29 Temmuz 1905, Die Neue Zeit
Engels ile 1867 yılında, yani Kapital’in ilk cildinin yayımlandığı yıl tanıştım. Marx bana, “Kızımla nişanlı olduğuna göre seni Engels ile tanıştırmalıyım” dedi ve birlikte Manchester’a gittik. Engels, eşi ve o sıralar altı ya da yedi yaşlarında olan eşinin yeğeniyle birlikte, şehrin banliyölerinde, kırsal alana oldukça yakın küçük bir evde yaşıyordu. O dönemde, babasının kurmuş olduğu bir firmada ortaktı. Tıpkı Marx gibi, 1849 devriminin yenilgisinin ardından Kıta Avrupası’ndan kaçarak Londra’ya sığınmıştı ve hâlâ siyasi ajitasyonun bir parçası olmaya ve incelemelerini sürdürmeye devam ediyordu. Marx, bu devrimci fırtınada hem kendi mal varlığını hem de annesininkini kaybetmişti.[1] Engels’in ise hiç parası yoktu ve Manchester’a gitmeye, 1845’te terk ettiği babasının işinde bir ticari memur olarak çalışmayı kabul etmek zorunda kaldı. Marx ise New York Daily Tribune gazetesinin haftalık muhabiri oldu ve böylece ailesinin geçimi için gereken parayı sağladı.
Engels, 1870 yılına kadar bir tür ikili yaşam sürdürdü. Haftanın altı günü, saat ondan dörde kadar, firmasının yabancı dillerdeki yazışmalarını yöneten ve Borsaya giden bir tüccardı. Şehrin merkezinde, ticari ilişkide olduğu kişileri kabul ettiği bir bürosu vardı. Ancak siyasi ve bilimsel dostlarını o küçük evinde ağırlardı; bunların arasında kimyager Schorlemmer ve daha sonra Kapital’in ilk cildini İngilizceye çevirecek olan Samuel Moore da bulunuyordu. İrlanda kökenli ve devrimci bir yurtsever olan eşi Lizzie Burns, Manchester’da sayıları epey fazla olan İrlandalılarla sürekli temas halindeydi ve onların gizli planlarından haberdardı. Pek çok Fenian (İrlandalı devrimci) Lizzie’nin evine sığınmıştı; hatta İrlandalı tutsakların cezaevi arabasından kaçırılmasını planlayan kişi de onun bu güvenli sığınağında saklananlar arasındaydı. Fenian sorunuyla yakından ilgilenen Engels ise, İrlanda’daki İngiliz egemenliğinin tarihi üzerine belgeler toplamıştı (Özenle kopyalanıp korundukları için, bunlar hâlâ onun yazılı notları/arşivi arasında bulunuyor olmalıdır).[2]
Akşamları ticari esaretinden kurtularak, yeniden özgür bir adam olduğu küçük evine dönerdi. Manchester’ın sadece sanayi yaşamında yer almakla kalmaz, aynı zamanda kentin zevklerini de paylaşırdı; toplantılara, ziyafetlere ve spor etkinliklerine katılırdı. Bir av atı vardı ve tazılarla ava çıkardı; çitlerin, hendeklerin üzerinden gözünü budaktan sakınmadan atlayan son derece cesur bir biniciydi. Avın düştüğü son noktada orada bulunmayı pek severdi. Marx bana bir keresinde, “Günün birinde onun bir kaza geçirdiğini duyacağım diye her zaman korkuyorum” demişti.
Onun burjuva tanıdıklarının, önceki yaşamından haberdar olup olmadıklarını bilmiyorum. İngilizlerin ağzı son derece sıkıdır ve kendilerini ilgilendirmeyen işlere burunlarını sokmaktan hoşlanmazlar; ne olursa olsun, her gün gördükleri bu adamın gerçek değeri hakkında hiçbir şey bilemezlerdi, çünkü Engels kendi fikirlerinden pek bahsetmezdi. Marx’ın Avrupa’nın en bilgili insanı olarak gördüğü bu adam, burjuvaların gözünde sadece kadehini yudumlamaktan keyif alan neşeli bir arkadaştan ibaretti. Bir defasında Madam Marx, 1848’de Engels’i tanımış olan bir kadının “Engels uçarı bir adam” dediğini duymuştu ve Manchester tüccarlarının görüşü de tam olarak buydu. Oysa hiçbir bilge adam bilgiçlik taslamaktan bu kadar uzak olamazdı.
Ömrünün sonuna dek zihnen diri bir gezgin ve son derece sevimli bir yoldaş olarak kaldı; gençlerin etrafında olmasını severdi, mükemmel bir ev sahibiydi. Pek çok Londralı sosyalist, yolu şehre düşen gezginler ve tüm ülkelerden sürgünler, pazar günleri onun dostane masasının etrafında toplanır; hepsi de Engels’in neşeli misafirperverliği, kıvrak zekâsı ve tükenmez canlılığıyla şenlenen o evden, geçirdikleri akşamın mutluluğuyla ayrılırlardı.
Marx ile tarihsel yoldaşlık
Aynı anda Marx’tan bahsetmeden Engels hakkında konuşmak imkânsızdır. Hayatlarının ağı o kadar sıkı bir şekilde birbirine örülmüştü ki, sanki tek bir hayattı. Yine de sadece dış koşullar nedeniyle değil, farklı karakter ve mizaçları nedeniyle de tamamen farklı kişiliklerdi. İlk kez Kasım 1842’de, Engels’in Rheinische Zeitung bürosuna yaptığı ziyaret vesilesiyle tanıştılar. Marx, o gazetenin kapatılmasının ardından evlenip Fransa’ya gitme fırsatını bulduğunda, Engels Eylül 1844’te Paris’te ona birkaç günlük bir ziyarette bulundu. Engels, Marx’ın biyografisinde şöyle yazar: “İkimiz de Alman-Fransız Yıllıkları (Deutsch-Französische Jahrbücher) üzerinde çalışıyorduk ve yazışıyorduk; Marx’ın ölümüne dek sürecek olan ortak çalışmalarımız işte o tarihte başladı.” 1845’te Prusya hükümetinin talebi üzerine Guizot, Marx’ı Fransa’dan sınır dışı etti ve o da Brüksel’e gitti. 1848 Devrimi Yeni Ren Gazetesi’nin (Neue Rheinische Zeitung) yayımlanmasını sağladığında, Engels Marx’a yardım etmek için tekrar geldi ve onun yokluğunda gazeteyi yönetti. Yine de Engels, yetenek, devrimci ateş ve mücadele aşkıyla dolu olan bu gazetenin yazarları üzerinde hiçbir zaman Marx’ın sahip olduğu o muazzam etkiyi edinemedi.
Marx bana, Viyana seyahatinden döndüğünde bir defasında herkesi birbirine girmiş halde bulduğunu anlatmıştı; öyle ki Engels bile bu kavgayı bastıramamıştı ve anlaşmazlıklar o kadar büyüktü ki ancak düellolarla çözülebileceği düşünülüyordu. Barışı yeniden tesis etmek için Marx’ın tüm diplomatik yetenekleri gerekmişti. Marx, doğuştan bir önderdi; temas kurduğu herkes üzerinde etkisini hissettiriyordu. Bunu ilk fark eden Engels olmuştu; Marx’ın daha ilk gençlik yıllarından itibaren mizacındaki berraklığı ve keskinliği ortaya koyduğunu, herkesin tam bir güven duyduğu ve ilk bakışta kendi kapasitesini aştığı düşünülen sorunları bile inceliğiyle çözen gerçek bir önder olduğunu bana sık sık söylemiştir. Örneğin, Kapital’in ilk cildinin ithaf edildiği [yakın dava arkadaşları] yiğit Wilhelm Wolff, yaşadığı Manchester’da ağır hastalandığında, doktorlar ondan ümidi kesmişti. Ancak Engels ve arkadaşları buna inanmak istememiş ve Marx’ın fikrinin alınabilmesi için acilen telgrafla çağrılması gerektiğini söylemişlerdi.
İngiltere’de yaşamış ve orada ekonomi politik teorilerini, işçilerin durumunu, sanayinin yükselişini ve Çartist hareketi incelemiş olan Engels, o güne dek esas olarak felsefe, tarih, hukuk ve matematikle ilgilenen Marx’ın zihni üzerinde tartışılmaz bir etki yarattı. Ailesinin ve üniversitedeki profesörlerin hakkında oldukça zavallı bir görüşe sahip olduğu ekonomi politiğe dikkatini çevirmesini ona ilk tavsiye eden Engels’ti.[3] Marx için çok geçmeden netleşti ki, toplumun ve fikirlerin tarihinin anahtarı ekonomi politiğin incelenmesinde yatıyordu. Engels bana, 1844’te Paris’te, 1789 Devriminin ilk merkezlerinden biri olan Café de la Régence’da, Marx’ın kendisine materyalist tarih anlayışı teorisinin ana hatlarını ilk kez taslağıyla çizdiğini anlatmıştı.
Engels ve Marx birlikte çalışma alışkanlığı edinmişlerdi. Engels bu sayede çoğu zaman Marx için teşvik edici bir güç, adeta bir zihinsel kamçı rolü oynardı. Zira Marx, elindeki tüm malzemeyi eksiksizce toparlayıp özümsemeden kaleme sarılmaktan hoşlanmazdı ve bir çalışmaya başlamak için zaman zaman fazla tereddüt gösterirdi.
Londra yılları ve Kapital için yapılan büyük fedakârlık
1848-49 Devriminin yenilgisinden sonra iki dost ayrılmak zorunda kaldı. Engels Manchester’a, Marx ise Londra’ya gitti. Lakin fiziksel olarak ayrı düşseler de düşüncede hep birlikte yaşadılar. On yedi yıl boyunca neredeyse her gün mektuplaştılar; böylece birbirlerini çalışmalarının gidişatı hakkında bilgilendirip siyasi meseleler üzerindeki düşüncelerini paylaştılar. Bu yazışmalar bugün hâlâ mevcuttur. Engels, ticari boyunduruğundan kurtulur kurtulmaz Manchester’dan ayrıldı ve Londra’ya giderek Marx’ın yaşadığı Maitland Park’a on dakikalık mesafedeki Regent’s Park Road’a yerleşti. Her gün saat bir sularında Marx’ı görmeye giderdi; eğer hava güzelse ve Marx kendini iyi hissediyorsa Hampstead Heath’te yürüyüşe çıkarlardı. Dışarı çıkmadıkları zamanlarda ise bir veya iki saat birlikte kalır, Marx’ın çalışma odasında odanın köşegenleri boyunca adeta bir aşağı bir yukarı volta atarak tartışırlardı. Albigensler üzerine birkaç gün süren bir tartışmayı hatırlıyorum; çünkü Marx, Orta Çağ’da Yahudi ve Hristiyan finansörlerin oynadığı rolü derinlemesine incelemekteydi. Ayrı düştüklerinde dahi, araştırmalarının sonuçlarını birbirlerine aktarmak için aynı konular üzerinde çalışırlardı. Birbirleri hakkında en yüksek kanaate sahiptiler ve başka kaynaklardan gelen eleştirilere pek o kadar değer vermezlerdi. Marx, Engels’in bilgisinin evrenselliği ve olguları kavrayışındaki o yıldırım hızı karşısında duyduğu hayranlığı dile getirmekten asla yorulmazdı. Engels ise Marx’ın analiz ve sentez kapasitesindeki dehasını teslim etmekten asla geri durmazdı. Bir gün bana şöyle demişti:
“Elbette insanlar kapitalist üretimin ne kadar büyük bir önem taşıdığını, onun gelişme yasalarını saptamanın ve açıklamanın gerekliliğini her zaman görmüşlerdi; ancak bu çok fazla zaman gerektirmiş, çalışmalar hep parça parça ve bölük pörçük kalmıştı. Yalnızca Marx iktisadi etkenlerin sonuçlarını bütünsel bir kavramayla sergilemeye, bunların karşılıklı bağımlılığını ortaya koymaya ve böylece, tabiri caizse, ekonomi politiğin teorik anıtını bütünüyle yeniden inşa ederek toplumun evrimindeki tarihsel önemini göstermeye muktedirdi.”
Sadece birlikte çalışmakla kalmadılar, aynı zamanda en sıcak dostluk bağıyla birleştiler: Her biri her an diğeri için ne yapabileceğini düşünür, her biri diğeriyle gurur duyardı. Bir gün Marx, Hamburg’daki yayıncısından bir mektup aldı; yayıncı, Engels’in kendisini ziyarete geldiğini ve böylesine sevimli bir insanla tanışmaktan büyük mutluluk duyduğunu yazıyordu. Mektubu okuyan Marx şöyle haykırdı: “Fred’i bilgili olduğu kadar sevimli de bulmayacak bir adamı görmek isterdim doğrusu!”
Hem cüzdanları hem de bilgi birikimleri dâhil olmak üzere her şeyleri ortaktı. Marx, New York Daily Tribune gazetesinde muhabir olarak yazmaya başladığı dönemde henüz İngilizce öğreniyordu. Makalelerini Engels düzeltiyor, hatta gerektiğinde onları bizzat kaleme alıyordu. Nitekim Engels Anti-Dühring üzerinde çalışırken de Marx kendi araştırmasını bir kenara bırakmış ve Engels’in de daha sonra açıkça belirttiği üzere, kitabın ekonomi politiğe ilişkin bölümünü yazmıştı.
Engels bütün ailenin yakın dostuydu. Marx’ın kızları onu ikinci bir baba olarak görürlerdi ve nitekim onun dostluğu mezarın ötesine, Marx’ın ölümünün sonrasına da uzandı. Marx’ın ardından onun el yazmalarını tasnif etmek ve yayımlanmamış yapıtlarını baskıya hazırlamak Engels’in görevi oldu. Engels, Kapital’in son iki cildini yayına hazırlamaya kendini adayabilmek için; on yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı, tüm pozitif bilimleri ve son bilimsel ilerlemeleri gözden geçirerek evrensel bir bilgi felsefesi kurmayı amaçladığı devasa araştırmasını [Doğanın Diyalektiği] bir kenara bıraktı.
Yirmi dilli “general”
Engels bilgiyi sırf bilginin kendisi için severdi ve her şey onun merakını celbederdi. 1848-49 Devriminin yenilgisinden sonra, İsviçre’den Fransa üzerinden yapacağı kara yolculuğu güvenli olmadığından, Cenova’dan İngiltere’ye geçmek üzere yelkenli bir gemiye bindi. Bu yolculuğu hemen denizcilik sanatı ve bilimi üzerine derinleşmek için bir fırsata dönüştürdü; gemide her gün güneşin açısını, rüzgârın yönünü, denizin durumunu ve tüm ayrıntıları kaydettiği bir seyir defteri tuttu. Bu günlük hâlâ korunuyor olmalıdır. Engels son derece metodik biriydi; her şeyle ilgilenir ve takdire şayan bir titizlikle notlar tutardı.
Filoloji ve askeri strateji onun ilk tutkularıydı. Onlara hayatı boyunca sadık kaldı ve gelişmelerini eksiksiz takip etti. En ufak ayrıntıya kadar son derece dikkatliydi. İspanyol arkadaşı Mesa ile birlikte, tek bir kelime için bile sözlüğe başvurma gereği duymadan Romancero’yu (İspanyol Halk Destanları) yüksek sesle nasıl okuduğunu dün gibi hatırlıyorum. Avrupa dilleri ve lehçeleri hakkındaki bilgisi olağanüstü boyutlardaydı. Paris Komününün düşüşünden sonra İspanya’da Enternasyonal Federal Konseyi üyeleriyle seyahat ederken, bana belirli bir “Angels”ın Enternasyonal’in İspanya sekreteri olduğunu ve en kusursuz Kastilya İspanyolcasıyla yazıştığını söylediler (bu “Angels”, Engels’in İspanyolca fonetik yazılışıydı). Lizbon’a gittiğimde ise Portekiz Ulusal Konseyi Sekreteri França, Engels’ten kusursuz bir Portekizceyle yazılmış mektuplar aldığını anlattı. Bu iki dil arasındaki büyük benzerlikler ve ince farklar düşünüldüğünde bu gerçekten olağanüstü bir yetenektir. Nitekim bana onun İtalyancaya da aynı derecede hâkim olduğu söylenmişti. Yazıştığı kişilere kendi anadillerinde yazma konusunda son derece titizdi. Lavrov’a Rusça, Fransızlara Fransızca, Polonyalılara Lehçe ve diğerlerine kendi dillerinde yazardı. Yerel lehçelerin de uzmanıydı; Bignami’nin Milano lehçesiyle yazılmış yerel makalelerini incelemeye can atardı. Ramsgate kumsallarında bir gün, etrafı bir grup küçük çocukla çevrili, Brezilyalı bir general kılığında gösteri yapan bir cüce –bir palyaço– vardı. Engels onunla önce Portekizce, ardından İspanyolca konuştu ama yanıt alamadı. Sonunda “general” tek bir kelime mırıldandı. Engels “Ah!” diye haykırdı, “bu Brezilyalı meğer bir İrlandalıymış!” Ve ona anında kendi dilinde hitap etmeye başladı. Zavallı adam onun kendi ana diliyle konuştuğunu duyunca sevinçten gözyaşlarını tutamadı. Komün’den sürgün edilmiş bir komünar, Engels’in heyecanlanınca hafifçe kekelediğini duyup eğlendiğinde şöyle demişti: “Engels yirmi dilde kekeler!”
Hiçbir konu ona yabancı değildi. Yaşamının son yıllarında, bir kadın arkadaşı (Madam F.) tıp sınavlarına hazırlandığı için doğum bilimi ve jinekoloji üzerine tıbbi yapıtlar okumaya başlamıştı. Marx bir gün ona, bu kadar çok konu arasında dağılarak zaman kaybettiğini, zihnini bunlarla yormayı bırakıp insanlığın hayrına büyük bir yapıt üzerinde çalışmasının çok daha hayırlı olacağını söyledi. Engels ise duraksamadan şu neşeli yanıtı verdi: “Rusya’da mülkiyetin doğuşuyla ilgili belgeleri sana seve seve devrederim, nitekim yıllardır senin Kapital’i bitirmene engel olan da tam olarak o belgelerdir.” Zira Marx, St. Petersburg’daki bir dostunun (D.) kendisine Rusya’daki toprak mülkiyeti üzerine yürütülen araştırmalara dair hacimli raporlar göndermesi üzerine Rusça öğrenmişti. Rus hükümeti, barındırdığı “sarsıcı ve korkunç gerçekler” yüzünden bu raporların yayımlanmasını yasaklamıştı.
Sahip olduğu zamanın kısıtlılığı düşünüldüğünde, Engels’in ürettiği işin muazzam miktarı karşısında hayrete düşmemek elde değildir. Böylesine devasa bir birikimi edinebilmiş olması tek kelimeyle harikuladedir. Çalışmaya karşı olağanüstü bir tutkuyla bağlıydı ve yöneldiği her konuda ustalık kazanmakta büyük bir yetenek sergilerdi. Çok hızlı öğrenir, kavrama sürecinde yorulmak nedir bilmezdi. Duvarları kitap raflarıyla kaplı olan iki büyük, aydınlık çalışma odasında yerde tek bir kâğıt parçası bile göremezdiniz. Çalışma masasının üzerindeki yaklaşık bir düzine kitap dışında her şey kusursuz bir düzen içindeydi. Bu odalar, tozlu bir öğrenci kütüphanesinden ziyade zevkle döşenmiş ferah salonları andırırdı.
Kişisel bakımında ve giyiminde son derece titizdi; kıyafetleri, Prusya ordusunda bir yıllık gönüllü askerlik yaptığı günlerdeki gibi, sanki her an bir general tarafından teftiş edilecekmişçesine daima tertemiz ve fırçalanmış olurdu. Aynı elbiseleri bunca yıl giyip de tek bir kırışık bile oluşturmayan başka hiç kimseyi tanımadım. Kendi kişisel yaşantısında ne kadar tutumluysa, konu Parti olduğunda bir o kadar sınırsız bir cömertliğe sahipti.
Birinci Enternasyonal kurulduğunda Engels hâlâ Manchester’da yaşıyordu. 1848 Devriminin ardından ağır bir darbe aldığına inandığı komünist ekolün yeniden canlanma ihtimaline ilk başlarda bir miktar ihtiyatla yaklaşsa da, Marx’a olan sarsılmaz güveniyle bu harekete tüm gücüyle destek verdi. Enternasyonal’in örgütlenme çalışmalarına omuz verdi ve Genel Konsey tarafından yayınlanan The Commonwealth gazetesine yazılarıyla katkıda bulundu. 1870 Fransa-Prusya Savaşının ardından Londra’ya taşındığında ise, kendisine has o tükenmez azim ve tutkuyla kendisini tamamen bu mücadeleye adadı.
1870 savaşı, onun askerî taktik ve strateji alanındaki üstün yeteneklerini de gözler önüne serdi. Orduların hareketini günü gününe takip etti ve Pall Mall Gazette’de yayımlanan makaleleriyle Alman genelkurmayının hamlelerini ve elde edeceği sonuçları birden fazla kez önceden haber verdi. Nitekim Sedan Kuşatmasından iki gün önce Fransız ordusunun kesin çöküşünü öngörmüştü. Bu durum İngiliz basınında büyük bir yankı uyandırdı ve Marx’ın en büyük kızı Jenny ona sevgiyle “General” lakabını taktı. Fransız İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra ise tek bir dileği ve tek bir umudu vardı: Fransız Cumhuriyeti’nin zaferi. Engels ve Marx’ın bir vatanı yoktu; Marx’ın her zaman dile getirdiği gibi, onlar birer “Dünya Vatandaşı” idiler.
NOT: Ara başlıklar tarafımızca eklenmiştir.
Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu
Çeviri Tarihi: 23 Temmuz 2026
Kaynak: https://www.marxists.org/archive/lafargue/1905/08/engels.htm
[1] Marx, 1848-49 devrimci fırtınasında ve Neue Rheinische Zeitung gazetesini çıkarırken babasından miras kalan servetini ve annesinden ileride kendisine kalacak olan miras payını/serveti harcamış, devrimci mücadeleye aktarmıştı. (Ç.N.)
[2] Manchester Fenian Saldırısı-1867: İngiliz işgaline karşı İrlanda’nın bağımsızlığı için savaşan devrimci cumhuriyetçi örgüt Fenian Kardeşliği (Fenian Brotherhood), Eylül 1867’de Manchester’da iki liderlerini taşıyan polis nakil aracına bir baskın düzenleyerek tutsakları kurtardı. Olay sırasında bir polisin kazara ölmesi üzerine İngiliz burjuva devleti kitlesel bir cadı avı başlattı. Düzmece yargılamalar sonucu üç İrlandalı devrimci (Allen, Larkin ve O’Brien) idam edildi. (Ç.N.)
[3] Marx’a, ekonomi politikle ilgilenmesi ve bu alanda derinleşmesi gerektiğini ilk söyleyen Engels’tir. Nitekim Marx, 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe Elyazmaları’nı kaleme alırken, aynı yılın Şubat ayında tek sayı olarak yayımlanan Fransız-Alman Yıllıkları’nda (Deutsch-Französische Jahrbücher) yer alan Engels’in Ekonomi Politiğin Bir Eleştiri Denemesi başlıklı makalesinden doğrudan yararlanmış; burjuva ekonomi politiğini eleştirirken görüşlerini önemli ölçüde bu metinden hareketle oluşturmuştur.
Engels, o sıralarda Marx’ı henüz yakından tanımadığı için bu çalışmasını dergiye Moses Hess ve Arnold Ruge aracılığıyla ulaştırmıştı. Zira Engels’in İngiltere’ye gitmeden önce Rheinische Zeitung bürosuna yaptığı ziyarette Marx ile karşılaşması oldukça soğuk geçmişti. Çünkü Marx o dönemde Engels’i, kendisinin teorik olarak koptuğu Sol-Hegelci “Özgürler” grubunun bir temsilcisi sanıyordu.
Bu makale, Engels’in yazdığı ilk iktisadi yapıttı. Feuerbach’ın soyut hümanizminin izleri ve emek-değer teorisinin henüz olgunlaşmamış kavranışı gibi bazı gençlik eksiklikleri taşısa da, yeni materyalist ekonomi politik eleştirisinin temel önermelerini derinlemesine kavramaktaydı. Nitekim Marx, ilerleyen yıllarda Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsözü’nde (1859), bu makaleyi “iktisadi kategorilerin eleştirisine katkının dâhice bir taslağı” olarak tanımlayacaktır. Bkz: Karl Marx, 1844 Elyazmaları, Sol Yayınları, Ankara 2011, s.352 (Ç.N.)
