Şubat devrimi ve ikili iktidarın doğuşu
1917 Şubat devriminin öngünlerinde Çariçe günlüğüne şöyle yazıyordu: “Saltanat dönemi için büyük, parlak bir çağ başlıyor.” Egemenlerdeki kibir ve körleşme, tarihte birçok kez görüldüğü üzere, miadını doldurmuş toplumsal düzenlerin ve diktatörlüklerin lime lime çürüdüğü dönemlerde en uç noktasına varır. Oysa Çariçe bu satırları yazdığı günlerde, Rusya’yı boydan boya saran toplumsal hoşnutsuzluk dalgası patlak verecek ve akacak bir kanal arıyordu. Nitekim 23 Şubat (Miladi 8 Mart) Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü, üç yüz yıllık Romanov otokrasisini tarihin çöp sepetine fırlatacak devrimci fırtınanın fitilini ateşledi. Hiçbir siyasi parti o gün için genel grev çağrısı yapmamıştı. Hatta Bolşeviklerin en savaşkan kalesi olan Vıborg İlçe Komitesi dahi, zamansız bir kalkışmanın kanla bastırılacağı kaygısıyla kitle hareketini dizginlemeye çalışıyordu. Ancak dondurucu kış soğuğunda fırınların önünde saatlerce ekmek bekleyen, fabrikalarda iliğine kadar sömürülen ve emperyalist paylaşım savaşının tüm yıkımını omuzlayan kadın tekstil işçilerinin öfkesi, yerel komitelerin temkinli kararlarını ve ihtiyatlı tutumunu aştı. Tezgâhlarını terk eden kadınlar, komşu metal fabrikalarındaki işçileri de iş bırakıp greve katılmaya çağırarak Petrograd sokaklarına aktılar.
Kadın işçilerin tutuşturduğu bu kıvılcım hızla genel greve, 27 Şubatta ise Petrograd garnizonundaki köylü kökenli askerlerin işçilerin safına geçtiği silahlı bir ayaklanmaya dönüştü. Burjuva tarihçilerin ve reformistlerin iddia ettiği gibi Şubat devrimi, tamamen “kendiliğinden” ve başsız bir kitle kalkışması değildi. Bolşevik Partisinin üst organları isyanın ilk günlerinde olayların gerisinde kalmış olsa da, ayaklanmayı kışla kışla, sokak sokak örgütleyen öncüler, yıllardır fabrikalarda Bolşevik yeraltı çalışmasının ve 1905 devriminin tedrisatından geçmiş proleter kadrolardı. Nitekim Troçki, bu tarihsel gerçeği Rus Devriminin Tarihi adlı eserinde şöyle belirtir: “O halde devrimi kim yönetti? Yanıt son derece kesin ve yalındır: Bilinçli ve bilenmiş işçiler; esas olarak Lenin’in partisinin eğittiği işçiler!”[1]
Çarlığın devrilmesiyle birlikte, fiili iktidar sovyetlerin eline geçmişti. Ancak işçiler ve askerler silahlı gücü doğrudan kontrol ederken, sovyetlerde ve Sovyet Yürütme Komitesinde çoğunluğu oluşturan reformist Menşevikler ve Sosyal Devrimciler (SR’ler), bu iktidarla ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bir köylü partisi olan SR’lerin Menşeviklerle birlikte sovyetlerde çoğunluğu oluşturmasında, siyasete yeni uyanan köylü askerlerin oyları belirleyici olmuştu. Bu partilerin işçi sınıfının iktidarı alması gerektiğine dönük bir perspektifleri ve hazırlıkları olmadığından, kitlelerin yarattığı bu muazzam güç derhal ellerini yakan kızgın bir kora dönüştü. Bu yüzden, demokratik devrime burjuvazinin önderlik etmesi gerektiği yönündeki şabloncu anlayışlarından hareketle, iktidarı altın tepside burjuvaziye teslim etmek için çırpınıyorlardı. Öyle ki, kitlelerin devrimci öfkesinden dehşete kapılan ve son ana kadar Romanov monarşisini kurtarma hesapları yapan Çarlık Dumasının burjuva vekilleri bile, iktidar koltuğuna ancak Menşevik ve SR şeflerinin ısrarlarıyla oturtulabildi.
Burjuvazi hükümet koltuğuna oturdu oturmasına ama sovyetler de işçi ve asker kitlelerinin fiili iktidar organı olarak yerli yerinde kaldı. Böylece devrim, iki uzlaşmaz sınıfın iktidarını karşı karşıya getiren bir İkili İktidar rejimi doğurdu. Bir yanda Tavriçeskiy Sarayının yaldızlı salonlarında toprak sahiplerinin, sanayicilerin ve eski Çarlık bürokratlarının kurduğu burjuva Geçici Hükümet, öte yanda ise aynı sarayın daha sade salonlarında doğrudan kitlelerin bağrından fışkıran, fabrikalarda ve kışlalarda meşruiyeti tartışmasız tek güç olan İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti toplanıyordu. Bu tablo, düzen içi anayasal bir uzlaşı dengesi değil, bir sınıfın diğerini ezmek zorunda olduğu geçici ve patlayıcı bir çelişkiler yumağıydı. Troçki, bu konuda şunları yazacaktı:
“Ya burjuvazi eski devlet aygıtına gerçekten el koyacak ve onu kendi amaçlarına uygun olarak yenileyecek, bu durumda Sovyetler silinip gidecekler; ya da Sovyetler yeni devletin temelini teşkil edecekler ve bu şekilde de yalnızca eski aygıt tasfiye edilmiş olmakla kalmayacak, bundan yararlanan sınıfların egemenliği de yok edilecekti.”[2]
Bu ikili iktidarın temeli, henüz Geçici Hükümet kurulmadan, Sovyetin taban basıncıyla 1 Martta ilân ettiği tarihi 1 No’lu Emir (Prikaz No. 1) ile atılmıştı. Bu emirle ordudaki Çarlık disiplini kırılmış, silahların denetimi doğrudan seçilmiş asker komitelerine devredilmiş ve Dumanın askeri emirlerinin ancak Sovyetin kararlarıyla çelişmediği sürece uygulanacağı ilân edilmişti. Burjuva hükümetinin Savaş Bakanı Guçkov’un, “Geçici Hükümet ancak Sovyetin izin verdiği ölçüde varlığını sürdürebiliyor; askeri birlikler, demiryolları, posta ve telgrafın hepsi Sovyetin elinde, gerçek güç onda!” itirafı, mülk sahibi sınıfların iktidarının kitlelerin silahlı öz örgütlülüğü karşısındaki çaresizliğini belgeliyordu.
Buna rağmen Menşevik ve SR önderliği, devrimi İkinci Enternasyonalin mekanik aşamacı şablonlarına hapsederek burjuvaziye tabi kıldı. Acil barış, ekmek, toprakların köylülere dağıtılması ve sekiz saatlik işgünü gibi en yakıcı talepler, burjuvazinin çıkarları uğruna toplanma tarihi dahi belirsiz bir Kurucu Meclise havale edildi. Şubat barikatlarında işçiler ve köylü askerler olağanüstü bir güç sergilemişlerdi; ancak başlarında iktidarı almaya kararlı ve programatik olarak netleşmiş bir devrimci önderlik henüz bulunmadığından, zaferin ilk meyveleri reformist uzlaşmacılar eliyle emperyalist burjuvaziye peşkeş çekildi. Şimdi devrimin kaderi, proletaryanın devrimci öncüsü olan Bolşeviklerin kendi içlerindeki ideolojik ve politik salınımları aşıp bu tarihsel boşluğu doldurup dolduramayacağına bağlıydı.
Nisan dönemeci: Lenin’in müdahalesi ve “Troçkizm” suçlaması
Şubat devrimi ve ardından politik sahneye çıkan ikili iktidar, muazzam bir tarihsel kırılma anlamına geliyordu, ama burjuva-demokratik devrimin asgari aşamasında takılıp kalan ve burjuva devrim programından kopamayan Rusya’daki Bolşevik Parti önderliği ağır bir ideolojik bocalama yaşıyordu. Lenin henüz İsviçre’de sürgündeyken, 12 Martta Sibirya sürgününden Petrograd’a dönen Kamenev ve Stalin, Geçici Hükümete karşı sert bir tutum alan ve proleter iktidar perspektifini savunan yerel kadroları tasfiye ederek partinin merkez yayın organı Pravda’nın denetimini ele geçirdiler. Teorik derinlikten yoksun, dar pratikçi bir çalışma tarzına sahip olan Stalin ile her tarihi dönemeçte uzlaşmacı eğilimleriyle öne çıkan Kamenev, 15 Marttan itibaren partinin devrimci yönünü keskin biçimde sağa kırdılar.
Bu dönemde alınan politik tutumlar, kimin gerçekten katıksız bir enternasyonalist ve kimin aslında milliyetçi bir düşünce yapısına sahip olduğunu da ortaya koyar. Kamenev ve Stalin yönetimindeki Pravda, Lenin’in emperyalist savaş boyunca titizlikle işlediği “kendi hükümetinin yenilgisi” ilkesini rafa kaldırarak, burjuva Geçici Hükümetin savaşı sürdürme siyasetine “devrimci anavatan savunuculuğu” maskesiyle arka çıktı. “Alman ordusu Kayzer’in emrine itaat ettiği sürece Rus askeri de siperinde kalmalı, kurşuna kurşunla, mermiye mermiyle karşılık vermelidir” diyen gazete, devrimci kitlelerin yükselttiği barış talebini burjuvazinin ve onun İtilaf müttefiklerinin emperyalist hedeflerine kurban ediyordu. Bu ideolojik kaymanın boyutu Mart ayının sonunda toplanan Tüm Rusya Bolşevik Parti Çalışanları Toplantısında doruğa ulaştı. Stalin, kürsüden Geçici Hükümet ile Sovyetler arasındaki sınıfsal uzlaşmazlığı inkâr eden teslimiyetçi tezler savunuyor, burjuva kabineyi “devrimin kazanımlarının pekiştiricisi” ilân ediyor ve Menşevik lider Tsereteli’nin iki partiyi birleştirme önerisini “Aramızda aşılmaz ayrılıklar yok” diyerek destekliyordu. Parti kadroları, İkinci Enternasyonalin kaba aşamacı dogmaları ve sınıf uzlaşmacı politik hattı yüzünden hızla Menşevikleşme bataklığına sürüklenmekteydi.
Stalin ve Kamenev liderliğindeki Bolşevik kurmaylar Menşeviklerle birleşme kongreleri tasarlarken, binlerce kilometre uzakta, New York’ta sürgünde bulunan Troçki bambaşka bir tarihsel ufka bakıyordu. Tam on iki yıl önce 1905 devriminin deneyimlerinden süzüp çıkardığı sürekli devrim kuramının canlı tarih tarafından doğrulandığını gören Troçki, Mart ayında sıcağı sıcağına kaleme aldığı makalelerde tavizsiz bir proleter devrim programı ortaya koyuyordu. Sınıfsal güç ilişkilerini şöyle tahlil ediyordu: Rus liberal burjuvazisi toprak sahiplerine ve müttefik emperyalist güçlere göbekten bağlıdır, dolayısıyla tarihsel demokratik görevlerini dahi yerine getirmekten acizdir; parçalı yapısıyla köylülük ise bağımsız bir sınıf olarak iktidarı alamaz. Bu nedenle, Çarlığın devrilmesinin ardından demokratik devrimin sorunlarını çözme görevi, yoksul köylü yığınlarını peşine takan proletaryanın omuzlarındadır. Ne var ki iktidarı alan işçi sınıfı, istese bile burjuva mülkiyet düzeninin sınırlarında duramaz; sınıf çelişkilerinin kaçınılmaz mantığı gereği derhal sosyalist önlemlere girişmek ve Rus devrimini Avrupa sosyalist devriminin ilk kıvılcımı haline getirmek zorundadır![3]
Rus burjuvazisi ve emperyalist müttefikleri, devrimin işçi iktidarına ilerletilmesi gerektiğini savunan Lenin ve Troçki’nin ülkeye dönüşünü engellemek için birçok hamle yaptı. Troçki’nin 14 Martta (27 Mart) ailesi ve beş devrimci yoldaşıyla birlikte Rusya’ya dönmek üzere bindiği gemi, 21 Martta (3 Nisan) Kanada’nın Halifax limanında İngiliz donanması tarafından durduruldu. Geçici Hükümetin Kadet Partili Dışişleri Bakanı Milyukov’la el altından işbirliği yapan İngiliz askeri istihbaratı, Troçki’nin Petrograd’a ulaşmasının emperyalist savaş cephesi açısından son derece tehlikeli olduğunu çok iyi biliyordu. Zorla gemiden indirilen Troçki, Nova Scotia’daki Amherst Toplama Kampına hapsedildi. Yaklaşık bir ay tutuklu kaldığı kampı derhal devrimci ajitasyon alanına çevirdi. Buradaki işçi-köylü kökenli sekiz yüzü aşkın Alman deniz erine ve savaş esirine emperyalist savaşın sınıfsal içyüzünü ve Karl Liebknecht’in enternasyonalist mücadelesini anlattı. Gerici Alman subaylarının İngiliz kamp komutanıyla işbirliği yaparak bu konuşmaları engelleme çabası, esir Alman erlerinin dayanışmasıyla boşa çıkarıldı.[4] Sonunda, Bolşevik basının teşhirleri ve Petrograd işçilerinin sert protestoları karşısında köşeye sıkışan Sovyet Yürütme Komitesi devreye girmek zorunda kaldı; İngiliz emperyalizmi geri adım attı ve Alman esirlerin omuzlarda uğurladığı Troçki, 4 Mayısta devrimin başkentine ulaştı.
Burada şu hususa işaret etmek son derece önemlidir: Troçki New York’ta, Lenin ise Zürih’teydi; ama devrimin nereye doğru ilerletilmesi gerektiği konusunda ikisinin de aldığı ideolojik ve politik tutum aynıydı. Zürih’teki sürgününde gelişmeleri teyakkuz halinde izleyen Lenin, uzlaşmacı dalganın partiyi pasifleştirme tehlikesini ilk andan itibaren kavramış ve buna karşı harekete geçmişti. Daha 6 Martta, henüz Kamenev ve Stalin Pravda yönetimini ele geçirmeden önce Stockholm üzerinden çektiği telgrafta, Bolşevik saflara tavizsiz sınıf çizgisini şöyle bildiriyordu: “Taktiğimiz: Yeni hükümete tam bir güvensizlik ve hiçbir destek; özellikle Kerenski’ye şüphe; proletaryanın silahlanması tek garantimiz; Petrograd Dumasında acil seçimler; diğer partilerle hiçbir yakınlaşma!”[5]
Lenin, hemen ardından kaleme alıp Petrograd’a gönderdiği Uzaklardan Mektuplar dizisinde de burjuva hükümetinin emperyalist karakterini bütün çıplaklığıyla teşhir etti. Ne var ki Kamenev ve Stalin’in sansürcü politik anlayışı daha o günlerde işbaşındaydı: İlerideki bürokratik tahrifat yöntemlerinin ilk örneğini sergileyen ikili, Lenin’in Petrograd’a ulaştırdığı dört mektubundan üçünü hasıraltı ederek parti tabanından gizledi. Yayımladıkları ilk mektubun ise Geçici Hükümeti ve uzlaşmacılığı hedef alan en keskin satırlarını makasladılar. Sağcı önderliğin kurduğu bu ablukayı dağıtmak için Lenin’in bizzat Petrograd’a ulaşması ve partiyi yeniden devrimci rotaya sokması gerekiyordu.
İsviçre’den 3 Nisan gecesi Petrograd’daki Finlandiya Garına ulaşan Lenin, gar salonunda kendisini “demokrasiyi savunma” adına sınıf işbirliğine davet eden Menşevik Sovyet Başkanı Çheidze’nin reformist konuşmasına sırtını döndü. Dışarıda meydanı dolduran binlerce işçi ve askere yönelerek Rus devriminin Avrupa ve dünya devriminin ilk kıvılcımını çaktığını söyledi ve şöyle haykırdı: “Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi!” Ertesi gün, 4 Nisanda Tavriçeskiy Sarayında önce Bolşevik kadroların, hemen ardından da Bolşevik ve Menşevik delegelerin ortak toplantısında okuduğu Nisan Tezleri ile devrimin proleter yol haritasını ortaya koydu. Şubat devriminin yepyeni koşullar yarattığını ve eski şemaları geçersiz kıldığını derinlemesine kavrayan Lenin, partinin 1905’ten kalma stratejik yönelimini ve bizzat kendisinin geçmişte formüle ettiği “proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü” tezini açıkça rafa kaldırdı. Kamenev’in Pravda’daki itirazlarını çürütmek üzere kaleme aldığı Taktik Üzerine Mektuplar broşüründe şöyle yazdı: “Her kim ki bugün yalnızca «proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü»nden söz eder, hayatın gerisinde kalır ve bu yüzden de pratik olarak küçük burjuvazinin safına geçer; bunun «eski Bolşevikler» arşivine kaldırılması gerekir.”[6]
Lenin, devlet iktidarının Çarlıktan burjuvaziye geçmesiyle burjuva-demokratik aşamanın biçimsel olarak geride kaldığını ama burjuvazinin demokratik devrimin görevlerini yerine getiremeyeceğini, İkili İktidar rejiminin ise barışçıl bir anayasal dengede sürüp gidemeyeceğini ortaya koyuyordu. Geçici Hükümet ile uzlaşmak ve hele de onun bir parçası olmak, devrimin boğulması ve emperyalist savaşın devam etmesi anlamına geliyordu. İşçi ve asker sovyetleri gibi Paris Komünü tipinde daha ileri bir demokrasi filizlenmişken, parlamenter burjuva cumhuriyetine dönmek tarihsel olarak geriye doğru bir adımdı. Çözüm, burjuva parlamenter sisteminde değil, kitlelerin öz örgütü olan Sovyetlerin iktidarı doğrudan fethetmesindeydi: “Bütün İktidar Sovyetlere!” Yalnızca sovyet iktidarı ülkeyi emperyalist savaştan çekip çıkarabilir, kitlelerin canını yakan acil ekmek ve toprak sorununu çözebilirdi.
Bunun anlamı, şabloncu bakış açısıyla burjuva-demokratik aşamaya takılmadan sosyalist devrime ilerleyerek proletaryanın iktidarı almasıydı. Lenin’in partinin önüne koyduğu bu yeni hedef, aslında 1914’te ilân ettiği “emperyalist savaşın iç savaşa çevrilmesi ve burjuva egemenliğinin yıkılması” çağrısının dolaysız bir sonucuydu. Zira işçi sınıfı siyasal iktidarı ele geçirmeden emperyalist savaş durdurulamazdı. Lenin’in emperyalizm tahliliyle doğrudan örtüşen bu devrimci program, doğal olarak partinin eski siyasal formüllerini de hükümsüz kılıyordu. Bu keskin stratejik müdahale, parti kurmayları içinde adeta bir bomba etkisi yarattı. İlk günlerde tezlerin altına tek bir Merkez Komite üyesi bile imza atmaya yanaşmadı. Öyle ki Nisan Tezleri, 7 Nisan tarihli Pravda’da ancak Lenin’in şahsi imzasıyla yayımlanabildi. Ertesi gün Kamenev, 8 Nisanda Pravda sayfalarında Bizim Anlaşmazlıklarımız başlıklı sert bir başyazı kaleme alarak, Lenin’in tezlerinin partinin resmi çizgisiyle bağdaşmadığını ilân etti. Kamenev’in başını çektiği “eski Bolşevikler”, Lenin’i Rusya’nın nesnel gerçeklerinden kopmakla ve daha da önemlisi, partinin geleneksel aşamacı formüllerini terk edip “Troçkist” olmakla suçladılar.
Bu suçlama hiç de rastlantısal değildi. Çünkü o güne dek Rus Marksist hareketinde “Troçkizm” diye damgalanan teorik-politik hat, geri bir ekonomik yapıya sahip Rusya’da proletaryanın Batı işçi sınıfından önce iktidara gelebileceğini, devrimin burjuva-demokratik sınırlarla kısıtlanamayacağını ve iktidara gelen proletaryanın derhal sosyalist dönüşümleri başlatacağını savunan sürekli devrim teziydi. Lenin’in Nisan Tezleri ile Troçki’nin 1905’ten beri savunduğu devrimci perspektif, devrimin bu kavşağında tam bir uyumla birleşmişti. Troçki, bu tarihsel ve kuramsal çakışmayı otobiyografisinde şöyle kaydeder: “New York’ta çıkan Rusça gazetede devrimin güçlerini değerlendirirken ve onun gelişme perspektiflerini çizerken, aynı günlerde Lenin’in Cenevre’den ve Zürih’ten bildirdiği sonuçlarla her noktada birleşiyordum… Benim «Sürekli Devrim» formülümün anlamı da bundan başka bir şey değildi.”[7] Isaac Deutscher’in de belirttiği gibi, parti içindeki muhafazakâr kanadın Lenin’i “sürekli devrim kuramını benimsemek ve Bolşevizmi terk edip Troçkizmi kabul etmekle” suçlaması, bağımsız kanallardan akan iki büyük devrimci ırmağın proleter iktidar programında kaynaştığının en somut tarihsel kanıtıydı.[8]
Troçki henüz İngiliz emperyalizminin engellemeleri nedeniyle Kanada’da alıkonulurken, Lenin parti içindeki uzlaşmacı kanada karşı tabandaki öncü proleter kadrolara dayanarak büyük bir ideolojik ve politik mücadele verdi. Daha Nisan başlarında ülkeye henüz dönmüşken, sağcı çizgideki ısrarı görerek yoldaşlarını şu tavizsiz sözlerle uyarmıştı: “Bizim Bolşevikler bile Geçici Hükümete güven besliyorlar. Bu ancak devrimin sarhoşluğuyla açıklanabilir. Bu durum sosyalizmin sonu demektir… Eğer bu çizgide ısrar edilecekse bir an bile tereddüt etmem; azınlıkta kalmayı, tek başıma yürümeyi yeğlerim!”
Parti içinde bu tartışmalar sürerken, Kadet lideri ve Dışişleri Bakanı Milyukov’un, Çarlık rejiminin gizli emperyalist savaş hedeflerine ve Boğazları işgal emellerine sadık kalınacağını bildiren 18 Nisan tarihli notası kamuoyuna sızdı. Böylece Şubat devriminin ardından işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki ilk büyük açık çatışma olan Nisan krizi patlak verdi. 20-21 Nisanda on binlerce silahlı işçi ve asker “Kahrolsun Milyukov!”, “Kahrolsun Savaş!” sloganlarıyla sokaklara döküldü. Kitlelerin öfkesi volkan gibi patlamıştı. Ancak iktidar için henüz erkendi ve bu yüzden Bolşevik Merkez Komitesi, hükümeti derhal devirme yönünde tutum benimseyen parti içindeki sabırsız sol eğilimi frenledi. Henüz Sovyetlerde çoğunluk kazanılmış değildi; geniş kitleler hâlâ reformist sosyalist partilerin etkisindeydi. Böylesi koşullarda iktidar için atılacak erken bir adım, öncüyü kitlelerden tecrit edip devrimi boğabilirdi. Öncelik, Sovyetlerde sabırlı ajitasyon ve propaganda çalışmasıyla işçi ve asker yığınlarının bilinçli desteğini kazanmak olmalıydı.
Nisan krizinin burjuva hükümetinin emperyalist karakterini teşhir etmesi, parti içindeki sağ kanadın tezlerini de çökertti. Vıborg fabrikalarındaki öncü işçilere dayanan Lenin’in, tabandan gelen doğrudan basınçla partiyi alttan yukarıya doğru devrimcileştirmesi sayesinde, 24-29 Nisan 1917’de toplanan Yedinci Tüm Rusya Bolşevik Parti Konferansında Stalin ve Kamenev’in temsil ettiği oportünist çizgi yenilgiye uğratıldı. Petrograd proletaryasının kararlı desteğiyle parti, sağ sapmanın ve Menşevikleşmenin eşiğinden çekilip alınarak yeniden proleter devrim çizgisine oturtuldu. Bir süre sonra ise Lenin ve Troçki aynı hedef doğrultusunda teorik ve örgütsel güçlerini birleştirecekti.
Troçki’nin dönüşü ve devrimci kitle siyasetinin üç temel ilkesi
Nisan kriziyle artık tek başına yönetemeyeceğini gören burjuvazi, yükselen devrimci dalgayı yatıştırmak için uzlaşmacı sosyalistleri hükümete ortak etti. 5 Mayısta kurulan Birinci Koalisyon Hükümetinde on kapitalist bakana karşılık Menşevikler ve SR’ler altı bakanlık koltuğu aldı. Bu isimler arasında yer alan Kerenski ise cephede yeni bir emperyalist taarruz örgütlemek üzere Savaş ve Bahriye Bakanlığına getirildi. On yıllık sürgünün ardından bir gün önce (4 Mayısta) Petrograd’a ulaşan Troçki, koalisyonun kurulduğu gün 1905 devrimindeki ilk sovyetin başkanı sıfatıyla Petrograd Sovyeti kürsüsüne çıktığında, salondaki işçi ve asker delegelerinin alkış tufanıyla karşılandı. Troçki, Menşevik ve SR’lerin burjuva kabinesine girmesini şu sözlerle mahkûm etti: “İkili iktidar ortadan kalkmadı; yalnızca hükümetin kendi içine taşındı! Rusya’yı kurtaracak yegâne çözüm, bütün iktidarın doğrudan İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetlerine geçmesidir!” Troçki konuşmasını, devrimci kitle siyasetinin eylem kılavuzu haline gelecek üç temel ilkeyle sonuçlandırdı: “Burjuvaziye asla güvenmemek! Kendi önderlerini kesintisiz denetlemek! Yalnızca kendi sınıf gücüne bel bağlamak!”[9]
Troçki, Menşeviklerin reformist politikalarına kararlı şekilde karşı duran ama Bolşeviklere de katılmayan enternasyonalistlerin örgütü Mejrayontsı (Bölgelerarası Örgüt) ile birlikte hareket ediyordu. Dört bin öncü işçiyi, aydını ve deneyimli devrimci kadroyu barındıran bu örgüt ile Bolşevik Partisinin örgütsel birleşmesini hazırladığı için henüz biçimsel olarak parti üyesi olmayan Troçki, daha ilk konuşmasıyla Lenin’le tam bir eylem ve düşünce birliği içinde olduğunu ortaya koymuştu. Öyle ki Menşevik Nikolay Sukhanov’un ve dönemin tanıklarının kaydettiği üzere Milyukov, burjuvazi ve uzlaşmacı çevreler, Troçki hakkında “Lenin’den bile beter!” sözlerini dolaşıma sokmaya başlamışlardı. Sosyalist bakanlar burjuva kabinesinde kitleleri yeniden emperyalist savaş arabasına koşmak için ter dökerken, Troçki işçi ve askerleri doğrudan iktidarı almaya çağırıyordu.
Bu gerilimli günlerde, uzlaşmacı reformist şefler bakanlık koridorlarında burjuvaziyle pazarlık yürütürken, on binlerce Vıborg işçisinin, garnizon askerinin, emekçi kadının ve donanma bahriyelisinin bir araya geldiği Petrograd’daki Modern Sirk (Cirque Moderne) devrimci kitle ajitasyonunun kalbine dönüştü. Arayış içindeki kitleleri doğrudan proleter iktidar hedefine yönlendiren, bu devrimci kürsünün tartışmasız sesi Troçki’ydi. Troçki, Hayatım’da devrimci hatip ile işçi kitlelerinin bilinci arasındaki canlı diyalektik kaynaşmayı şöyle betimler:
“İnsan gövdeleriyle dolu sıcak bir mahzenin dibinde konuşuyormuş gibiydim… Kalabalık; bilmek, anlamak, tutacağı yolu bulmak istiyordu. Zaman zaman tek bir gövde haline dönüşmüş olan bu binlerce insanın tek bir şeyi bilmek istedikleri anlaşılıyordu. O zaman düşünülmüş deliller, hazırlanmış sözler bir kenara atılıyor; daha kuvvetli deliller, hatibin hemen o anda aklına geliveren ve yığınların beklediği sözler dökülüyordu ağzından.”[10]
Isaac Deutscher, bu hitabetin sırrını, “Kendi heyecanını kitlelerin heyecanıyla kaynaştırmış, kendisi de insan yığınlarının anlatım aracı olmuştur” diyerek açıklar.[11] Siyasi hasmı Sukhanov dahil dönemin birçok tanığı, Troçki kürsüye çıktığında Modern Sirk’in devasa kubbesinin sarsıldığını, işçi ve askerlerin onu nefeslerini tutarak dinlediğini aktarır; onun kitleleri yalnızca ajite etmekle kalmayıp sabırla eğittiğini ve burjuva hükümetine karşı proleter iktidarın zorunluluğuna adım adım hazırladığını kaydeder. Troçki, kitle siyasetinin üç temel ilkesini hayata geçiren devrimci işçi ve askerlerin de en kararlı savunucusuydu. Mayıs ortasında adadaki tek iktidarın Sovyet olduğunu duyurdukları için burjuvazinin ve Menşevik bakanların “eşkıya” ilân ettiği Kronstadt bahriyelilerini, Petrograd Sovyeti kürsüsünden devrimin çelik çekirdeği olarak selamlıyor, “Rus devriminin gururu ve şanı” diyerek savunuyordu.
18 Haziran gösterisi ve reformizmin iflası
Petrograd işçilerinin ve garnizon askerlerinin hızla Bolşevikleşmesi karşısında paniğe kapılan Menşevik ve SR yönetimindeki Birinci Tüm Rusya Sovyetler Kongresi, Bolşeviklerin 10 Haziran için planladığı gösteriyi “karşı-devrim yararlanır” bahanesiyle yasaklamıştı. Bolşevik Merkez Komitesinin zamansız bir çatışmadan kaçınarak yürüyüşü iptal etmesini kendi güçlerinin kanıtı sanan reformist liderler, kitlelerin devrimci enerjisini koalisyon hükümetinin ve hazırlıkları süren emperyalist taarruzun arkasına yedeklemek amacıyla 18 Haziranda resmi bir kitle gösterisi düzenleme kararı aldılar. Lakin bu hamle, reformistler için tam bir siyasal hezimete dönüştü.
Mars Meydanındaki Şubat şehitlerinin anıt mezarları önünden geçen 400 bin işçi ve asker korteji, üç cılız grubun açtığı ve yığınların yuhalayarak indirttiği birkaç pankart dışında tek bir koalisyon flaması taşımaksızın uçsuz bucaksız bir Bolşevik seline dönüştü. Resmi kürsüdeki reformist Menşevik ve SR liderlerinin şaşkın ve çaresiz bakışları önünde, fabrika ve alayların kızıl pankartlarında şu şiarlar dalgalanıyordu: “Kahrolsun On Kapitalist Bakan!”, “Kahrolsun Taarruz Politikası!”, “Bütün İktidar Sovyetlere!”
Hiçbir partinin önceden telkin etmediği, bir fabrikadaki işçilerin kendi inisiyatifiyle açtığı “Yaşama hakkı mülkiyet hakkının üstündedir!” pankartı, ekmek ve barış mücadelesini doğrudan kapitalist mülkiyetin tasfiyesine bağlayan proleter bilincin ulaştığı politik derinliği ifade ediyordu. 18 Haziran gösterisi, Şubat rejiminin kendi iflasını ve güçsüzlüğünü kitlelerin aynasında gördüğü tarihsel bir dönüm noktası oldu. Lenin, uzlaşmacıların içine düştüğü bu aciz durumu şöyle özetliyordu:
“Onlar çoğunlukta, onlar iktidarda, birlikte blok oluşturmuşlar; ama ellerinde hiçbir gücün olmadığını görüyorlar. Eh, bu durumda öfkelerini Bolşeviklere kusmayıp ne yapsınlar?”[12]
Savaş Bakanı Kerenski, Fransız ve İngiliz emperyalizminin taleplerini karşılamak ve içerideki devrimci dalgayı şovenist bir seferberlikle boğmak amacıyla askerlere, “Süngülerinizin ucunda özgürlüğü ve barışı taşıyorsunuz!” diyordu. Ancak başkentteki gösteriyle aynı gün, 18 Haziranda başlattığı emperyalist taarruz, Troçki’nin Birinci Tüm Rusya Sovyetler Kongresi kürsüsünden öngördüğü gibi tam bir askeri hezimet ve ağır bir kıyımla sonuçlandı. Bu kanlı kumar cephenin çöküşünü hızlandırırken, erler üzerindeki subay otoritesini de bütünüyle yok etti. Kırda ise köylüler, başında bizzat “köylü partisi” SR’lerin lideri Çernov’un bulunduğu Tarım Bakanlığının toprak sorununun çözümünü sürekli ertelemesine isyan ederek, kendi komiteleri eliyle soyluların mülklerine doğrudan el koymaya başladılar.
Temmuz Günleri: Erken patlama ve karşı-devrimin cadı avı
18 Haziran yürüyüşünün ve cepheden gelen askeri çöküş haberlerinin ardından sınıfsal gerilim doğrudan silahlı çatışma eşiğine dayandı. Devrimci alayların cepheye sürülerek başkentin silahsızlandırılacağı tehdidi ve Kadet bakanların uzlaşmacıları köşeye sıkıştırmak amacıyla istifa etmesiyle patlak veren hükümet krizi eklenince kitlelerin öfkesi taştı. 3-4 Temmuzda 1. Makineli Tüfek Alayı ile on binlerce Putilov ve Vıborg işçisi, Bolşeviklerin zamansız bir kalkışmaya karşı yaptığı tüm uyarılara rağmen silahlı olarak “Bütün İktidar Sovyetlere!” şiarıyla sokağa döküldü.
Petrograd proletaryası ve garnizonu burjuva hükümetini devirmeye ve iktidarı almaya hazırdı. Fakat taşra ve cephedeki milyonlarca köylü-asker henüz başkentin devrimci temposuna ulaşmamıştı. Erken bir kalkışmanın başkenti ülkenin geri kalanı karşısında yalnızlaştırıp devrimi boğacağını gören Bolşevik Partisi, vakitsiz bir ayaklanma girişimine kesin olarak karşı çıktı. Ancak sokağa inen kitleleri yüzüstü bırakmayı da reddedip 3 Temmuz gecesi hareketin başına geçti. Kitleleri karşı-devrimin kanlı tuzağına düşmekten koruyarak bu kendiliğinden patlamayı örgütlü ve disiplinli bir siyasal gösteriye dönüştürdü.
Köşeye sıkışan burjuvazi ve reformist uzlaşmacı önderlik, kitle hareketini ezmek için aşağılık yöntemlere başvurdu. Sokaklarda pusu kuran karşı-devrimci subaylar, harp okulu öğrencileri ve Kazaklar, yürüyüş kollarının üzerine ateş açarak onlarca işçi ve askeri katledip yüzlercesini yaraladı. Eşzamanlı olarak hükümet ve askeri istihbarat, Lenin’in ve diğer Bolşevik önderlerin “Alman Genelkurmayının satılık ajanları” olduğu yönündeki düzmece belgeleri basına ve kışlalara servis ederek şovenist bir histeri yarattı ve garnizonun kararsız alaylarını zehirledi. Temmuz Günleri, öncü kuvvetlerin geri çekilmesiyle noktalanırken cepheden getirilen rejime sadık birliklere dayanan burjuvazi ve Menşevik-SR uzlaşmacı bloku azgın bir cadı avı başlattı. Vıborg işçi semtini kent merkezine bağlayan köprüler kaldırıldı, Pravda matbaası basılarak makineleri parçalandı, Bolşeviklerin merkez karargâhı olan Kşesinskaya Konağı işgal edildi. Devrimci alaylar dağıtılırken, başbakanlığı devralan Kerenski cephede idam cezasını geri getirdi.
Hakkında tutuklama kararı çıkarılan Lenin, karşı-devrimci subayların bir suikast tezgâhladığını gören partinin ısrarıyla Zinovyev’le birlikte yeraltına çekilmek zorunda kaldı. Geçici Hükümete gönderdiği açık mektupta Lenin’le aynı devrimci safta olduğunu ilân ederek burjuva hükümetine meydan okuyan Troçki ise 23 Temmuzda tutuklandı ve Kamenev, Lunaçarski, Kollontay, Raskolnikov gibi onlarca öncü kadronun bulunduğu Krestı Hapishanesine atıldı. Bu geçici gericilik dalgasıyla burjuvazi Sovyetleri tümden tasfiye etmeyi planlarken, hükümette İçişleri Bakanlığı görevini de üstlenen Menşevik lider Tsereteli, sermayenin gönüllü jandarmalığına soyunarak Petrograd işçilerini ve devrimci alayları silahsızlandırma işini üstlendi. Uzlaşmacı reformist şefler, Bolşevikleri yasadışı ilân edip zindanlara tıkarak işçi sınıfının öncüsünü yalnızlaştırdıklarını sanıyorlardı. Troçki, reformistlerin bu “tecrit” yaygarasının ve teslimiyetçiliğinin tam tersi sonuçlar yaratacağını belirtiyordu:
“Partimizin Sovyetin bugünkü yöneticilerinden tecrit olması, en büyük tecrit olan hapishane hücresi bile, proletaryanın kırda ve kentteki ezilen kitlelerden tecrit olması anlamına gelmez. Tersine, devrimci proletarya kendi politikasını Sovyetin bugünkü yöneticilerinin kurnaz inkârcılığıyla karşı karşıya getirerek, olsa olsa milyonlarca köylüye hayırlı bir siyasi ayrışma imkânı sunar, kır yoksullarının Sosyal Devrimci zengin mujiklerin hain önderliğinden kopmasını sağlar ve sosyalist proletaryanın gerçek halkçı, plebyen devrimin yöneticisi haline gelmesine yardım eder.”[13]
Altıncı Kongre ve Kornilov darbesi
Temmuz gericiliğinin en karanlık günlerinde, 26 Temmuz-3 Ağustos tarihleri arasında yarı-legal koşullarda toplanan Bolşevik Partisinin Altıncı Kongresi, devrimci safların çelikleştiği tarihsel bir dönemeç oldu. Troçki’nin önderliğindeki Mejrayontsı örgütü bu kongrede resmen partiye katılarak örgütsel birleşmeyi tamamladı. O sırada Krestı Hapishanesinde tutsak bulunan Troçki, yapılan seçimde 134 delegenin 131’inin oyunu alarak, Lenin’le (133 oy) birlikte listenin en başında, en yüksek oy oranlarından biriyle doğrudan Merkez Komitesine seçildi. Böylece Nisanda sağlanan kuramsal ve programatik birlik, devrimin kurmay heyeti içinde örgütsel olarak da perçinlenmiş oldu.
Temmuz saldırısıyla cesaretlenen sermaye sınıfı ve onunla işbirliği yapan Kerenski hükümeti, devrimci Petrograd’ın basıncından uzakta, “sakin” bir sığınak sandığı Moskova’da iktidarı açık bir askeri diktatörlüğe dönüştürmek amacıyla 12 Ağustosta Moskova Devlet Konferansını topladı. Ancak Moskova proletaryası, Bolşeviklerin çağrısıyla 400 bin kişilik genel greve çıkarak fabrikaları, tramvayları ve elektrik şebekesini durdurdu; işçileri zincire vurmak için toplanan burjuvazinin bu gövde gösterisini karanlığa gömerek felç etti. Cephede ise Temmuz boyunca Bolşeviklere “vatan hainliği” iftirası atan burjuvazinin sınıfsal ikiyüzlülüğü bütün çıplaklığıyla tescillendi: Kerenski’nin Temmuz ortasında başkomutanlığa getirdiği General Kornilov ve Çarlık generalleri, başkent üzerinde askeri bir panik yaratıp devrimci garnizonu ve Sovyetleri ezmek amacıyla 21 Ağustosta Riga kentini kasten Alman ordusuna teslim etti. Tıpkı 1871’de Paris Komününü boğmak için Prusya ordusuyla işbirliği yapan Fransız burjuvazisi gibi, Rus kapitalistleri de mülkiyetleri tehlikeye girdiğinde “anavatan savunuculuğu” maskesini yırtıp atmışlardı. Amerikalı komünist gazeteci John Reed’in belgelediği üzere, mülk sahibi sınıflar açıkça Alman İmparatoru “Wilhelm’i Bolşeviklere yeğ tuttuklarını” itiraf ediyorlardı.[14]
Burjuvazi, kitlelerin devrimci yükselişini boğmak için artık koalisyon manevralarına ve Menşevik-SR şeflerinin yatıştırıcı nutuklarına değil, doğrudan generallerin süngüsüne bel bağlamıştı. Mülk sahiplerinin, Kadet Partisinin ve emperyalist müttefiklerin tam desteğini alan General Kornilov, Ağustos sonunda Kazak alaylarını ve “Vahşi Tümen”i Petrograd’a sürerek açık bir askeri diktatörlük kurmaya girişti. Aslında bu karşı-devrimci yürüyüş, başlangıçta Kerenski ile Kornilov’un ortak tezgâhıydı: Kerenski, Kornilov’un birlikleri eliyle Petrograd işçilerini silahsızlandırıp Bolşevikleri ezmeyi ve Sovyetleri etkisizleştirmeyi planlamıştı. Fakat burjuvazi artık küçük-burjuva uzlaşmacıları da gözden çıkarmak istiyordu; generalin bizzat kendisini de tasfiye ederek tek başına diktatörlük kuracağını anlayan Kerenski, paniğe kapılarak suç ortağı Kornilov’u 27 Ağustosta görevden alıp “vatan haini” ilân etti ve postunu kurtarmak için çaresizce Sovyetlerin kapısını çaldı.
Küçük-burjuva uzlaşmacılığının iflâs ettiği bu keskin dönemeçte tarih, devrimci bir altüst oluş döneminde orta bir yol olmadığını şu sınıfsal ikilemle gösterdi: Ya sermayenin askeri diktatörlüğü ya proletaryanın iktidarı; ya Kornilov ya Lenin!
Önderlerinin bir kısmı Krestı Hapishanesinin hücrelerinde tutsak bulunan ya da yeraltında gizlenen Bolşevikler, Kerenski hükümetine ve onun uzlaşmacı siyasetine en ufak bir güven ya da destek vermeksizin, kitleleri Kornilov darbesine karşı seferber ettiler. Kışlık Sarayı savunup savunmamayı sormak üzere Krestı Hapishanesine giden Avrora kruvazörü bahriyelilerine Troçki’nin verdiği yanıt, Marksist birleşik işçi cephesi taktiğinin çarpıcı bir örneğiydi: “Tüfeği Kerenski’nin omzuna dayayıp Kornilov’a ateş edin; Kerenski ile daha sonra hesaplaşırız!”
Kapitalist üretimin ve ulaşımın şahdamarlarını elinde tutan işçi sınıfı, tabanda kurulan birleşik mücadele komiteleri aracılığıyla üretimden gelen örgütlü gücünü sahaya sürdü. Demiryolu işçileri rayları söküp askeri katarları çıkmaz hatlara çekti; posta ve telgraf emekçileri darbe karargâhının birliklerle haberleşmesini kesip ele geçirdiği emirleri doğrudan devrimci komitelere ulaştırdı. Daha dün uzlaşmacıların “eşkıya” diye yaftaladığı Kronstadt bahriyelileri başkentin savunmasına koşarken, Petrograd işçileri Temmuz sonrasında dağıtılmaya çalışılan Kızıl Muhafız müfrezelerini yeniden örgütleyerek on binlerce işçiyi silahlandırdı. Başkent çevresinde kadınlı erkekli kitleler savunma hendekleri kazarken, Kornilov’un vurucu gücü olan “Vahşi Tümen” ve Kazak birlikleri, bünyelerine sızan işçi ve asker ajitatörlerinin yürüttüğü kardeşlik ve devrimci sınıf propagandası karşısında içeriden dağıldı. Karşı-devrimin bütün umutlarını bağladığı askeri darbe, Kornilov’un birlikleri başkent kapılarında tek bir kurşun dahi atamadan, Troçki’nin ifadesiyle “kızgın döküm ocağına düşen bir su damlası gibi buharlaşıp gitti.”
Kornilov hezimetinin ardından, aylardır burjuvaziyle kurdukları koalisyonlarla askeri darbenin taşlarını kendi elleriyle döşeyen uzlaşmacı partilerin (Menşeviklerin ve SR’lerin) fabrika ve kışlalardaki kitle desteği hızla eridi. Karşı-devrimi ezmek üzere harekete geçen işçi ve asker yığınları, tehlike kapıya dayandığında devrimin yegâne uzlaşmaz ve kararlı savunucusunun Bolşevik Partisi olduğunu görmüşlerdi. Kitle bilincindeki bu kırılma derhal Sovyetlere yansıdı: 31 Ağustos gecesi Petrograd Sovyetinde, hemen ardından 5 Eylülde ise Moskova Sovyetinde Bolşevikler çoğunluğu kazandı.
Darbeci birlikleri dağıtan Petrograd işçilerinin basıncıyla 4 Eylülde Krestı Hapishanesinden salıverilen Troçki, beş gün sonra yapılan güven oylamasında Menşevik-SR Başkanlık Divanının düşürülmesine önderlik etti ve 25 Eylülde Petrograd Sovyeti Başkanı seçildi. 1905 Sovyetinin başkanı, on iki yıl sonra, ama bu kez arkasında yüz binlerce silahlı işçinin, askerin ve çelikleşmiş Bolşevik Partisinin gücüyle yeniden işçi sınıfının örgütlü birliğinin ve doğrudan demokrasinin cisimleştiği iktidar organının kürsüsündeydi.
Şubattan Eylüle uzanan bu fırtınalı yedi ay, aynı zamanda devrimci Marksist teorinin, tarihin en keskin sınıf mücadelelerinin yaşandığı canlı bir laboratuvarda sınanması anlamına geliyordu. Rusya işçi sınıfı, onlarca yıla bedel bu tarihsel kesitte, burjuvaziyle sınıf işbirliğine dayanan reformizmin ve küçük-burjuva uzlaşmacılığının kaçınılmaz olarak askeri diktatörlüğe kapı araladığını öz deneyimiyle görürken, dünya proletaryasının önüne de paha biçilmez bir ders koydu. Kitlelerin kendiliğinden devrimci enerjisi, ancak işçi sınıfının bağımsız siyasal mücadelesini esas alan Bolşevik öncüyle buluştuğunda yenilmez bir maddi güce dönüşebilirdi. Nitekim Eylül sonuna gelindiğinde işçi ve asker yığınlarının bilincinde Şubat rejimi çoktan mahkûm edilmiş, Bolşeviklerin liderliğinde Sovyetler hayatın her alanında yeniden fiili iktidar olarak hareket etmeye başlamıştı.
[1] Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Yazın Yay., Cilt I, s.168
[2] Troçki, age, s.221
[3] Troçki’nin Mart 1917’de New York’ta kaleme aldığı ilgili makaleler: İki Yüz: Rus Devriminin İç Güçleri (17 Mart 1917), Büyüyen Çatışma (17 Mart 1917) ve Savaş mı Barış mı? (30 Mart 1917); bkz, Marxists Internet Archive: https://www.marxists.org/archive/trotsky/works/index.htm
[4] Troçki, Hayatım, Yazın Yay., s.343-345
[5] Lenin, Telegram to the Bolsheviks Leaving for Russia, Collected Works, Vol. 23, s.292
[6] Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, Sol Yay., s.20
[7] Troçki, Hayatım, Yazın Yay., s.340-350
[8] Isaac Deutscher, Silahlı Peygamber, Ağaoğlu Yay., s.305
[9] Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Yazın Yay., Cilt I, s.363
[10] Troçki, Hayatım, Yazın Yay., s.352
[11] Isaac Deutscher, Silahlı Peygamber, Ağaoğlu Yay., s.312
[12] Aktaran Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Yazın Yay., Cilt I, s.451
[13] Troçki, age, s. 446
[14] John Reed, Dünyayı Sarsan On Gün, Yordam Yay., s.32
