desteklemiş ve azımsanmayacak bir rol oynamışlardır. Lakin burjuva devrimi perspektifleri içinde sovyetleri uzun süre varlığını sürdürecek iktidar organları olarak göremezler. St. Petersburg Menşevikleri, Troçki’nin etkisi altında, yurt dışındaki önderlerin çizgisine aykırı hareket ederler. Gerçekte Menşeviklerin çoğunluğu, sovyetleri bir kitle partisinin ya da Alman tarzı sendikaların başlangıç noktası olarak görürler. Bu örgütleri, kendi şemalarına göre Rus toplumunun Batı Avrupa’nın kapitalist ve demokratik toplum modeline uyum sağlayacağı dönemde inşa edip geliştirmeyi amaçlarlar.
Gördüğümüz gibi Bolşevikler, sovyetlere karşı çok daha çekinceli bir tutum takınmışlardır. İçlerinden bazıları sovyetlerde, partinin otoritesine rakip olacak biçimsiz ve sorumsuz bir örgütlenme yaratma girişimi görür. Petersburg Bolşevikleri başlangıçta İşçi Delegeleri Sovyetine Bolşevikler olarak katılmayı reddederler. Onları katılmaya ikna etmek için Troçki’nin, Merkez Komitesi temsilcisi Krasin nezdinde bütün prestijini ortaya koyarak ısrar etmesi gerekecektir. Genel olarak sovyetlere en sıcak bakanlar bile, en iyi ihtimalle onları yalnızca partiye yardımcı oluşumlar olarak görmeye razı olurlar. Lenin bile sovyetlere, 1917’de atfedeceği önemi ve anlamı henüz vermiş görünmemektedir. Nitekim Petersburg Sovyetinin dağıtılmasının ardından, anarşistlerin sovyete kabul edilmesine karşı çıkan Bolşeviklerin tutumunu onaylar. Onun gözünde sovyet “ne bir işçi parlamentosu ne de bir proleter öz-yönetim organı”dır; yalnızca “belirli hedeflere ulaşmaya yönelik bir mücadele örgütü”dür.[8] 1907’de, sovyetlerin gerçekten “devrimci bir iktidar” oluşturup oluşturmadığı sorununun bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini kabul eder.[9] Ocak 1917’de, 1905 devrimi üzerine verdiği bir konferansta sovyetlere yalnızca değinip geçer ve onları “mücadele organları” olarak tanımlar.[10] Tahlilini ancak izleyen haftalarda, Buharin’in, Hollandalı Pannekoek’in ve her şeyden önce Rusya’daki yeni sovyetlerin oynadığı rolün etkisiyle değiştirecektir.
Bu konuda da Troçki, hem yalnız kalışıyla hem de öncülüğüyle öne çıkar. Petersburg Sovyeti deneyiminin tam merkezinde yer alan Troçki, bu deneyimden dersler çıkarır, yürütülen faaliyetin bilançosunu ortaya koyar ve şu sonuca varır: “Hiç şüphe yok ki bir sonraki devrimci patlamada bu türden işçi konseyleri tüm ülkede kurulacaktır. Ulusal bir kongrenin örgütleyeceği bir Tüm Rusya İşçi Sovyeti, (…) önderliği üstlenecektir. (…) Gelecekteki sovyet, tüm eylem programını bu elli günlük deneyimden çıkarabilecektir. (…) Orduyla, köylülükle ve orta sınıfların pleb kesimleriyle devrimci işbirliği; mutlakiyetin ilgası, mutlakiyetin askeri aygıtının yıkılması, (…) polisin ve bürokratik aygıtın ilgası; sekiz saatlik işgünü; halkın ve her şeyden önce işçilerin silahlandırılması; sovyetlerin kentlerde devrimci öz-yönetim organlarına dönüştürülmesi, toprak devrimini yerel düzeyde yönetmek üzere köylü sovyetlerinin kurulması; Kurucu Meclis seçimleri.”[11] Şunu da belirtir: “Böyle bir planı formüle etmek, uygulamaktan daha kolaydır; ancak devrim zafere ulaşacaksa, proletarya bu rolü üstlenmek zorundadır. Dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bu devrimci görevi yerine getirecektir.”[12]
Tutuklanan Troçki, yargıçları önünde de ifade ettiği gibi, “devrimin tipik örgütü” olan sovyetin, “proletaryanın bizzat kendi örgütü” olduğu için “proletarya iktidarının organı” olacağını savunan neredeyse tek kişiydi.[13] Yeni bir devrimden doğacak geçici bir hükümete katılma konusunda sosyal-demokratlar arasındaki büyük tartışmanın dışında kalacaktı. Menşevikler bu katılımı mahkûm ederler: Burjuva devrimine önderlik etmek burjuvaziye düşer; sosyalistler muhalefette kalmalı ve iktidara herhangi bir biçimde ortak olmayı reddetmelidirler. Onlara göre sosyalistlerin görevi, işçi sınıfını sosyalizm uğruna mücadeleye vaktinden önce atılmaktan alıkoyarken onun mevzilerini güçlendirmeye çalışmaktır. Bolşevikler ise, tersine, geçici bir hükümete katılmaktan vazgeçen sosyal-demokratların demokratik devrimi tamamlamaktan da vazgeçmiş olacaklarını savunuyorlardı. 1917’de Menşeviklerin geçici hükümete katılmayı kabul etmeleri ve Bolşeviklerin ise onları bu yüzden ihanetle suçlamaları, elbette tarihin bir cilvesidir. Fakat bu tarihe gelindiğinde sovyetlerin inşası artık işçilerin ve köylülerin kendi işi haline gelmişti. Kendiliğinden gelişen bu çalkantılı devrimci süreç de, tıpkı birkaç yıl önce savaşın patlak vermesinin yaptığı gibi, eski tartışmaları kesin olarak geride bırakmıştı.
Savaş: Yeni saflaşmalar
1914 savaşı, sosyal-demokratları yeni hatlar üzerinden bölecektir. İkinci Enternasyonalin büyük partileri –Fransız sosyalistleri ile Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht çevresindeki küçük enternasyonalist grup dışındaki Alman sosyal-demokratları– her biri kendi ülkesinde “kutsal birliğe” katılır ve ulusal savunmayı destekler. Sosyalizm uğruna mücadeleyi, hatta her türlü güncel işçi mücadelesini, önce karşı cephedeki militarizmi ve emperyalizmi silah yoluyla yenme zorunluluğuna tabi kılarlar. Gerçekte, Batı ülkelerinde sosyalist partiler, silahlı çatışmada kendi burjuvazileriyle dayanışma içinde kalarak artık kendilerini ona bağlayan bağları korumayı seçerler: Enternasyonal, bir işçi örgütü olarak iflas etmiştir! Çünkü önderleri, hangi devlete ya da ittifak sistemine mensup olurlarsa olsunlar, devletle olan ulusal dayanışmalarını diğer ülkelerin işçileriyle olan uluslararası dayanışmanın üstünde tutarlar. Lenin’in dilini kullanacak olursak, reformizm “sosyal-şovenizm”e dönüşmektedir. Bu koşullar altında, yurtsever akımın Rusya’da Batı’dakinden daha cılız kalmış olmasında şaşılacak bir yan yoktur: Orada reformizmin yerli bir toplumsal tabanı bulunmadığı gibi, savaş ilânı Çarlık hükümeti tarafından her eğilimden işçi basınının yasaklanmasını meşrulaştırmak amacıyla derhal ve utanmazca kullanılır. Dumadaki Bolşevik ve Menşevik milletvekilleri askeri ödeneklere karşı oy kullanmakta birleşeceklerdir. Fransız ve Alman mevkidaşları ise, hâlâ kendi “kazanımları” diye adlandırdıkları her şeyi baskı altında yitirme korkusuyla bu ödenekleri derhal onaylamışlardır.
Buna karşın Rus sosyal demokrasisi, farklı güçler dengesi içinde de olsa, uluslararası sosyal demokrasinin yaşadığı bütün bölünmeleri yaşayacaktır. Bu farklı güçler dengesi, Rus toplumunun ve işçi hareketinin özgül nitelikleriyle açıklanır. Plehanov, askeri ödenekler lehine oy kullanmayı reddetmeyi bir “ihanet” olarak mahkûm eder ve ulusal savunma görüşünü destekler. Tıpkı Fransız sosyalistleri gibi o da Avrupa kapitalizminin ve militarizminin kalesi olan Alman emperyalizminin yenilgisinin sosyalizmin zaferine hizmet edeceğini düşünür. Böylece, yalnızca görünüşte olan bir çelişkiye rağmen, Alman sosyalistleriyle aynı çizgide buluşur: Onlar ise gericiliğin kalesi olan Çarlık otokrasisinin yenilgisinde, partinin en güçlü olduğu ülkenin zaferi yoluyla sosyalizmin de zafere ulaşacağının güvencesini görürler… Yurt dışındaki Menşeviklerin ve yurt dışı sekreterliğinin çoğunluğu onun yanındadır; ancak militanların tamamını peşinden sürüklemekten uzaktır. Çünkü o zamana dek Plehanov’un sağında yer alan pek çok Menşevik bile onun bu yurtsever tutumunu benimsemeyi reddeder.
Lenin ise, Avusturya’da yaşadığı kimi güçlüklerin ardından sığındığı İsviçre’de, partinin Merkez Komitesi adına şu ifadeleri taşıyan bir manifesto kaleme alır: “Rusya’daki bütün halkların işçi sınıfı ve emekçi kitleleri açısından daha az kötü olanın, Avrupa ve Asya’da en fazla sayıda ulusu ve en büyük nüfus kitlesini ezen, en gerici ve en barbar hükümet olan Çarlık monarşisinin yenilgisi olacağından hiç kuşku yoktur.”[14] İkinci Enternasyonalin çöküşünü saptayan Bolşevik Merkez Komitesi, kendi örgütünü inşa ederken dayandığı ilkeleri bütün sosyalistlere önermek üzere yeniden ele alır ve şöyle ilân eder: “Bırakalım oportünistler, inançlarına ihanet etme pahasına yasal örgütleri «korumaya» baksınlar; devrimci sosyal-demokratlar ise sosyalizm ve işçi sınıfının kenetlenmesi uğruna, kriz dönemine uygun yasadışı mücadele biçimleri yaratmak için işçi sınıfının örgütlenme ruhundan ve bağlarından yararlanacaklardır. Bu yasadışı biçimleri, kendi ülkelerinin şoven burjuvazisinin safında değil, bütün ülkelerin işçi sınıfının safında mücadele etmek için yaratacaklardır. Proleter Enternasyonal yok olmamıştır ve yok olmayacaktır. İşçi kitleleri, bütün güçlüklerin içinden geçerek yeni bir Enternasyonal yaratacaklardır.”[15] Şubat 1915’te, Bern’de toplanan ve Rusya’dan yeni gelen Buharin ile Pyatakov’un da katıldığı yurt dışındaki Bolşevik gruplar konferansı, “emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi” yönünde tutum alır.
Böylece, Bolşeviklerin inisiyatifiyle İkinci Enternasyonal partilerinin “savunmacılığına” karşı, Üçüncü Enternasyonalin inşasını savunan devrimci “yenilgici” bir akım ortaya çıkar. İkinci Enternasyonalin savaş karşısındaki teslimiyeti, dünya işçi hareketinde kalıcı bir bölünmenin koşullarını yaratmıştır. Ancak güçlerin bu yeni saflaşmasında, yeni ilkelerin ve alınan yeni tutumların eski önyargılara ve tavırlara üstün gelmesi için daha aylar geçmesi gerekecektir.
Başlangıçta, Rus siyasi göçmen çevrelerinde Plehanov’un savunmacılığı ile Lenin’in yenilgiciliği arasında çok çeşitli tutumlar sıralanır. Martov ve pek çok Menşevik, Hohenzollernlerin ya da Habsburgların zaferinin sosyalizm davası açısından Romanovların zaferinden daha elverişli ya da daha kötü olacağını kabul etmeyi reddederler. Savaşın emperyalist karakterini ve bütün ülkelerin emekçileri için beraberinde getirdiği korkunç acılar silsilesini teşhir ederler. Sosyalistlerin görevinin, ilhaksız ve demokratik bir barış uğruna mücadele ederek savaşa son vermek olduğunu savunurlar. Onlara göre, savaşan ülkelerdeki sosyalistlerin savaş ödenekleri lehine oy vermeyi reddetmesinden başlayarak bütün ülkelerin sosyalistlerinin birliği bu temelde yeniden kurulabilir.
Troçki, Martov’a oldukça yakın bir konumdadır. Daha 1914 yazında, Enternasyonal ve Savaş başlıklı bir broşürde Alman ve Fransız sosyal-demokratlarına şiddetle saldırır. Şöyle yazar: “Mevcut tarihsel koşullarda proletaryanın, ekonomik ilerlemenin önündeki başlıca engel haline gelmiş çağdışı bir ulusal «vatan»ı savunmakta hiçbir çıkarı yoktur; aksine, daha güçlü ve daha istikrarlı yeni bir vatanın, yani Dünya Birleşik Devletleri’nin temelini oluşturacak Cumhuriyetçi Avrupa Birleşik Devletleri’nin yaratılmasında çıkarı vardır. Kapitalizmin emperyalist çıkmazının karşısına proletarya, günün pratik programı olarak yalnızca dünya ekonomisinin sosyalist örgütlenmesini koyabilir.”[16] Martov’un enternasyonalist Menşevikleri ve Troçki’nin dostları, Paris’te Antonov-Ovseyenko’nun yönetiminde Rusça yayımlanan günlük Naşe Slovo [Bizim Sözümüz] gazetesinde eskiden Bolşevik olanlarla bir araya geleceklerdir.
Polemikler içinde tutumlar netleşir. Troçki, daha Kasım 1914’te şöyle yazar: “Reformist sosyalizmin hiçbir geleceği yoktur. Çünkü eski düzenin ayrılmaz bir parçası ve suç ortağı haline gelmiştir. Önderlerinin karşılıklı bir afla enternasyonalizme ihanetlerini silebileceklerini hayal ederek eski Enternasyonali yeniden inşa etmeyi umanlar, işçi hareketinin yeniden doğuşunu engellemektedirler.”[17] Onun açısından mesele, “Üçüncü Enternasyonalin güçlerini bir araya getirmek”tir. Rosa Luxemburg da kısa süre önce aynı tutumu almıştır: Alman sosyal demokrasisinin devrimci kanadı yasadışı koşullarda örgütlenmektedir. Ne var ki Martov, Troçki’nin görüşlerindeki değişimden kaygı duyar; yeni Enternasyonalin güçsüz bir sektten öteye geçebileceğine inanmaz. Şubat 1915’te Troçki, Naşe Slovo’da Menşeviklerle olan görüş ayrılıklarını ve 1913’te Ağustos Blokundan kopuşunu anlatır. Naşe Slovo, sosyalist enternasyonalizmin merkezi, Rus enternasyonalist akımlarının buluşma noktası haline gelir: Antonov-Ovseyenko, Troçki ve Martov’un çevresinde Manuilski gibi eski otzovist Bolşevikler, Sokolnikov gibi eski uzlaştırıcılar, Çiçerin ve Aleksandra Kollontay gibi Menşevizmden kopan militanlar ve Yoffe gibi Troçki’nin dostları bir araya gelir. Fransız eğitimiyle yetişmiş Bulgar-Rumen Kristian Rakovski, Karl Radek adıyla tanınan yarı Polonyalı yarı Alman Galiçyalı Sobelsohn ve İtalyan-Rus Anjelika Balabanova da bu çevrede buluşan kozmopolit enternasyonalistlerdir.
Troçki, Martov’u “sosyal-şovenler” ile bağlarını koparması için sıkıştırır. Lenin ise Troçki’yi onlarla olan bağlarını korumak istemekle suçlar. Temmuz ayında Troçki, Bolşeviklerin Rus enternasyonalizminin çekirdeğini oluşturduğunu yazar. Martov onunla yollarını ayırır ve gazeteden ayrılır. Eylül ayında, savaşan ülkeler de dâhil olmak üzere on iki ülkeden otuz sekiz delege İsviçre’de, Zimmerwald’da bir araya gelir. Lenin orada devrimci “yenilgici” görüşü, emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesini ve yeni bir Enternasyonalin inşasını savunur. Devrimci olmaktan ziyade pasifist olan çoğunluk onun çizgisini izlemez. Bununla birlikte, Troçki tarafından kaleme alınan ve emekçileri savaşa son vermek için mücadeleye çağıran bir manifesto oybirliğiyle kabul edilir. 1915’te, Bolşevik milletvekilleri hapisteyken Menşevikler “kutsal birliğe” katılırlar; önderleri Çheidze ise Zimmerwald’ı reddeder görünür. Menşeviklerin kıdemli önderleri Vera Zasuliç ve Potresov, Plehanov’u desteklerler. Troçki hâlâ tereddüt etmektedir ve Mayıs 1916’da, “arkalarında kitleler bulunmayan” devrimcilerin “bir süreliğine «onların» Enternasyonalinin sol kanadı olmaya mecbur” kalıp kalmadıklarını kendi kendine sorar.[18]
Lenin ve Troçki, “yenilgicilik” ve “Avrupa Birleşik Devletleri” üzerine polemiklerini hâlâ sürdürürler. Troçki, savaşın sonucundan bağımsız olarak devrimci mücadeleyi yürütmeye kararlı olanlar açısından “yenilgiciliğin” –sabotaj ve vatan haini suçlamaları dışında– fazladan hiçbir şey katmadığını söyler. Lenin ise “Avrupa Birleşik Devletleri”ni oyalayıcı bir şiar olarak görür: Ona göre bu şiar, devrimin ancak bütün Avrupa ülkelerinde aynı anda zafere ulaşabileceği izlenimini yaratarak her bir ülkedeki devrimci mücadeleyi frenleme tehlikesi taşır. Gerçekte, Isaac Deutscher’in de gösterdiği gibi, aralarındaki görüş ayrılıkları çok küçüktür ve esas olarak geçmişteki çekişmelerden doğan güvensizlikten beslenir.[19] New York’ta Rusça yayımlanan günlük Novıy Mir [Yeni Dünya] gazetesinde, Troçki’nin yanı sıra eski Menşevik Kollontay, Bolşevik Buharin ve Rus-Amerikalı devrimci Volodarski de yazarlık yapar. Gazete, 1917 başında, Bolşevikler de dâhil bütün Rus enternasyonalistlerinin kaynaşmasının habercisidir. “Vperyodcular” bu kaynaşmayı mücadelelerinin başlıca konusu haline getirirler. Buharin ise Lenin’e karşı, bu kaynaşmayı yeni bir Enternasyonalin inşasının başlangıcı haline getirmek ister.
Rusya’da sosyalist güçler
Bir süre, bütün sosyal-demokrat örgütlenmeler ortadan kalkmış görünür. Yurtsever akım, Çarlık ordusuna yazılan ve daha sonra orada astsubay olacak olan işçi Voroşilov gibi profesyonel devrimcileri bile önüne katıp sürükler. Bolşevikler ve enternasyonalist Menşevikler ağır darbeler alırlar. Savunmacı Menşevikler ise savundukları “kutsal birliği” kendi eylemleriyle tehlikeye atmaktan kaçınırlar. Kasım 1914’te Bolşevik Partisi, milletvekillerinin ve Merkez Komitesi Rus Bürosu üyelerinin ortak bir konferans sırasında tutuklanmasıyla başsız bırakılır. Tümü yargılanır, mahkûm edilir ve sürgüne gönderilir. Kamenev, mahkeme önünde kararlı bir enternasyonalist tutumu sürdürür; ancak Merkez Komitesi manifestosunda ifade edildiği biçimiyle yenilgiciliği benimsemediğini belirtir.
Lenin ve Zinovyev, İsviçre’den, Rusya’daki örgütten geriye kalanlarla teması yeniden kurmayı ancak 1916 baharında başarırlar. Bağlantıları bizzat kurmuş olan Şlyapnikov’un çevresinde, işçi Zalutski ve Molotov adıyla bilinen eski öğrenci Skryabin’in de yer aldığı bir “Rus Bürosu” yeniden oluşturulur. Petrograd, Moskova ve Harkov’da birkaç gazete yasadışı olarak yeniden yayımlanmaya başlar. Ocak 1917’de metal işçisi Lutovinov, Donets bölgesindeki militanları yeniden bir araya getirmeyi ve bir bölge konferansı örgütlemeyi başarır. Siyasal çalışma güvencesiz koşullarda yürütülür; Moskova’da çalışmayı yürütecek bir yönetim her yeniden oluşturulduğunda, üyeleri derhal tutuklanır. İşçi hareketi 1916’dan itibaren yeniden yükselmeye başlarken oluşan işçi grupları çoğunlukla özerktir: Moskova’daki Tverskaya grubu ve Presnya semtinin parti komitesi ile Petrograd’da bütün enternasyonalistlere açık bir partinin yeniden inşası ilkesini savunan Bölgelerarası Örgüt (Mejrayontsı) bunlar arasındadır. Menşevik savunmacılığının kararlı bir karşıtı olan ve Bolşeviklerin örgütlenme ilkelerine kuşkuyla yaklaşan bu örgüt, 1915’te birkaç aylığına Troçki ve Naşe Slovo’nun yazı kuruluyla kırılgan bir bağlantı kurmayı başarmıştır. Genel olarak eylem olanakları sınırlı kalır. Yurt dışındaki siyasi göçmen çevrelerinde filizlenmekte olan yeniden gruplaşmaların, Şubat devrimi ve o zamana dek pasif kalan geniş kitlelerin sokaklara akın etmesiyle birlikte Rusya’da somut bir gerçeklik kazanabilmesi için siperlerdeki katliamın ve cephe gerisindeki acıların üç yıl sürmesi, öfkenin önüne geçilemez biçimde yükselmesi gerekecektir.
Şubat devrimi
1917 yılıyla birlikte yeni bir çağ açılır. Savaş, tüm ülkelerde bütün çelişkileri keskinleştirmiş, idari ve ekonomik çarkları kilitlemiştir. Katliamın uzayıp gitmesi, isyan duygularını filizlendirir. Savaşın her gün öğüttüğü genç erkekler ve parçaladığı aileler, kendi kuşaklarının felaketi olan bu savaşa karşı ayağa kalkarlar. Almanya’da, Fransa’da, Rusya’da, savaşan tüm ülkelerde devrimci bir kaynaşmanın ilk belirtileri baş gösterir: Tıpkı Lenin’in öngördüğü gibi, emperyalist savaşın yol açtığı acılar silsilesi, mücadele pasifizm bayrağı altında başladığında bile, bu savaşın iç savaşa dönüştürülmesini gündeme getirir.
Çokça yinelendiği gibi Çarlık İmparatorluğu, “emperyalizmin en zayıf halkası”dır. Daha 1916’da çözülme belirtileri gösterir. Çariçenin aşağılık Rasputin’e düşkünlüğü yüzünden itibarı sarsılan, buna rağmen kendi otoritesiyle böbürlenen Çar, bürokrasinin ve ordunun en üst kademelerinde bile sorgulanır hâle gelmiştir. Savaş, ilk iki yılda askeri felaketlerden başka bir şey getirmemiştir; 1916’dan itibaren ise dayattığı yüklerle bütün ekonomik yaşamı altüst eder. Aşırı zorlanan araç ve donanımla ulaşımı sağlamak giderek güçleşmektedir. Gerek şehir halkı gerekse ordu için erzak sıkıntısı baş gösterir. Fiyatlar hızla fırlar. 1916-1917 kışı rejime öldürücü darbeyi indirir. Düşman darbelerinden olduğu kadar soğuktan ve açlıktan da acı çeken, maneviyatı çökmüş birliklerde disiplin gevşer. Büyük şehirlerin fabrikalarında ve işçi mahallelerinde hoşnutsuzluk içten içe kaynamaktadır. Şubat ayında kriz patlak verir: Ayın 13’ünde, Bolşevik milletvekillerinin yargılanmasının ikinci yıldönümü vesilesiyle 20 bin işçi iş bırakır; 16’sında ekmek karneye bağlanır, kömür stokları tükenmeye yüz tutar; 18’inde Putilov Fabrikası işçileri işten çıkarılır; 19’unda birkaç fırın yağmalanır. 23 Şubatta [8 Martta] Petrograd’da, Uluslararası Kadınlar Gününü anmak üzere ilk sokak gösterilerini başlatanlar tekstil işçisi kadınlar olur. 24’ünde grev kendiliğinden yayılır; göstericilerin haykırışlarında, yiyecek teminine ilişkin taleplerin yanında hükümet karşıtı ve pasifist şiarlar da yerini alır. İlk silahlar patlar. 25’inde, havaya ateş açan askerlerin saflarında işçilere yönelik ilk sempati belirtileri görülür. 26’sında, başkentte konuşlanmış çeşitli alaylarda asker isyanları baş gösterir. 27’sinde, işçi ayaklanması ile asker isyanı birleşir: Kışlık Sarayın üzerinde kızıl bayrak dalgalanmaktadır.
Petrograd Sovyeti için seçimler örgütlenirken, liberal muhalefet milletvekilleri aceleyle [2 Martta] bir “geçici hükümet” oluştururlar. Çar tahttan çekilir. İzleyen günlerde devrimci hareket genişler. Geçici hükümetin kararnameleri eski rejimin tasfiyesini tescil eder: Siyasi nedenlerle hapsedilenler serbest bırakılır, af ilân edilir, ulusların hakları da dâhil olmak üzere hak eşitliği ve sendika özgürlüğü tanınır, bir Kurucu Meclisin yakında toplantıya çağrılacağı duyurulur. Semt komisyonlarını, iaşe komisyonunu ve askeri komisyonunu kurmuş olan Petrograd Sovyeti ise, işçilerin ve askerlerin baskısı altında, ordunun çözülüşüne ve disiplinin çöküşüne araç olacak ünlü 1 Numaralı Emir’i (Prikaz) yayımlar: Geçici hükümetin elinde bulundurabileceği yegâne güç, izleyen haftalarda elinden kayıp gider. Ayaklanmaya yol açan savaş sorununun peşi sıra, iktidar sorunu da dâhil olmak üzere en can alıcı sorunlar gündeme gelir.
Bolşevikler ve ikili iktidar
“İsimsiz bir ayaklanma” olan Şubat 1917 devrimi, kitlelerin kendiliğinden bir başkaldırısı olmuştur; Bolşevikler de dâhil bütün sosyalistleri hazırlıksız yakalamıştır. Militanlar tek tek fabrikalarda ve sokaklarda harekete geçirici roller üstlenip kadro işlevi görmüş olsalar da, Bolşevikler bir örgüt olarak devrimin patlak vermesinde hiçbir rol oynamamıştır. 26 Şubatta Şlyapnikov yönetimindeki Rus Bürosu işçilere hâlâ ihtiyatlı olmayı tavsiye ediyordu; oysa birkaç gün sonra bir ikili iktidar durumu ortaya çıkmıştı. Bir yanda, burjuvaziyi temsil eden parlamenterlerden oluşan, Çarlık devlet aygıtının enkazının başına geçen ve aynı anda hem bir devlet aygıtını yeniden inşa etmeye hem de devrimi dizginlemeye çalışan geçici hükümet vardı. Diğer yanda, fabrikalarda ve kentlerin mahallelerinde seçilen işçi delegelerinden oluşan sovyetler bulunuyordu. Bunlar, temsilcilerini seçip yenileyen emekçilerin iradesini taşıyan gerçek birer işçi parlamentosuydu. Bu iki iktidarda somutlaşan iki demokrasi anlayışı –temsili demokrasi ile doğrudan demokrasi– ve bunların arkasındaki iki sınıf, burjuvazi ile proletarya çatışıyordu. Çarlığın devrilmesi, bu iki sınıfı artık karşı karşıya bırakmıştı.
Ne var ki bu çarpışma hemen gerçekleşmeyecektir. İlk sovyetlerde ve ilk Tüm Rusya Kongresinde Menşevikler ile SR’ler [Sosyal Devrimciler] çoğunluktadır. Kendi tahlillerine uygun olarak iktidar mücadelesine yönelmezler. Onlara göre yalnızca bir burjuva iktidarı Çarlığın yerini alabilir, bir Kurucu Meclisin seçilmesini sağlayabilir ve ilhaksız, demokratik bir barış yapabilir. Sovyetler, onların gözünde, burjuva-demokratik devrimde işçi sınıfının aracı olmuşlardır; burjuva cumhuriyeti içinde de bu sınıfın mevzileri olarak kalmalıdırlar. Ancak onların anlayışına göre sovyetler, işçi sınıfının kullanmak için henüz olgunlaşmadığı bir iktidarı talep edemezler. İşçi sınıfı bu iktidarı, sosyalistlerin “zorlamaktan” kaçınmaları gereken kendiliğinden bir evrimin sonunda, daha ileride talep edecektir. Lenin, bu tutumun pratikte ne anlama geldiğini sert bir dille özetleyecektir: “Devlet iktidarının burjuvaziye ve onun geçici hükümetine gönüllü olarak devredilmesi.”
Bolşevikler, iktidar ve uzlaşmacılık
Bolşeviklerin ilk tutum alışları tereddütlerden uzak değildir. Şlyapnikov, Zalutski ve Molotov tarafından kaleme alınan 26 Şubat tarihli ilk manifesto ile ileriki günlerde Pravda’nın ilk sayıları, geçici hükümeti “kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin hükümeti” olarak teşhir eder. Bir “geçici devrimci hükümet” kurulmasını ve genel oyla seçilecek, “demokratik bir cumhuriyet” kurmakla görevli bir Kurucu Meclisin sovyet tarafından toplantıya çağrılmasını talep eder. Ne var ki Molotov, geçici hükümeti “karşı-devrimci” olarak nitelendirmeyi önerdiğinde Petrograd Komitesinde azınlıkta kalır: Komite, aksine, hükümeti “icraatları proletaryanın ve geniş demokratik halk kitlelerinin çıkarlarına uygun düştüğü sürece” desteklemeyi önerir. Pravda 5 Martta yeniden yayımlanmaya başlamıştır. Gazete, “yabancı ülkelerin proleterleriyle (…) katliama son vermek için müzakereler yürütülmesini” talep eder. Bu, tartışmasız biçimde enternasyonalist bir tutumdur; ancak Lenin’in 1914’ten beri geliştirdiği ve yurt dışındaki Merkez Komitesi tarafından benimsenen yenilgici çizgiden belirgin biçimde farklıdır.
13 Martta, devrimle özgürlüklerine kavuşan sürgün önderler Petrograd’a ulaşırlar: Muranov, Kamenev ve Stalin, Bolşevik örgütünün yönetimini yeniden devralırlar. Yönetimini artık Stalin’in üstlendiği Pravda’nın politik çizgisinde bir dönüş yaşanır. Bolşevikler, Rus devrimcilerinin yakın zamanda elde ettikleri demokratik kazanımları Alman emperyalizminin saldırganlığına karşı savunmak amacıyla bundan böyle savaşı sürdürmeleri gerektiği yönündeki Menşevik tezini benimserler. Kamenev, açıkça savunmacı birkaç makale kaleme alır; özellikle de “özgür bir halk kurşuna kurşunla karşılık verir” diye yazar.[20] Ay sonunda toplanan bir Bolşevik konferansı, kimi direnişlere rağmen bu çizgiyi benimser. Konferans, Stalin’in önerisi üzerine, sovyetlerin rolünün “işçi sınıfının taleplerini karşılama yolunda ilerlediği sürece geçici hükümeti icraatlarında desteklemek” olduğuna karar verir.[21] Gerçekte bu tutumları, yine “koşullu destek”ten yana olan Menşeviklerin tutumlarından yalnızca küçük nüanslar ayırır. Bu koşullar altında, aynı konferansın 1 Nisanda, Kamenev ve Stalin’in önerisi üzerine, Menşevik Tsereteli’nin Örgütlenme Komitesi adına sunduğu bütün sosyal-demokratların yeniden birleşmesi önerisini değerlendirmeyi kabul etmesinde şaşılacak bir yan yoktur. Eski uzlaştırıcı anlayış üstün gelmiş görünmektedir.
Gerçekte Bolşeviklerin bu tutumu, devrimin görevlerine ilişkin daha önce benimsedikleri tahlilin açık bir sonucudur. Şubat devrimi burjuva devriminin başlangıcını oluşturmuştur ve Stalin’in de ortaya koyduğu üzere, şimdi yapılması gereken burjuva-demokratik kazanımları “sağlamlaştırmak”tır; bu da ancak sovyetlerde örgütlenmiş proletaryanın koşullu olarak desteklediği ve dolayısıyla denetlediği bir burjuva hükümetinin eseri olabilir. Böylece Bolşevikler, 1905’ten sonra, birbirinden ayrı aşamalara dayanan bir devrim anlayışının kendilerini proletaryanın burjuva-demokratik bir “öz-sınırlamasına” götüreceğini öngörmüş olan Troçki’yi haklı çıkarmış olurlar.[22] Buna karşın metal işçileri arasında, Şlyapnikov’un yön verdiği ve yakında Kollontay’ın da katılacağı bir azınlık direnir. Bu azınlığın, sovyetlerin daha şimdiden devrimci bir iktidarın embriyonunu oluşturduğu yönündeki tezi, bu noktada Bölgelerarası Örgütün savunduğu görüşlerle buluşur.
Nisan Tezleri
Lenin’in 3 Nisanda dönüşü, önce Bolşevik saflarındaki durumu, ardından bunun zincirleme etkisiyle bizzat devrimin seyrini kökten değiştirecektir. Rusya’dan ilk haberleri alır almaz, Bolşevik politikasına damgasını vuran uzlaşmacılık belirtilerinden kaygılanır. Zürih’ten Pravda’ya “Uzaktan Mektuplar” başlıklı dört mektup gönderir: Sovyetin yürütme organı olacak bir işçi milisi kurulmalı, proleter devrimin hazırlıklarına derhal girişilmeli, emperyalistlerle yapılmış ittifak antlaşmaları feshedilmeli, “yurtseverlik” tuzağına düşülmemeli ve emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi için çalışılmalıdır. Dört mektuptan yalnızca ilki yayımlanacaktır.[23] Bu yönelimin radikal niteliğinden ürken Bolşevik önderler, Lenin’in Rusya’daki durum hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını düşünmeyi yeğlerler. Yoldaşlarını ikna etmek için her ne yolla olursa olsun Rusya’ya dönmekten başka çaresi kalmaz. İtilaf Devletleri kendisine hiçbir transit vizesi vermediğinden, sonunda İsviçreli sosyalist Platten aracılığıyla Alman Elçiliğiyle görüşmelere girişir: Lenin ve yol arkadaşları, ülke dışılık [ekstrateritoryalite] statüsü tanınmış bir vagonda Almanya’dan geçecek ve bunun karşılığında eşit sayıda Alman savaş esirinin serbest bırakılması için girişimde bulunmayı taahhüt edeceklerdir. Alman Genelkurmayı böylece Rusya’ya, savunmadaki çözülmeyi derinleştirecek ve kendi askeri zaferinin önünü açacak yeni bir unsur saldığını sanmaktadır. Oysa gerçekte, bütün çabalarını bütün emperyalistlerin yıkılmasına yöneltmiş olan kişinin dönüşünü ve zaferini, istemeden de olsa, güvence altına almaktadır.
Bolşevik denizci Raskolnikov, anılarında, Lenin’in Rusya sınırında kendisini bekleyen trene biner binmez Kamenev’e ve onun Pravda’daki yazılarında ileri sürdüğü savunmacı tezlere nasıl sertçe yüklendiğini anlatır. 3 Nisanda Petrograd’daki Finlandiya Garında ise bu çizgiyle arasına herkesin önünde açıkça mesafe koyar. Kendisini Petrograd Sovyetinden bir heyet karşılar. Heyetin başındaki Çheidze bir karşılama konuşması yapar: Devrimi, der, “gerek içeriden gerekse dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıya karşı savunmak gerekir.” Resmi heyete sırtını dönen Lenin, kendisini bekleyen işçi ve asker kalabalığına seslenir ve onların şahsında “muzaffer Rus devrimini, dünya proleter devriminin öncüsünü” selamlar.[24] Ardından Bolşevik yoldaşlarının yanına geçer ve emperyalist yırtıcılarla ittifak halinde sözde yurtsever bir mücadeleyi sürdürerek Şubatın kazanımlarını savunduğunu ileri süren Menşevik politikaya karşı amansız eleştirisini geliştirmeye koyulur. Bu tezler, yönetici kadronun tahlili ve yönelimiyle her noktada çelişerek onu derin bir sarsıntıya uğratır. Tezler, 7 Nisanda Pravda’da yalnızca Lenin’in imzasıyla, “Bugünkü Devrimde Proletaryanın Görevleri Üzerine” başlığı altında yayımlanacaktır.
Sürekli devrim tezlerine zımnen katılarak şöyle der: “Rusya’daki mevcut durumun ayırt edici özelliği, proletaryanın bilinç ve örgütlülük düzeyinin yetersizliği yüzünden iktidarı burjuvaziye veren devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletarya ile köylülüğün en yoksul kesimlerinin eline verecek ikinci aşamasına geçişte yatmaktadır.”[25] “Sermayeyi devirmeden savaşı gerçekten demokratik bir barışla sona erdirmek olanaksız” olduğu halde, kapitalist bir hükümetten ilhaklardan vazgeçmesini isteyen Pravda’nın bu talebini “saçmalık” ve “apaçık bir alay” diye niteler. İşçi sınıfı içinde ve sovyetlerde azınlıkta olan Bolşevik Partisinin görevi, kitlelere “İşçi Temsilcileri Sovyetlerinin devrimci hükümetin mümkün olan tek biçimi olduğunu” ve mücadelenin hedefinin “parlamenter bir cumhuriyet değil, bütün ülkede tabandan tavana bir İşçi, Tarım İşçisi ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri Cumhuriyeti” kurmak olduğunu açıklamaktır.[26] Bolşevikler kitleleri ancak politikalarını “sabırla, sebatla ve sistemli biçimde açıklayarak” kazanacaklardır: “Kitlelerin bize yalnızca sözümüze dayanarak inanmasını istemiyoruz. Biz şarlatan değiliz. Kitlelerin kendi deneyimleriyle yanılgılarından kurtulmalarını istiyoruz.”[27] Bolşeviklerin rolü, “kitlelerin bilincini ve onların cesur, kararlı yerel inisiyatifini gerçekten uyandırmak; özgürlüklerin, demokrasinin ve bütün toprağın tüm halka ait olması ilkesinin kitlelerin kendi inisiyatifiyle hayata geçirilmesini, geliştirilmesini ve sağlamlaştırılmasını teşvik etmektir.”[28] Bolşeviklere sovyetlerde çoğunluğu kazandıracak deneyim, işte bu devrimci inisiyatiften doğacaktır; o zaman sovyetlerin iktidarı ele geçirebileceği ve Bolşevik programının ilk önlemlerini –toprağın ve bankaların ulusallaştırılmasını, üretim ve dağıtım üzerinde sovyet denetimini– uygulayabileceği an gelecektir. Lenin’in partiye ilişkin tezi, partinin hem adının hem de programının değiştirilmesini öngörür. “Sosyal-demokrat” adını terk edip “komünist” adını benimsemeyi önerirken, “Artık kirli gömleği çıkarıp temiz bir gömlek giymenin zamanı gelmiştir” diye yazar. Ona göre görev, “proleter bir komünist parti yaratmak”tır. Çünkü “Bolşevizmin en iyi unsurları bu partinin ögelerini daha şimdiden yaratmışlardır.”[29]
Böylece Lenin, savaşa ve Geçici Hükümete ilişkin tutumdan parti anlayışının kendisine kadar bütün belirleyici noktalarda, gelişine dek Bolşeviklerin izlediği çizgiye karşı çıkar. Kamenev de Pravda’da, “Bu tezler Lenin yoldaşın kişisel görüşünü yansıtmaktadır” diye yazar. Daha önce kabul edilen kararları hatırlatarak şöyle sürdürür: “Bu kararlar platformumuz olmaya devam etmektedir; biz de bu platformu gerek «devrimci savunmacılığın»[30] çözücü etkisine gerekse Lenin yoldaşın eleştirisine karşı savunacağız. Lenin yoldaşın genel şemasını kabul edilemez buluyoruz; çünkü bu şema burjuva-demokratik devrimin tamamlandığı kabulünden hareket etmekte ve bu devrimin derhal sosyalist devrime dönüşeceği hesabına dayanmaktadır.”
Böylece sert biçimde başlayan tartışma birkaç gün sürecektir. Bir yanda, Lenin’in sert ve alaycı bir dille “eski Bolşevikler” diye nitelediği ve Lenin’i sürekli devrim teorisini benimsemekle suçlayan Kamenev, Rıkov ve Nogin; öte yanda ise Lenin, Zinovyev ve Buharin yer alır. Stalin’in ise Lenin’in tezlerini neredeyse hemen benimsediği görülmektedir. 24 Nisanda toplanan Yedinci Tüm Rusya Konferansı, 79 bin üye tarafından seçilen 149 delegeyi bir araya getirir; bu üyelerin 15 bini Petrograd’dandır. Kamenev, Lenin’e karşı şu görüşü savunur: “Burjuva-demokratik görevler henüz tamamlanmamışken, burjuva demokrasisinin bütün olanaklarını tükettiğini söylemek için henüz erkendir.” İşçi ve asker sovyetlerinin “küçük-burjuva ve proleter güçlerin bir bloku” olduğunu savunarak şöyle düşünür: “Burjuva-demokratik devrim tamamlanmış olsaydı, bu blokun (…) artık belirli bir görevi kalmazdı; proletarya ise küçük-burjuva bloka karşı mücadele etmek zorunda kalırdı.” Sözlerini şöyle bağlar: “Lenin’in bakış açısını benimsersek, siyasal çalışmadan yoksun kalırız; gelecekteki sosyalist devrim üzerine iyi incelemeler yazan teorisyenler ve propagandacılar olarak kalır, fakat içinde bulunduğumuz dönemde gerek siyasal militanlar gerekse belirli bir siyasal parti olarak devre dışı kalırız.”[31] Bu nedenle Mart ayında benimsenen çizginin korunmasını ve Geçici Hükümetin sovyetlerce çok sıkı biçimde denetlenmesini önerir. Rıkov ise konuşmasını sosyalist devrim sorununa ayırır: “Sosyalist devrimin güneşi nereden doğacaktır?” diye sorar. Şöyle der: “Bütün durum ve Rusya’nın küçük-burjuva toplumsal düzeyi göz önüne alındığında, sosyalist devrimin inisiyatifi bize ait değildir. Bunun için ne gerekli güçlere ne de nesnel koşullara sahibiz. Proleter devrim sorunu önümüzde durmaktadır; fakat güçlerimizi abartmamalıyız. Önümüzde devasa devrimci görevler vardır, ama bunların gerçekleştirilmesi bizi burjuva düzeninin sınırlarının ötesine taşımayacaktır.”[32]
Bu arada siyasal durum hızla değişir. Parti konferansından birkaç gün önce, Kadet Partili Dışişleri Bakanı Milyukov’un, Geçici Hükümetin İtilaf Devletlerine verdiği bütün taahhütleri yerine getirmeye kararlı olduğunu bildiren ve “bütün halkın dünya savaşını nihai zafere kadar sürdürme arzusunu” öne süren notası, 20 ve 21 Nisanda halk gösterilerine yol açar ve ancak 5 Mayısta çözülecek bir hükümet krizini başlatır. Hem kitlelerin radikalleşmesi ve göstericilerin üzerine yürümeyi reddeden askerlerin kararlı tutumu, hem de Kadet bakanın savaşı sonuna dek sürdürme yönündeki açıklaması Lenin’in değirmenine su taşır. Lenin, eski Bolşeviklere karşı savlarını geliştirir. “Rusya’da burjuva devrimi, iktidar burjuvazinin elinde olduğu ölçüde tamamlanmıştır” diye ileri sürer; ancak toprak, ekmek ve barış uğruna mücadelenin yalnızca iktidarın, “sosyalizme doğru nasıl ilerleneceğini çok daha iyi, daha pratik ve daha güvenli bir biçimde” bilecek olan sovyetlere geçmesiyle başarıyla yürütülebileceğini savunur. Proletaryanın ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü, eski Bolşeviklerin “yeni ve canlı gerçekliğin özgüllüğünü incelemek yerine budalaca ezberledikleri” köhnemiş bir formüldür. Kamenev’e dönerek Goethe’nin şu sözünü hatırlatır: “Teori gridir, dostum ama hayat ağacı yeşildir.”[33] Hükümet üzerinde sovyet denetimi kurulması önerileriyle acımasızca alay ederek şöyle haykırır: “Denetleyebilmek için iktidara sahip olmak gerekir. Denetlenenlerin elinde toplar varken denetimin hiçbir anlamı yoktur. Şimdilik halkın talebini geri çeviremeyeceklerini bilen kapitalistler, «Denetleyin bizi» diyorlar. Ama iktidar olmadan denetim, Rus devriminin ilerleyişini ve gelişmesini köstekleyen küçük-burjuva bir laftan başka bir şey değildir.”[34]
Lenin, tartışılan temel sorunlarda, her defasında farklı büyüklükte bir çoğunluğa dayanarak da olsa, sonunda üstün gelir: Savaş sorununda 7 çekimser dışında oybirliğiyle; “devlet iktidarını sovyetlere devretmek” amacıyla “uzun süreli bir çalışmaya girişilmesi” kararında 122 kabul, 3 ret ve 8 çekimser oyla; sosyalist devrim yoluna girmenin zorunlu olduğunu belirten karar önergesinde ise oylamaya katılan 118 delegeden yalnızca 71’inin desteğiyle. Buna karşılık, partiye ilişkin karar önergelerinde yenilgiye uğrar: “Sosyal-demokrat” adını terk etme önerisine yalnızca kendisi oy verir ve “savunmacılarla birleşmenin” ihanet olacağını ilân etmesine rağmen konferans, Stalin’in bir önceki ay savunduğu birleşmenin koşullarını incelemek üzere Bolşeviklerle Menşeviklerden oluşan karma bir komisyon kurulmasını kabul eder. Lenin, kendi eski formüllerine bağlı kalan eski Bolşeviklere rağmen partinin rotasını “düzeltir” ve fakat zaferi henüz tam olmaktan çok uzaktır. Onunla birlikte Merkez Komitesine seçilen sekiz yoldaştan biri, tezlerini son anda benimseyen Stalin’dir. Dördü eski Bolşevikler grubundan muhaliflerdir: Kamenev, Nogin, Milyutin ve Fyodorov. Yalnızca Zinovyev, Sverdlov ve henüz çok genç olan Smilga, tartışmanın başından itibaren Lenin’i çekincesiz biçimde desteklemişlerdir.
Fakat bunun için yalnızca birkaç hafta yetecektir: Devrimci hareketin gelişmesi ve Bolşeviklerin sovyetlerde çoğunluğu kazanma mücadelesi partinin bütününü, Lenin’in birkaç ay sonra Devlet ve Devrim’de geliştireceği tezleri çekincesiz biçimde benimsemeye yöneltecektir. Bu tezlere göre sovyetler, kaynağını “daha önce bir parlamentoda görüşülüp kabul edilmiş bir yasadan” değil, “aşağıdan gelen kitle inisiyatifinden”, yani “iktidarın doğrudan ele geçirilmesi”nden alan “Paris Komünüyle aynı tipte bir iktidar”dır. Bu teori, Bolşeviklerin eyleminin ve devrimin zaferinin temelini oluşturacaktır.
Lenin ve Troçki’nin partisi
Nisan Konferansı, aşırı sağdaki savunmacılar Voytinski ile Goldenberg’in partiden ayrılmasına yol açar. Enternasyonalist Menşeviklerle birleşmenin koşullarının olgunlaşmasını da hızlandırır. Bu tarihten önce çok sayıda özerk sosyal-demokrat örgüt Bolşevik Partisine katılmıştır. Buna karşın Petrograd’daki Bölgelerarası Örgüt (Mejrayontsı) Bolşevik Partisinin dışında kalmıştır. Troçki’yle bağları bulunan grup, sovyet iktidarından yana tutum almıştı; Kamenev ile Stalin’in dönüşünün ardından Pravda’da yaşanan yön değişikliği ise, Şlyapnikov’a göre Mart başında hemen birleşmeye kararlı olan grubu bu birleşmeden vazgeçirmişti. Lakin Lenin’in tezlerinin Bolşevik Partisi içinde zafer kazanmasından sonra birleşme sorunu yeniden gündeme gelir. Troçki, Kanada’dan İskandinavya üzerinden yaptığı uzun yolculuğun ardından 4 Mayısta Petrograd’a döner. Hemen Bölgelerarası Örgüte katılır. Örgütte çok sayıda enternasyonalist Menşevik, Yurenev, Karahan, eski Bolşevikler ve daha genel olarak, birkaç yıldır Troçki’yle bağları bulunan militanlar bir araya gelmiştir: [Troçki’nin çıkardığı] Viyana Pravda’sından Yoffe, Manuilski ve Uritski; Naşe Slovo’dan Pokrovski, Ryazanov ve Lunaçarski.
Troçki Petrograd’a varışının ertesi günü, Petrograd Sovyetinde Lenin kadar açık ve onunla aynı doğrultuda bir tutum alır. Devrimin “yeni bir çağ, bir kan ve demir çağı açtığını; artık söz konusu olanın ulusun ulusa karşı mücadelesi değil, acı çeken ve ezilen sınıfların kendilerine hükmedenlere karşı mücadelesi olduğunu” ilân eder. Sosyalistlerin “Bütün iktidar sovyetlere” şiarı uğruna mücadele etmeleri gerektiğini savunarak sözlerini şöyle bitirir: “Yaşasın Rus devrimi, yaşasın dünya devriminin başlangıcı!”[35] 7 Mayısta, Bölgelerarası Örgüt ile Bolşeviklerce onuruna düzenlenen karşılama toplantısında, bütün sosyalistleri birleştirme yolundaki eski hayalinden kesin olarak vazgeçtiğini ve yeni Enternasyonalin ancak sosyal-şovenizmden tam bir kopuş temelinde kurulabileceğini açıklar. Daha 10 Mayısta Lenin’le bir araya gelir.
Artık iki adamı birbirinden ayıran pek az şey vardır ve ikisi de bunun farkındadır. Lenin, Troçki ile yoldaşlarını bir an önce partiye kazanmak istemektedir. Troçki’yi Pravda’nın başredaktörü yapmayı daha önce önermiş, ancak bu önerisi benimsenmemiştir. Her durumda Troçki’den partiye katılmasını ister; ona ve yoldaşlarına, hiçbir koşul ileri sürmeksizin, örgütün yönetiminde ve Pravda’nın yazı kurulunda görevler önerir. Troçki’yi, gururu ve belki de yoldaşlarının kimi çekinceleri geri tutmaktadır. Geçmişte kalmış, üstelik artık aşılmış çekişmelerin anısı onda herhalde Lenin’dekinden daha canlıdır. Bolşevik Partisinin “Bolşeviklikten çıktığını”, enternasyonalist bir bakış açısı kazandığını ve artık kendilerini birbirinden ayıran hiçbir şey kalmadığını vurgular. Ama tam da bu nedenle partinin adını değiştirmesini ister. “Kendimi Bolşevik sayamam” der. Geçmişi kesin olarak gömecek yeni bir parti için bir kuruluş kongresi ve yeni bir ad ister. Lenin, Troçki’nin gururuna böyle bir ödün veremez. Partisiyle ve onun geleneğiyle gurur duymaktadır; ayrıca Nisanda zaten epeyce hırpalanmış, Lenin’i Troçki’nin çizgisine geçmiş olmakla suçlayan ve Troçki’yi hâlâ kişisel bir hasım olarak gören eski Bolşeviklerin gururunu da incitmemeye özen gösterir. Tezleri kabul ettirmiş olması ve şimdi de Troçki’yi kabul ettirmeye hazırlanması yeterlidir: Bolşevikler Bolşevik olarak kalacak, Troçki de kendi isteğiyle partiye gelecektir; çünkü çekinceleri fazlasıyla önemsizdir.
İzleyen haftalarda Troçki, gerçekten de ister istemez, en gözde hatibi olduğu kitlelerin gözünde gerçek bir Bolşevik haline gelir. Temmuzdaki silahlı gösterilerin ardından, Menşeviklerin de katıldığı ikinci Geçici Hükümetin [birinci koalisyon hükümeti olarak da bilinir] hem Alman ajanı olmakla hem de silahlı bir ayaklanma hazırlamakla suçlayıp hapse attığı çok sayıda önde gelen eski ve yeni Bolşevikle birlikte o da [23 Temmuzda] hapistedir. Troçki de yeraltına çekilmiş olan Lenin de 26 Temmuzda başlayan ve “Birleşme Kongresi” diye anılan Altıncı Kongreye katılmaz. Delegeler, 170 bin parti üyesi tarafından seçilmişti; bu üyelerin 40 bini yalnız Petrograd kentindeydi. 1917’nin Bolşevik Partisi –Lenin’in Nisanda “Bolşevizmin en iyi unsurları” çevresinde kurulması çağrısında bulunduğu devrimci parti–, gerek Bölgelerarası Örgütün (Mejrayontsı) gerekse o zamana kadar Lenin’in partisinin dışında kalmış çok sayıdaki enternasyonalist sosyal-demokrat örgütün oluşturduğu bağımsız devrimci akımların Bolşevik akım içinde buluşup kaynaşmasından doğmuştur.
Böylece Lenin’in yıllardır savunduğu parti anlayışı somutlaşır: Bolşevik fraksiyonu, umduğu gibi, kendi işçi partisi anlayışını hâkim kılmayı ve öteki devrimcileri de bu partiye kazanmayı başarmıştır. İşte çağdaşlarının gördüğü ve yaşadığı tarih budur. Bu tarihin uzun yıllar sürecek bir tahrife uğraması için on yıldan fazla zaman geçmesi gerekecektir. Karl Radek, 1931’de, partinin 1917’deki oluşumunun Bolşevikler açısından ne ifade ettiğini açıklarken, partinin “işçi hareketinde en iyi ne varsa onu saflarına kattığını” hatırlatır; partinin sanki doğrudan doğruya 1903 fraksiyonundan çıkmış gibi gösterilmemesi ve 1917’de ona akan “akımların ve derelerin” unutulmaması gerektiğini söyler. Ne var ki bu tarihsel gerçek, Stalin’le birlikte iktidarı ele geçiren küçük bir grup insan için tahammül edilemezdi; bu nedenle o tarihten sonra onu ortadan kaldırmak için her yola başvuruldu. Stalinist politikanın gerekleri adına tarihi yeniden yazan Kaganoviç [1 Aralık 1931 tarihli konuşmasında] şöyle haykırır: “Radek şunu anlamalıdır: Derecikler teorisi, grup ve fraksiyon özgürlüğüne zemin hazırlar. Bir «dereciğe» göz yumulursa, ona kendi «akımını» oluşturma olanağı da tanımak gerekir. (…) Partimiz bulanık derelerin toplandığı bir havuz değildir; öylesine güçlü bir ırmaktır ki hiçbir dereciği içinde barındıramaz, çünkü yolundaki bütün engelleri ortadan kaldırma gücüne sahiptir.”[36]
Nitekim Altıncı Kongreyi izleyen olaylar bunu çarpıcı biçimde doğrular: Birleşik partinin gücü, bu farklı akımların bütünüyle kaynaşmasından olduğu kadar, yıllar süren ideolojik mücadeleler boyunca onları proleter devrim uğruna ortak mücadeleye taşıyan yolların çeşitliliğinden de kaynaklanır. Ağustosta seçilen Merkez Komitesi, bu akımlar arasındaki güçler dengesini yansıtır. Lenin, oy kullanan 134 delegeden 133’ünün oyuyla Merkez Komitesine seçilir; onu 132 oyla Zinovyev, 131 oyla Troçki ve Kamenev izler. Yirmi bir üyenin on altısı, Letonyalı Berzin ile Polonyalı Dzerjinski de dâhil olmak üzere, doğrudan Bolşevik fraksiyonundan gelmektedir. Milyutin, Rıkov, Stalin, Sverdlov, Bubnov, Muranov ve Şaumyan tipik yeraltı parti komitesi militanlarıdır; yeraltında geçirdikleri kadar yılı hapiste ya da sürgünde geçirmiş, yurt dışında ise yalnızca kısa süreler bulunmuşlardır. Kamenev, Zinovyev, Nogin, Buharin, Sokolnikov ve Artyom-Sergeyev ise yurt dışında uzun süreler geçirmiş, kimi zaman yurt dışındaki parti çalışmasının sorumluluklarını Lenin’le paylaşmışlardır. Bu kadroların çoğu şu ya da bu dönemde Lenin’le görüş ayrılığına düşmüştür: Rıkov, 1905’te yeraltı komitesi militanlarının sözcülüğünü yaparken; Nogin ile Sokolnikov, 1910’da yine Rıkov’la birlikte uzlaştırıcı çizgideyken; Buharin ile Dzerjinski, savaş yıllarında ulusal sorun konusunda; Muranov, Kamenev, Rıkov, Stalin ve Milyutin ise Mart-Nisan 1917’de. Bazıları ise fraksiyon içinde ya da onun kıyısında daha karmaşık yollar izlemiştir. Eski Bolşevik Krestinski, savaş sırasında Maksim Gorki çevresindeki sol Menşeviklerle çalışmıştır. Yine eski bir Bolşevik olan Sokolnikov, önce uzlaştırıcı olmuş, savaş yıllarında Naşe Slovo’yla çalışmış ve ardından Lenin’le birlikte İsviçre’den dönmüştür. Kıdemli bir militan olan Kollontay, 1903’ten itibaren Menşevik olmuş, 1914’te Bolşeviklere yakınlaşmaya başlamış ve 1915’te onlara katılmıştır. Nihayet Viyana Pravda’sının eski kadrolarından Troçki ve Uritski ile Merkez Komitesi aday üyesi Yoffe, o zamana kadar hiçbir zaman Bolşevik olmamışlardır. Ekimin Bolşevik Partisi –bütün dünya için “Lenin ve Troçki’nin partisi” olacak olan parti– işte böyle doğmuştur. Robert V. Daniels’ın yazdığı gibi, “partinin yeni yönetimi, disiplinli bir «evet efendimciler» topluluğu olmaktan çok uzaktı.”[37] Bu bileşimiyle Merkez Komitesi, genç ama daha şimdiden yaşlı olan partinin tam bir yansımasıdır: 47 yaşındaki Lenin, on bir üyesi 30 ile 40 yaş arasında, üç üyesi ise 30 yaşın altında olan Merkez Komitesinin yaşça en büyüğüdür. Komitenin en genç üyesi İvan Smilga 25 yaşındadır ve 1907’den beri Bolşevik militanıdır.
Temmuzdan Ekime
Temmuz Günleri önemli bir dönüm noktası oluşturur. Petrograd’daki işçiler ve askerler, Bolşevik önderlerin görüşüne rağmen, partinin zamanının henüz gelmediğini düşündüğü silahlı gösterileri başlatırlar. Ancak parti militanlarının etkisi en kötü sonucun önüne geçer ve düzenli bir geri çekilmeyi mümkün kılar. Böylece gösteriler, Petrograd’da yalıtılmaya mahkûm bir “Komün” yaratacak bir ayaklanmaya dönüşmez. Ancak hükümet durumdan yararlanarak Bolşeviklere ağır darbeler indirir: Parti binaları hemen her yerde basılır ve talan edilir, parti basını yasaklanır, tutuklamalar birbirini izler. Bolşevikler hazırlıksız yakalanmazlar: Yeraltı çalışmasında kullanabilecekleri mekânları ve araç gereçleri vardır; gizlilik koşullarında çalışmaya da alışkındırlar. Pravda’nın yayını kesilir; fakat yerini çok sayıda gizli yayın, çok geçmeden de başka bir adla çıkan “yasal” bir gazete [Raboçi Put] alır. Troçki, Kamenev ve başkaları tutuklanır. Buna karşılık sahte kimlik belgeleri taşıyan birçok militan tutuklanmaktan kurtularak yeraltına çekilir; Şubattan beri korunan yeraltı ağlarından ve çok sayıda militanın sovyetlerde üstlendiği görevlerin sağladığı yeni yeraltı faaliyeti olanaklarından yararlanır. Merkez Komitesi, Lenin’i baskının darbelerinden korumaya karar verir: Lenin, Ekime dek sahte bir kimlikle önce Petrograd’da, daha sonra ise Finlandiya’da saklanacaktır. Burjuva basını Bolşevikleri iftiralara boğmaya çalışır; düzmece belgelere dayanarak onları Alman altını almakla suçlar, “mühürlü vagon” efsanesini durmadan yineleyip yaygara kopararak hainlerin kellesini ister. Parti ağır darbeler alır; ancak örgüt varlığını korur ve faaliyetini sürdürür. Bu durum, Lenin’in yeraltı çalışmasının gerektirdiği görevlere her koşulda hazırlıklı olma zorunluluğuna ilişkin tezlerini çarpıcı biçimde doğrular.
Burjuva bakanlar bir hükümet krizini tetikler. 24 Temmuzda, SR’lerin burjuva bir yol arkadaşı olan “Trudovik” Kerenski, “sosyalist” bakanların çoğunlukta bulunduğu yeni bir Geçici Hükümet [ikinci koalisyon hükümeti] kurar. Onun amacı rejimi sağlamlaştırmak, bunun için de her şeyden önce savaşı sürdürmektir: İtilaf ülkelerinden sosyalistler Albert Thomas ile Marcel Cachin, Rusya’nın yurtsever savaş çabasına Batılıların desteğini vermek üzere imdada yetişirler. Çünkü savaşın sürdürülmesi için “halk desteği” gereklidir. Aynı zamanda devlet de güçlendirilmelidir: Askeri mahkemeler eliyle idam cezası yeniden yürürlüğe konur, sansür yeniden işlerlik kazanır; İçişleri Bakanına gazetelerin yayımını yasaklama ve yasal tutuklama emri olmaksızın tutuklama yaptırma yetkisi verilir.
Ne var ki uzlaşmacıların propagandası, ne Bolşeviklerin baskıya uğradığına tanık olan işçileri ne de daha sert bir müdahale isteyen burjuvaları kendine çekebilir. Ekonomik kriz daha da ağırlaşır: Sanayiciler, hem mülklerini korumak hem de sefaletin sorumlusu sayılmasını istedikleri “devrimci anarşi”nin sonuçlarını göstermek amacıyla üretimi tam anlamıyla sabote ederler. Rublenin değer kaybı sürer ve hızlanır: Ekimde 1914’teki değerinin yüzde 10’una gerileyecektir. İşletmeler kapanır, lokavtlar birbirini izler ve bu durum yüz binlerce aç işçiyi sokağa atar. Bu işçiler de kaçınılmaz olarak, Temmuzda Bolşeviklerce yeniden öne sürülen “işçi denetimi ve ulusallaştırma” şiarını sahiplenirler.
Her şeyden önemlisi, birkaç aylık gecikmeyle bu kez kır da harekete geçer. Şubattan bu yana, köylü çıkarlarının geleneksel savunucuları olan SR bakanların da yer aldığı Geçici Hükümetler, toprak reformu konusunda vaat üstüne vaat sıralamış, fakat bu alanda hiçbir şey gerçekleştirememişlerdir. Ordu aracılığıyla köylülerle temaslarını sıklaştıran Bolşevikler, köylüleri doğrudan eyleme, topraklara el koymaya yöneltirler. Hasat döneminden itibaren gerçek bir tarım devrimi başlar; malikâneler ateşe verilir, ürünler ele geçirilir, topraklara önce toprak komitelerinin, ardından köylü sovyetlerinin önderliğinde el konur. Hükümet önce köylüleri sabırlı olmaya, düzene ve mülkiyete saygı göstermeye çağırır; ardından ayaklanan köylülere karşı nefret edilen Kazak birliklerini devreye sokar. Böylece Bolşevikler, köylülere tek gerçek dostlarının kendileri olduğunu kolaylıkla gösterebilirler.
12-15 Ağustos arasında başbakan Kerenski, ülkenin dört bir yanındaki siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel örgütlerin temsilcilerini bir araya getiren, bir tür Zümreler Meclisi ikamesi niteliğindeki Moskova Devlet Konferansını toplar. Konferanstan yeni bir uzlaşmanın, “sermaye ile emek arasında bir ateşkes”in doğmasını ummaktadır. Bolşevikler konferansı boykot eder; uzlaşmacıların işlevinin artık sona erdiğini düşünen karşı-devrimci güçler ise bu fırsattan yararlanarak aralarında görüşüp ortak bir tutum belirlerler. Sanayicilerle generaller anlaşmaya varır: Devrimci hareketin başını ezmenin zamanı gelmiştir. “Yüce kurtarıcı” olarak seçilen kişi, Kerenski’nin başkomutanı Kornilov’dur. 25 Ağustosta, güvenilir bir subay kadrosunun komutasında 3. Süvari Kolordusu ile Kafkas Yerli Süvari Tümeni dâhil birkaç süvari birliğini başkent üzerine sürer. Başkomutanı görevden almaktan söz eder etmez burjuva bakanların yüzüstü bıraktığı Kerenski’nin aczi ile İtilaf Devletlerinin suç ortaklığı herkesin gözü önünde açığa çıkar. Fakat darbe girişimi birkaç gün içinde çöker. Demiryolu işçileri trenleri işletmeyi reddederler. Askerler, kendilerine yaptırılmak istenen kirli işi öğrenir öğrenmez isyan eder; subaylar yapayalnız kalır ve kendi askerleri tarafından vurulmamışlarsa kendilerini şanslı sayarlar. Belirleyici anda yarı-gizlilikten çıkan Bolşevikler, sovyetlerde direniş çağrısı yaparlar. Devlet aygıtının kalıntıları buharlaşıp giderken, o haftanın fırtınasından sağ çıkan tek kurumlar sovyetler olur. Kronstadt denizcileri başkentin imdadına koşar; Krestı Hapishanesindeki Troçki ve diğer Bolşevik tutukluların serbest bırakılmasını talep ederler; Troçki 4 Eylülde kefaletle salıverilir. Her yerde Bolşeviklerin örgütlediği Kızıl Muhafız birlikleri kurulur ve mevcut birlikler hızla genişler. Alaylarda asker sovyetleri çoğalır, Kornilovcuların peşine düşer ve böylece subaylar zümresine ölümcül darbeler indirirler.
Bu yüzden darbe girişiminin başlıca sonucu, siyasal durumu bütünüyle Bolşeviklerin lehine çevirmek olur. Bolşevikler artık Kornilov’u yenilgiye uğratan güç olmanın prestijiyle taçlanmıştır. 31 Ağustosta Petrograd Sovyeti, Bolşevik fraksiyonunun sunduğu ve bütün iktidarın sovyetlere geçmesini isteyen karar önergesini kabul eder. Bu karar, 9 Eylülde, Geçici Hükümetlerde burjuvazinin temsilcileriyle koalisyon kurma politikasının açık ve kesin biçimde mahkûm edilmesiyle kararlılıkla teyit edilir. Menşevikler artık akıntıya karşı kürek çekmektedir. Çünkü büyük kentlerin sovyetleri –5 Eylülde Moskova Sovyeti, ardından Kiev, Saratov ve İvanovo-Voznesensk sovyetleri– birbiri ardına başkent sovyetinin çizgisini benimser. Petrograd Sovyeti 25 Eylülde Troçki’yi başkanlığa seçer. Artık 20 Ekimde başlaması öngörülen İkinci Tüm Rusya Sovyetleri Kongresinin iktidarın kendisine devredilmesini isteyeceği ve Menşeviklerle SR’lerin burjuva bakanlarla kurduğu ittifakı mahkûm edeceği açıklık kazanmıştır. Bu olasılığın önünü kesmek isteyen, Menşevik Çheidze’nin başkanlığındaki Tüm Rusya İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri Merkez Yürütme Komitesi (VTsİK), savunduğu koalisyonun tabanını genişletmeye çalışır. Bu amaçla Devlet Konferansı modelinde bir Demokratik Konferans toplar. Konferans da kendi içinden bir Ön-Parlamento seçer.
Ayaklanma sorunu
Lenin, Finlandiya’da saklandığı yerden, durumun tersine döndüğünü çok geçmeden kavrar. 3 Eylül tarihli bir karar taslağında, olayların “inanılmaz bir kasırga hızıyla” geliştiğinden söz eder. Bolşevikler, diye yazar, bütün çabalarını “olayların gerisinde kalmamaya ve böylece işçileri ve emekçileri mümkün olan en iyi biçimde aydınlatmaya” yöneltmelidirler. Ona göre, “kritik durum, işçi sınıfını –belki de felaket boyutlarına varan bir hızla– kaçınılmaz olarak öyle bir duruma sürüklemektedir ki, işçi sınıfı kendi iradesinden bağımsız gelişen olaylar sonucunda karşı-devrimci burjuvaziyle belirleyici bir mücadeleye girişmek ve iktidarı ele geçirmek zorunda kalacaktır.”[38]
13 Eylülde zamanın geldiği kanısına varır ve Merkez Komitesine, 15 Eylüldeki toplantısında görüşülmek üzere iki mektup gönderir: “Bolşevikler şimdi, iki başkentte İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerinde çoğunluğu elde ettikten sonra, devlet iktidarını kendi ellerine alabilirler ve almalıdırlar.” Merkez Komitesinden, sorunu fiilen partinin kongresi niteliğindeki Demokratik Konferans Bolşevik delegeleri toplantısına sunmasını ısrarla ister. Lenin’e göre ayaklanmanın anını, “işçi ve askerlerle, kitlelerle ilişki içinde olanların ortak kararı” belirleyecektir.[39] Şöyle yazar: “İktidarı şimdi ele geçirmezsek tarih bizi affetmeyecektir.”[40] Bolşevikler kendi programlarını –Rus işçi ve köylülerinin programını– Demokratik Konferansa sunmalı, ardından “tüm fraksiyonumuzu fabrikalara ve kışlalara göndermeliyiz” demelidirler. Lenin sözlerini şöyle sürdürür: “Sorunu böyle koyar ve tüm fraksiyonumuzu fabrikalarda ve kışlalarda yoğunlaştırırsak, ayaklanmaya başlama anını doğru seçecek durumda oluruz.”[41]
Gelgelelim, Lenin ile öteki Bolşevik önderlerin çoğunluğu arasındaki mesafe, Nisandaki kadar büyüktür. 30 Ağustosta Stalin’in yönettiği Bolşevik merkez organı Raboçi, Zinovyev’in “Ne Yapmamalı?” başlıklı bir yazısını yayımlar. Zinovyev bu yazıda Paris Komününün akıbetini hatırlatır ve iktidarı zorla ve zamanından önce ele geçirmeye yönelik her türlü girişime karşı uyarır. Bu, partinin Temmuzdaki tutumunun ta kendisidir; oysa Lenin durumun kökten değiştiği kanısındadır. Ne var ki mektupları Merkez Komitesini ikna etmez. Kamenev, Lenin’in önerilerine karşı çıkar ve partinin her türlü ayaklanma girişimine karşı uyarılmasını ister. Troçki ise ayaklanmadan yanadır; ancak bunun Tüm Rusya Sovyetler Kongresi tarafından karara bağlanması gerektiğini düşünür. Sonunda Merkez Komitesi çoğunluğu, Lenin’in mektuplarını yakmayı ve Lenin’e yanıt vermemeyi öneren Kamenev’in tutumunu benimser.
Bunun üzerine Lenin mücadeleye girişir. Finlandiya Ordu, Donanma ve İşçi Bölge Sovyetinin başkanı Smilga’yı kendi çizgisine bütünüyle kazandığını bilmektedir. Merkez Komitesi çoğunluğuna karşı onunla gizli bir tertibe girişir, Petrograd ve Moskova’da parti içinde ajitasyon yürütmek üzere ondan yararlanır ve ayaklanmanın başlatılmasına ilişkin çok çeşitli planları onunla birlikte ele alır. Önderlerin “tereddütlerini” ve “bocalamalarını” teşhir eden sert mektuplarla Merkez Komitesini bombardımana tutar. Merkez Komitesi, Demokratik Konferansın oluşturacağı Ön-Parlamentoyu boykot etme yönündeki Troçki-Stalin önerisini ancak 8’e karşı 9 oyla kıl payı kabul eder. Buna karşılık Demokratik Konferanstaki Bolşevik fraksiyonu, ayaklanmaya karşı çıkan ve Ön-Parlamentoya katılmayı savunan Rıkov ile Kamenev’in çizgisini izler.[42] 23 Eylülde Lenin, Merkez Komitesine şöyle yazar: Troçki boykotu savundu. Bravo Troçki yoldaş! Boykot tezi Demokratik Konferanstaki Bolşevik fraksiyonunda reddedildi. Yaşasın boykot!” Boykot sorununu görüşmek üzere olağanüstü bir parti kongresinin toplanmasını ister ve partinin Ön-Parlamentoya katılma yönündeki bir kararı hiçbir koşulda kabul edemeyeceğini ilân eder: “Kitleleri bu sorunu tartışmaya çekmek gerekir. Sınıf bilinçli işçiler meseleyi kendi ellerine almalı, tartışmayı örgütlemeli ve «tepedekilere» baskı yapmalıdırlar.”[43] 29 Eylülde Merkez Komitesine yazdığı mektupta, mektuplarının yanıtsız bırakılmasını, hele hele partinin merkez yayın organı Raboçi Put’un yazılarından bölümler çıkarıp sansürlemesini asla kabul edemeyeceğini belirtir; bunu “ağzımı kapalı tutmam gerektiğine dair ince bir ima ve geri çekilmem için bir öneri” diyerek değerlendirir. Şöyle yazar: “Merkez Komitesinden istifa etmek zorundayım ve bununla istifamı sunuyorum; parti saflarında ve parti kongresinde ajitasyon yürütme özgürlüğümü saklı tutuyorum. Çünkü en derin inancım şudur: Sovyetler Kongresini bekler ve şimdiki fırsatı kaçırırsak devrimi mahvederiz.”[44] 1 Ekimde yeniden hücuma geçer: “Beklemek suçtur!”[45]
Sarsılan Merkez Komitesi çoğunluğu tereddüt eder ve sonunda, ayaklanma sorununu onunla görüşmek üzere Lenin’den gizlice Petrograd’a gelmesini istemeye karar verir. Nitekim izleyen günlerde parti içindeki durum değişir. Troçki, Ön-Parlamentodaki Bolşevik delege fraksiyonunu, açılış oturumunda siyasal bir savaş ilânında bulunup ardından Ön-Parlamentoyu boykot etmeye ikna eder. Troçki onların adına “Devrim tehlikede! Bütün iktidar sovyetlere!” çağrısını yaptıktan sonra Bolşevik delegeler salonu terk ederler. Moskova Bolşevikleri de Lomov aracılığıyla ayaklanma kararının alınmasını talep ederler. 9 Ekimde Troçki, Petrograd Sovyetine, ayaklanmanın kurmay merkezi olacak Askeri Devrimci Komitenin kurulması kararını aldırır. 10 Ekimde kılık değiştirmiş ve sakalını tıraş etmiş olan Lenin Petrograd’a gelir; hararetli bir tartışma yürütür ve sonunda 2’ye karşı 10 oyla ayaklanma lehindeki kararın kabul edilmesini sağlar. Karar, “silahlı ayaklanmanın kaçınılmaz olduğunu ve zamanının bütünüyle olgunlaştığını” saptamakta; “bütün parti örgütlerine bu doğrultuda hareket etmeleri ve bütün pratik sorunları bu bakış açısından görüşüp karara bağlamaları” talimatını vermektedir.
Bu karara karşı çıkan iki kişi Zinovyev ile Kamenev’dir. Hemen ertesi gün, partinin başlıca örgütlerine gönderdikleri “Mevcut Durum Üzerine” başlıklı mektupla Merkez Komitesinin kararına itiraz ederler. Şöyle yazarlar: “Şuna derinden inanıyoruz: Tam şu anda silahlı ayaklanma çağrısında bulunmak, yalnızca partimizin değil, Rus devrimi ile uluslararası devrimin kaderini de tek karta bağlamak demektir. Kuşkusuz, ezilen bir sınıfın savaşmadan teslim olmaktansa yenilgiye doğru ilerlemenin daha iyi olduğunu kabul etmek zorunda kaldığı tarihsel durumlar vardır. Rus işçi sınıfı bugün böyle bir durumda mıdır? Hayır, bin kez hayır! (…) İş bize bağlı olduğu ölçüde, bugün savunmada kalabiliriz ve kalmalıyız. Kitleler savaşmak istemiyor. (…) Asker kitleleri bizi (…) barış şiarımız nedeniyle destekliyor. Devrimci bir savaş yürütmek zorunda kalırsak, bizi hızla terk ederler.”[46] Onlara göre en büyük tehlike, proletaryanın gücünü abartmaktır; çünkü uluslararası proletarya Rus devrimini desteklemeye hazır olmaktan henüz uzaktır.
Ne var ki hazırlıklar sürüp gider. 11 Ekimde, Kuzey Bölgesinden kongreye katılacak Bolşevik delegeler Petrograd’a çağrılır; 13 Ekimden itibaren ise Smilga’nın denetimindeki donanma gemileri, telsizlerini Bolşevik propagandasının hizmetine sunarak delegeleri öngörülen tarihten önce toplanmaya çağırırlar. 16 Ekimde genişletilmiş bir Merkez Komitesi toplantısı yapılır. 10 Ekim tarihli karar, 19 kabul, 2 ret ve 4 çekimser oyla teyit edilir. Ardından Zinovyev’in, ayaklanma hazırlıklarının Sovyetler Kongresi toplanıncaya kadar askıya alınmasını öneren karar tasarısı reddedilir. Kamenev aynı akşam Merkez Komitesi üyeliğinden istifasını sunar.
17 Ekimde Maksim Gorki’nin yönettiği Menşevik eğilimli Novaya Jizn gazetesi, “Mevcut Durum Üzerine” başlıklı mektuba ilişkin bir haber yayımlar. Ertesi gün, Petrograd Sovyetinin karargâhı olan Smolnıy Enstitüsünde, ayaklanmanın askeri güçlerini değerlendirmek üzere alay delegelerinin katıldığı gizli bir konferans yapılır. Aynı gün Zinovyev ile Kamenev, Gorki’nin gazetesine yanıt verirler; bu vesileyle ayaklanmaya karşı savlarını bu kez açıkça kamuoyu önünde geliştirirler. Ancak ikircikli bir formülle, partinin bu konuda henüz kesin bir tutum belirlemediği izlenimini de uyandırırlar. Bu, ağır bir parti disiplinsizliğidir. Bu sırada Troçki, tutumu hâlâ belirsiz olan Petro-Pavlovsk Kalesi garnizonunu ayaklanma yanlılarının safına kazanmakla görevlendirilmiş ve bunda başarılı olmuştur. Lenin, biri bütün parti üyelerine, diğeri Merkez Komitesine hitaben kaleme aldığı iki mektupta son derece sert tepki gösterir; Zinovyev ile Kamenev’i “grev kırıcılar” diye niteler ve partiden ihraç edilmelerini talep eder. Lenin ayrıca, Pravda’nın yerini alan Raboçi Put gazetesi için, Zinovyev ile Kamenev’in adlarını anmadan ayaklanma karşıtlarına karşı sert bir polemik yazısı kaleme alır. Troçki, Petrograd Sovyeti kürsüsünde, Sovyetin yakın günler için bir ayaklanma tarihi belirlediği iddiasını reddetmek zorunda kalınca, Zinovyev ile Kamenev bu açıklamayı kendi çıkışlarına kalkan yaparlar.[47]
20 Ekimde Raboçi Put, Lenin’in makalesinin devamı ile Troçki’nin yalanlamasına atıfta bulunan Zinovyev açıklamasını ve Stalin’in uzlaşmacı bir dille kaleme aldığı, fakat Lenin’in tutumuna üstü örtülü biçimde mesafe koyduğu izlenimini veren bir yayın kurulu notunu aynı sayıda birlikte yayımlar. Şöyle der: “Lenin yoldaşın üslubundaki sertlik, temel sorunlarda hepimizin hemfikir olduğu gerçeğini değiştirmez.” Aynı akşam, Sverdlov’un Lenin’in mektubunu okuduğu Merkez Komitesi toplantısında Troçki, bu uzlaşmacı not nedeniyle Stalin’i sert biçimde eleştirir. Stalin, uzlaşmacı bir çözümü savunarak Zinovyev ile Kamenev’in Merkez Komitesinde tutulmasını ve Kamenev’in istifasının reddedilmesini ister; ardından Raboçi Put yazı kurulundan çekildiğini bildirir. Sonuçta, 5 kabul ve 3 ret oyuyla Kamenev’in Merkez Komitesi üyeliğinden istifasının kabulüne karar verilir. Zinovyev ile Kamenev’e, alınan bir kararla, Merkez Komitesi kararlarına ve onun belirlediği çalışma çizgisine karşı bir daha kamuoyu önünde herhangi bir açıklama yapmamaları kesin biçimde emredilir.
Ayaklanma
Bu nedenle ayaklanma üzerine tartışma, neredeyse alenen ve son derece demokratik bir ortamda yürütülür. Bu, Bolşevik Partinin kışla disiplini altına alınmış bir örgüt olduğu yolundaki inatçı efsaneye çarpıcı bir yalanlamadır. Merkez Komitesi, hazırlıkları gözetmekle görevli bir Siyasi Büro oluşturmuş olsa da hazırlıklar Askeri Devrimci Komitenin yönetiminde yürütülür. Komite, 22 Ekimde, mürettebatı Bolşeviklerin safına geçmiş olan Avrora kruvazörüne, Geçici Hükümetin demir alma emrine karşın bulunduğu yerde kalma emri verir. 23 Ekimde bütün askeri birlikler nezdinde kendi temsilcilerini görevlendirir; bu birliklerin delegeleri de az önce Geçici Hükümeti artık tanımadıklarını bildirmişlerdir. O gece hükümet harekete geçmeye karar verir: Bolşevik basınını yasaklar, matbaalarını kapattırır ve subay adaylarını –yunkerleri– Petrograd’a çağırır. Askeri Devrimci Komite bir müfreze gönderir; müfreze [Pravda’nın yerine geçen] Raboçi Put ile Soldat’ın matbaasını yeniden açar. 24 Ekim günü bütün kalelerde işçi müfrezeleri silahlandırılır; akşam saatlerinde Kronstadt denizcileri Petrograd’a ulaşır. Komitenin bulunduğu Smolnıy’dan, başkentin bütün stratejik noktalarını işgal etmek üzere müfrezeler ve komiserler çıkar. Yirmi dört saat sonra, Avrora’nın ateşlediği birkaç uyarı atışının ardından Kışlık Saray düşer. Ayaklanma zafer kazanır.
Bolşevik Partisi içindeki çekişme, eyleme geçilir geçilmez sönmüş görünür. 20 Ekimde Merkez Komitesi üyeliğinden istifası kabul edilen Kamenev, 24 Ekimdeki toplantıya katılır; 24’ünü 25’ine bağlayan geceyi, ayaklanmayı yöneten Troçki’nin yanında Smolnıy’da geçirir. Lenin de kısa süre sonra onlara katılır. 25 Ekim akşamı Sovyetler Kongresi açıldığında, Bolşevik Partisinin kongre başkanlığı için önerdiği kişi Kamenev’dir.
Gerçekte, Kongre Bolşevik önderlerin ayaklanmaya kazandırmasını bekledikleri devrimci onayı resmi oylamalarla vermeden önce bile, görüş ayrılıklarını bir kez daha kitle hareketinin gelişimi karara bağlamıştır. Ülkenin dört bir yanında işçi, köylü ve asker toplantıları ayaklanma kararını tartışır, savlar ileri sürer, ona karşı çıkar ya da onu desteklerler. John Reed, bunlardan birini, Bolşevik Krılenko’nun ayaklanma karşıtı Menşeviklerle SR’lere karşı çetin bir söz düellosuna giriştiği zırhlı otomobil alayındaki toplantıyı betimlemiştir. Toplantıda bulunan askerler oy verir: Yaklaşık ellisi kürsünün sağında yer alarak ayaklanmayı mahkûm eder; birkaç yüzü ise ayaklanmayı onayladıkları için solda kümelenir. Amerikalı gazeteci şöyle sonuca varır: “Bu mücadelenin kentin ve bölgenin her kışlasında, bütün cephe boyunca, bütün Rusya’da yeniden yaşandığını düşünün. Uykusuz Krılenkoları düşünün: Her alayı gözetliyor, bir yerden bir yere koşturuyor, tartışıyor, tehdit ediyor, yalvarıyorlar. Aynı sahnenin bütün sendika merkezlerinde, fabrikalarda, köylerde ve gemilerde tekrarlandığını düşünün; yüz binlerce Rus’u –işçileri, köylüleri, askerleri, bahriyelileri– düşünün. Gözlerini konuşmacılara dikmiş, anlamak ve bir tercih yapmak için böylesine yoğun çaba harcıyor, böylesine yoğun düşünüyor ve sonunda böylesine büyük bir oybirliğiyle karar veriyorlar! İşte Rus devrimi böyleydi.”[48]
İkinci Kongre ve koalisyon sorunu
İkinci Tüm Rusya Sovyetler Kongresine katılan yaklaşık 650 delegeden 390’ı Bolşeviktir ve yaklaşık 150 SR de onlarla birlikte oy verecektir. Yirmi beş üyeli olarak tasarlanan Kongre prezidyumunda Bolşeviklere 14 yer ayrılır. Prezidyumda, parti önderleri ve Merkez Komitesi üyeleri Lenin, Troçki, Zinovyev, Kamenev, Rıkov, Nogin ve Kollontay’ın yanı sıra kıdemli militanlar Ryazanov, Lunaçarski ve Muranov, Letonyalı Stuçka, ayaklanmanın önderlerinden Askeri Devrimci Komite üyesi Antonov-Ovseyenko, Krılenko ve henüz çok genç olan Sklyanski yer alır. Görüşmeler sürerken salona coşku uyandıran haberler ulaşır: Kışlık Saray düşmüş, Kerenski’nin ayaklanmayı bastırmak üzere gönderdiği birlikler ayaklanmanın safına geçmiştir. Sağ Menşeviklerle Sağ SR’lerden oluşan azınlık salonu terk eder. Kongre silahlı ayaklanmayı onaylar, Sovyet iktidarının temellerini atan ünlü kararnameleri kabul eder ve Bolşevik Merkez Komitesinin önerdiği, Halk Komiserleri Konseyi adını taşıyan yeni hükümeti alkışlarla onaylar. Bu adlandırmayı son anda Troçki önermiş, Lenin de coşkuyla benimsemiştir. Tamamı Bolşevik olan 15 komiserin dördü işçidir. Kongre ardından 101 üyeli bir Merkez Yürütme Komitesi seçer: 62 Bolşevik, Bolşeviklerle iktidarda işbirliği yapmaktan yana olan 29 Sol SR, 6 Birleşik Enternasyonalist Sosyal-Demokrat, 3 Ukraynalı sosyalist ve 1 Maksimalist SR. İki güne yayılan ve toplam on beş saat süren çalışmaların ardından Kongre dağılır. Artık bir sayfa kapanmış görünür.
Ne var ki ayaklanmanın arifesinde parti içinde yaşanan çekişme, zaferin hemen ardından yeniden alevlenir. Nitekim İkinci Kongre delegeleri, Enternasyonalist Menşevik Martov’un sunduğu ve Bolşevik Lunaçarski’nin desteklediği, bütün sosyalist partilerin temsil edileceği bir hükümet kurulması amacıyla görüşmelere başlanmasını isteyen karar önergesini neredeyse oybirliğiyle kabul ederler. Bolşevikler de dâhil olmak üzere pek çok militanın gözünde, yalnızca Bolşeviklerden oluşan Halk Komiserleri Konseyi geçici bir çözümden ibarettir; gerçek çözüm ancak sosyalist partilerden oluşan bir koalisyon hükümetinde bulunabilir. Birkaç gün sonra Tüm Rusya Demiryolu İşçileri Sendikası Yürütme Komitesi (Vikjel) de koalisyon şiarını sahiplenir ve talebine ağırlık kazandırmak için, sosyalist bir koalisyon hükümetinin kurulması amacıyla derhal görüşmelere başlanmadığı takdirde hükümetin demiryolu bağlantılarını kesmekle tehdit eder.
29 Ekimde Troçki, Lenin ve Stalin’in katılmadığı Merkez Komitesi ve ardından Sovyetler Kongresinin seçtiği Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi koalisyon görüşmelerine başlamayı kabul eder. Kamenev başkanlığındaki bir heyet, Vikjel’in çağrısı üzerine Menşeviklerle SR’lerin temsilcileriyle buluşur. Jacques Sadoul’un aktarımına inanılırsa, perde arkasından İtilaf diplomatlarınca cesaretlendirilen bu partiler; Kızıl Muhafızların silahsızlandırılmasını, Lenin ile Troçki’nin dışarıda bırakılacağı ve sovyetlere değil, kaçınılmaz biçimde muğlak bir formül olan “devrimci demokrasinin geniş kitleleri”ne karşı sorumlu olacak bir koalisyon hükümeti kurulmasını şart koşarlar. Sovyetler Merkez Yürütme Komitesinin müzakerecileri –Bolşevikler Kamenev ile Ryazanov da dâhil– bu koşullar temelinde görüşmeyi kabul eder ve Petrograd üzerine yürüyen General Krasnov’un Kazaklarıyla Troçki’nin önderliğindeki Kızıl Muhafızların çarpıştığı sırada muhataplarıyla birlikte bir ateşkes çağrısı imzalarlar. Dönüşlerinde Troçki, Merkez Komitesi önünde onları ayaklanmadan yüz çevirmeyi tasarlayıp buna hazırlanmakla ve hasımları tarafından oyuna getirilmekle suçlar. Lenin daha da ileri giderek görüşmelerin derhal kesilmesini önerir. Ryazanov ile Lunaçarski, bütün sosyalistleri kapsayan bir koalisyonun kurulması için gerekliyse Lenin ile Troçki’nin hükümetten çıkarılmasını kabul etmeye hazır olduklarını açıklarlar. Merkez Komitesi bu iki tutumu da reddeder ve Bolşevik Partisinin koalisyondaki belirleyici üstünlüğünü güvence altına alacak koşulların aranması temelinde görüşmelerin sürdürülmesini öneren Troçki’nin tutumunu benimser. Böylece 1 Kasımda Bolşevikler, sovyet iktidarına karşı çıkmış sosyalist partilerle koalisyon ilkesini ikinci kez kabul ederler; ancak bu partilerin artık sovyet iktidarını bir oldubitti olarak tanımaları ve onun içinde sorumluluk üstlenmeleri koşuluyla.
Lakin Bolşevik azınlık boyun eğmez; zira Merkez Komitesinin aldığı kararın gerçekte her türlü koalisyonu olanaksız kılacağına inanmaktadır. Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesine hâlâ başkanlık eden Kamenev, Lenin başkanlığındaki yalnızca Bolşeviklerden oluşan Halk Komiserleri Konseyinin istifasını ve onun yerine bir koalisyon hükümetinin kurulmasını önerir. Volodarski bu önergenin karşısına Merkez Komitesinin kabul ettiği kararı koyar. Oylama sırasında halk komiserlerinden Rıkov, Nogin, Lunaçarski, Milyutin ve Teodoroviç ile parti yöneticilerinden Zinovyev, Lozovski ve Ryazanov kendi partilerinin sunduğu kararın aleyhinde oy kullanırlar. Ertesi gün bir başka Bolşevik, Larin, Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesine basın özgürlüğü üzerine bir önerge sunar; hükümetin sağcı basına yönelik baskısını ve Bolşevik hükümete karşı silahlı ayaklanma çağrısı yapan gazetelerin yasaklanmasını kınar. Önerge yalnızca iki oy farkla reddedilir. Lozovski ile Ryazanov yine hükümete karşı oy kullanırlar. Parti disiplinine uymaları kesin biçimde istenince muhaliflerin bir bölümü, “Merkez Komitesinin felaket getiren politikasını” ve “yalnızca Bolşeviklerden oluşan bir hükümetin siyasal terör yoluyla ayakta tutulmasını” protesto etmek üzere büyük yankı uyandıran bir çıkışla görevlerinden istifa ederler.[49] Lenin, ülke çapında yayımlanan bir bildiride onları “firariler” diye damgalar. Ona göre kuşkuya yer yoktur: Muhalefet çoğunluğun kararlarını kabul etmiyorsa partiden ayrılmalıdır. Şöyle yazar: “Bir bölünme son derece üzücü olurdu. Ama dürüst ve açık bir bölünme, bugün iç sabotajdan ve kendi kararlarımızın uygulanmamasından kat kat yeğdir.”[50]
Gerçekte herhangi bir bölünme yaşanmaz. Muhalefet, bütün parti militanları ve ayaklanmayı onaylamış işçi ve asker toplantıları tarafından mahkûm edilir. Çok geçmeden, Menşeviklerle SR önderlerinin başından beri Bolşeviklerin önüne şu iki seçenekten başka bir şey koymadıkları açıklık kazanır: Ya Lenin ile Troçki’nin hükümetten dışlanmasını kabul ederek siyasal intihar etmek ya da koalisyonu reddedip Bolşeviklere karşı her türlü aracın kullanılmasına gerekçe sağlamak. SR’lerin bir bölümü, parti önderliğinin çoğunluğuyla birlikte Sovyet rejimine karşı silahlı mücadele yoluna girmeyi reddeder. Menşeviklerle SR’lerin gerçekte koalisyonu reddettiklerini gören yeni kurulan Sol SR Partisi, iktidarı Bolşeviklerle paylaşmayı kabul eder ve üyelerinden birkaçını Halk Komiserleri Konseyine gönderir. Muhalifler arasında ilk geri dönen ve istifasını geri alan Zinovyev olur. 20 Kasımda şöyle yazar: “Partiyi kendi hataları konusunda uyarmak bizim hakkımız ve görevimizdir. Ama biz partide kalıyoruz. Milyonlarca işçi ve askerle birlikte hata yapmayı ve onlarla birlikte ölmeyi, tarihin bu belirleyici anında onlardan ayrılmaya tercih ederiz. (…) Partide bölünme olmayacaktır; olamaz da.”[51] Kamenev, Milyutin, Rıkov ve Nogin de 12 Aralıkta Merkez Komitesine yeniden alınmak için başvururlar; ancak eski görevlerine dönmeleri için biraz daha beklemeleri gerekecektir. Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi başkanlığında yerini Sverdlov’a bırakan Kamenev, daha sonra Batı Avrupa’ya diplomatik bir görevle gönderilecektir. Yalnızca Lozovski muhalefetini sürdürecek; sonunda partiden ihraç edilecek ve kısa ömürlü bir “Sosyalist İşçi Partisi” kuracaktır.
Kurucu Meclis sorunu Bolşevik Partisi saflarında bir bunalıma yol açmayacaktır. SR aday listeleri partideki bölünmeden önce hazırlanmış olduğundan, Meclis çoğunluğu Sağ SR’lerin elindedir. Buharin, sağ kanat milletvekillerinin üyeliklerinin geçersiz sayılmasını ve Meclisin kendisini bir Devrimci Konvansiyon ilân etmesini önerir; Bolşevik fraksiyon bürosu ise bir süre tereddüt gösterir. Ancak Lenin kendi görüşünü kolaylıkla kabul ettirir. Kurucu Meclis, daha sonra Üçüncü Sovyetler Kongresi tarafından kabul edilecek olan ve Sovyet iktidarının temel kararlarını özetleyen “Emekçi ve Sömürülen Halkın Hakları Bildirgesi”ni reddederek, devrimi ve yeni Sovyet iktidarını tartışmaya açma niyetini açıkça ortaya koyar. Eski takvimle 6, yeni takvimle 19 Ocakta Kızıl Muhafızlarca dağıtılır ve Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi kararıyla feshedilir. Seçilmesi bir zamanlar parti ajitasyonunun başlıca şiarlarından biri olan bu Meclisin dağıtılmasına hiçbir Bolşevik karşı çıkmayacaktır. Nisan Tezleri kesin zaferini kazanmıştır.
Muzaffer partinin çehresi
Bolşevik Partisi bundan böyle yeni iktidarın başlıca sorumluluklarını omuzlar. Dünyanın dört bir yanındaki uzmanlar şu soruyu sorar: “Bu çılgınlar iktidarda tutunabilecekler mi?” Lenin şöyle yanıt verir: “Burjuvazi, bir devleti ancak hükümet aygıtının bütün gücünü kullanarak kitleleri burjuva hükümetlerinin istediği yere sürebildiğinde güçlü sayar. Bizim güç anlayışımız farklıdır. Bize göre bir devletin gücü kitlelerin bilinçliliğinden gelir. Devlet, kitleler her şeyi bildiklerinde, her konuda yargıda bulunabildiklerinde ve her şeyi bilinçli olarak yaptıklarında güçlüdür.”[52] Bolşevikler geleceklerine güvenirler; çünkü kendilerini yalnızca dünya devriminin öncüsü saymakla kalmaz, işçi sınıfının etkin unsurlarıyla kaynaşmalarının öylesine tam olduğunu bilirler ki, partinin onları mı kazandığı, yoksa onların partiyi kendi örgütleri haline getirmek üzere mi ele geçirdikleri ayırt edilemez. Volodarski daha Temmuzda bunu şöyle ifade etmişti: “Fabrikalarda muazzam, sınırsız bir etkiye sahibiz. Parti çalışmasını esas olarak işçilerin kendileri yürütüyor. Örgüt aşağıdan boy verdi; bu yüzden dağılmayacağını düşünmek için her türlü nedenimiz var.”[53]
Nitekim Bolşevik Partisinin monolitik ve bürokratikleşmiş olduğu yolundaki inatçı efsaneyi, bu siyasal mücadelelerin, düşünce çatışmalarının ve sonuçta hiçbir yaptırıma uğramayan kamuya açık, yinelenen disiplin ihlallerinin anlatısından daha açık biçimde çürüten hiçbir şey yoktur. Kararları onaylayanlar, zaten kendi inisiyatifleriyle bu kararlara esin vermiş olan devrimcileşmiş kitlelerin kendileridir. Eylemin harareti içinde Kamenev ile Zinovyev’i “grev kırıcılar” ve “firariler” diye ilk damgalayan Lenin, bu aşama aşıldıktan sonra, partinin ihtiyaç duyduğu, saflarında yerleri bulunan ve yerlerine bir gecede başkaları konamayacak bu kadroları partide tutma kaygısını ilk dile getiren kişi de olur. 1917’nin sonunda Bolşevik Partisinde görüş ayrılıklarına, hatta disiplin ihlaline her zamankinden daha fazla yer vardır; çünkü devrim günlerinin tutkusu ve gerilimi bunları açıklamaktadır. Nihai hedef olan sosyalist devrim konusunda temel bir mutabakat bulunduğundan, araçlar konusundaki uzlaşma da ancak tartışma ve ikna yoluyla oluşabilir.
Gerçekte uzlaşmacıların tutumunun kökleri, ancak Nisan Tezleri’nin zaferinden sonra terk edilen eski “devrimin ayrı aşamaları” teorisine uzanıyordu. Bu teoriden kopuş –en azından onu geliştirenlerin zihinlerinde– birkaç hafta içinde gerçekleşemezdi; nitekim Zinovyev ile Kamenev’in tutumunu açıklayan da tam olarak buydu. Elbette, bu muhaliflerin Kasım 1917’de kaleme aldıkları metinlere dayanarak, Robert V. Daniels’ın yaptığı gibi, iktidarın yalnızca Bolşeviklerin elinde toplanmasına karşı çıkan parti içi muhaliflerin, partinin devletle özdeşleşerek yozlaşması tehlikesini önceden sezdiklerini öne sürmek kolaydır. Gerçekte ise Isaac Deutscher’in şu hükmünün ötesine geçilemez: “Ama pek sağlam bir temele dayanmıyormuş gibi görünen bu kehaneti tarih haklı çıkaracaktı.”[54]
Gerçek şu ki Lenin, Troçki ve öteki Bolşevik önderler o tarihte iktidarın yalnızca Bolşeviklerin elinde toplanmasını ne öngörüyor ne de arzuluyorlardı. Ayaklanmadan önce Lenin, “devrimin barışçıl gelişmesini, halkın kendi temsilcilerini barışçıl biçimde seçmesini, partilerin sovyetler içindeki barışçıl mücadelesini, çeşitli partilerin programlarının pratikte sınanmasını ve iktidarın bir partiden diğerine barışçıl biçimde geçmesini güvence altına alacak son fırsatı” değerlendirme çağrısında bulunmuştu.[55] Ayaklanmayı izleyen günlerde Merkez Komitesi hâlâ şöyle ilân ediyordu: “Rusya’da Sovyet iktidarı kazanılmıştır; hükümetin bir sovyet partisinin elinden başka bir sovyet partisinin eline geçmesi, hiçbir devrime gerek olmaksızın, yalnızca sovyetlerin kararıyla, sovyet temsilcilerinin yeniden seçilmesi yoluyla güvence altına alınmıştır.”[56] Fakat o sırada Menşevikler, açık ara azınlıkta oldukları İkinci Sovyetler Kongresi salonunu terk etmişlerdi. Menşevikler de Sağ SR’ler de Bolşeviklerin sözünü ciddiye almayı ve sovyetler çerçevesinde ortak yönetim önerilerini kabul etmeyi reddediyorlardı: Sağ SR’ler ordu komutanları, oligarşi ve İtilaf Devletleriyle yan yana silahlı mücadeleye girişmeyi tasarlarken, Menşevikler çatışmanın üzerinde bir konum almaya hazırlanıyorlardı.
Yıllar sonra sovyetler, her şeye kadir Bolşevik aygıt karşısında içi boş bir kabuğa dönüştüyse, bunun, başka nedenlerin yanı sıra, önemli bir nedeni de şudur: Sovyetlerin canlı olduğu dönemde Sovyet iktidarını savunan tek parti Bolşevik Partisi olmuştu; burjuva cumhuriyetinde sadık muhalefet ya da işbirliği rolünü üstlenmiş olan Menşevikler ile SR’ler ise işçi, köylü ve asker konseylerine dayanan Sovyet cumhuriyetinde aynı rolü oynamayı reddetmişlerdi.
Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu
Çeviri Tarihi: Ekim 2026
Kaynak: Pierre Broué, Le Parti bolchévique
[1] Lenin, “Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği”, Seçme Eserler, Cilt 3, İnter Yay., s. 94
[2] Lenin, “Sosyal-Demokrasinin Köylü Hareketiyle İlişkisi”, age, s. 138.
[3] Troçki, Sürekli Devrim-Sonuçlar ve Olasılıklar, Yazın Yay., s. 198-199
[4] Troçki, age, s.202
[5] Troçki, age., s.237
[6] Oskar Anweiler, Rusya’da Sovyetler (1905-1921), Ayrıntı Yay., s.73-76
[7] Oskar Anweiler, age s.79-82, 91-98
[8] Oskar Anweiler, age, s.123-124
[9] Oskar Anweiler, Die Rätebewegung in Russland, s.103
[10] Oskar Anweiler, Die Rätebewegung in Russland, s.103
[11] Isaac Deutscher, Troçki-Silahlı Sosyalist, Ağaoğlu Yay., s.184
[12] Deutscher, age, s.184
[13] Troçki, “19 Eylül 1906’da Mahkeme Önünde Konuşma”, aktaran Fourth International, Mart 1942, s.85; v03n03-w20-mar-1942
[14] Lenin, “Savaş ve Rusya Sosyal-Demokrasisi”, 1914, Cahiers du bolchévisme, no 24, Ağustos 1925, s.1511
[15] Lenin, age, Cahiers du bolchevisme, no 24, Ağustos 1925, s.1512
[16] Aktaran Deutscher, age, s.259; https://www.marxists.org/archive/trotsky/1914/war/index.htm
[17] Deutscher, age, 261-2
[18] Deutscher, age, s.281-2
[19] Deutscher, age, s.282
[20] Kamenev, 15 Mart 1917 tarihli Pravda’da (no 9) yayımlanan “Gizli Diplomasi Olmaksızın” başlıklı başyazısında, Rus ordusunun cepheyi terk etmemesi ve kurşuna kurşunla cevap verilmesi gerektiğini savunur, şöyle yazar: “Ordumuzun bir birliği cephede dururken, kurşuna kurşunla ve top mermisine top mermisiyle karşılık vermemesi gerektiğini düşünmek en aptalca politika olurdu.” (Ç.N.)
[21] Aktaran H. Carr, Bolşevik Devrimi 1917-1923, Cilt I, Metis Yay., s. 80
[22] Troçki, “Görüş Ayrılıklarımız” 1905 içinde, https://www.marxists.org/archive/trotsky/1907/1905/ch25.htm
[23] Lenin’in ilk mektubu, Pravda’nın 21 ve 22 Mart 1917 tarihli sayılarında önemli kısaltmalar ve değişikliklerle yayımlandı. İkinci, üçüncü ve dördüncü mektuplar 1924’te yayımlanırken, beşinci mektup yarım kaldı. (Ç.N.)
[24] Aktaran Carr, age, s.82
[25] Lenin, “Bugünkü Devrimde Proletaryanın Görevleri Üzerine”, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yay., s.35
[26] Lenin, age, s.36
[27] Lenin, Œuvres complètes, Cilt XXIV, s.15
[28] Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yay., s.63
[29] Lenin, “Partimizin Adı Ne Olmalıdır?”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi içinde, İnter Yay., s.73
[30] “Devrimci savunmacılık“: Şubat 1917 devriminin ardından Menşevik ve Sosyal Devrimci (SR) önderlikler tarafından savunulan; Bolşevik Partisi içinde ise Lenin’in dönüşüne dek Kamenev ve Stalin’in yön verdiği Pravda çizgisinde ifadesini bulan sınıf uzlaşmacı ve oportünist siyasal tutum. Bu çizgi, Çarlığın devrilmesi ve devrimin demokratik kazanımları söyleminden hareketle, savaşın siyasal karakterinin değiştiğini, cephenin artık Alman emperyalizmine karşı “devrimi” ve “özgür vatanı” savunmak adına tutulması gerektiğini ileri sürüyordu. Lenin’e göre ise Lvov-Milyukov hükümeti kapitalist bir hükümet olarak kaldığı, Rus sermayesinin İngiliz-Fransız emperyalizmiyle bağları ve Çarlık döneminden devralınan gizli paylaşım antlaşmaları sürdüğü için savaşın sınıfsal karakteri değişmemişti. Rusya açısından savaş, emperyalist niteliğini koruyordu. Bu nedenle “ilhaksız demokratik barış” söylemiyle birlikte cephenin tutulmasını ve burjuva Geçici Hükümetle uzlaşmayı savunan “devrimci savunmacılık”, gerçekte işçi ve asker kitlelerini Geçici Hükümete ve onun emperyalist savaş siyasetine bağlayan bir sınıf uzlaşması çizgisi işlevi görüyordu. Lenin, Nisan Tezleri’nde bu çizgiye en küçük bir taviz bile vermemiş ve onu işçi sınıfının iktidarı yoluna dikilen “en kötü düşman” olarak nitelemiştir. (Ç.N.)
[31] Emelian Yaroslavski, Histoire du Parti Communiste de l’U.R.S.S. (Parti Bolchévik), Paris, Bureau d’Éditions, 1931, s.262
[32] Yaroslavski, age, s.263
[33] Lenin, “Taktik Üzerine Mektuplar”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi içinde, İnter Yay., s.24
[34] Yaroslavski, age, s.263
[35] Deutscher, age, s.303
[36] Lazar Kaganoviç, “Kızıl Profesörler Enstitüsü’nde konuşma”, Correspondance internationale, No 114, 23 Aralık 1931, s.1260
[37] R. V. Daniels, The Conscience of the Revolution [Devrimin Vicdanı], s.49
[38] Lenin, “Bugünkü Siyasi Durum Üzerine Bir Karar Taslağı”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi içinde, İnter Yay., s.136
[39] Lenin, “Bolşevikler İktidarı Ele Geçirmelidir”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi içinde, İnter Yay., s.143-145
[40] Lenin, age, s.145
[41] Lenin, “Marksizm ve Ayaklanma”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi içinde, İnter Yay., 152-153
[42] Merkez Komitesinin 9’a karşı 8 oyla aldığı boykot kararı, oyların çok yakın olması nedeniyle kesinleştirilmemiş; nihai karar Demokratik Konferanstaki Bolşevik fraksiyonuna bırakılmıştır. Fraksiyon, 50’ye karşı 77 oyla Ön-Parlamentoya katılma yönünde karar vermiştir. Bkz: Troçki, Rus devriminin Tarihi Cilt 2. (Ç.N.)
[43] Lenin, “Bir Yazarın Günlüğünden: Partimizin Hataları”, Seçme Eserler 6, İnter Yay., s.247
[44] Lenin, “Kriz Olgunlaşmıştır”, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, İnter Yay., s.192-193
[45] Lenin, Œuvres complètes, Cilt XXVI, s.139; https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1917/oct/01b.htm
[46] Bunyan ve Fisher, The Bolshevik Revolution [Bolşevik Devrimi], s.59-62
[47] Troçki Rus Devriminin Tarihi, Cilt 3, Yazın Yay., s. 110-111 (Ç.N.)
[48] John Reed, Dünyayı Sarsan On Gün, Oda Yay., s.156
[49] Bunyan ve Fisher, age, s.204
[50] Lenin, Œuvres complètes, Cilt XXVI, s. 293
[51] İzvestiya, 21 Kasım 1917; aktaran Serge, L’An I de la révolution [Devrimin Birinci Yılı], s.104-105; https://www.marxists.org/archive/serge/1930/year-one/index.htm
[52] Lenin, Œuvres choisies, Cilt II, s. 274; https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1917/oct/25-26/26c.htm
[53] Aktaran Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 2, Yazın Yay. s,269
[54] Deutscher, age, s.394
[55] Lenin, “Devrimin Görevleri”, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yay., s.257
[56] Lenin, Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yay., s.425
