İşçi Sınıfı Aynı Hedef İçin Tek Bir Bayrak Altında!

İşçi Sınıfı Aynı Hedef İçin Tek Bir Bayrak Altında!

Sunuş

1889’da toplanan İkinci Enternasyonal (Paris Kongresi), 1 Mayıs’ı uluslararası birlik, dayanışma ve 8 saatlik işgünü mücadelesi günü ilan etmişti. Ancak o dönem İngiltere’de 1 Mayıs Perşembe gününe denk geliyordu. İşçilerin işten atılma riski olmadan kitlesel katılımını sağlamak ve Londra’nın büyük işçi kitlesini Hyde Park’ta toplamak amacıyla, eylemin ilk Pazar günü olan 4 Mayısta yapılması kararlaştırıldı. Bu durum, İngiltere’deki ilk 1 Mayıs kutlamasının neden 4 Mayısta gerçekleştiğinin teknik gerekçesidir.

Bu mitinge katılan Friedrich Engels’in 23 Mayıs 1890’da Viyana’da yayınlanan Arbeiter Zeitung gazetesi için kaleme aldığı yazı, bu mitingin İngiliz işçi sınıfı tarihi açısından bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu ortaya koyuyor. Engels, Londra proletaryasının 1848 Çartist hareketin yenilgisinden sonra içine düştüğü kırk yıllık “kış uykusundan” nasıl uyandığını ve bu uyanışın 1890’ın görkemli Mayıs günlerinde nasıl ete kemiğe büründüğünü anlatıyor.

Engels’in makalesinin merkezinde, gösteri öncesi yaşanan sert bir siyasi bölünme yatar. Hyde Park’ta kurulan kürsüler iki ana kamp arasında paylaşılmıştır. Birincisi Muhafazakâr Blok (Londra Sendikalar Konseyi-Trades Council): Vasıflı işçilerden oluşan “eski sendikacılığı” temsil ediyordu. Sekiz saatlik işgününü sadece patronlarla yapılacak “serbest pazarlık” (ücret kazanımı) olarak görüyor, bunun yasalaşmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Sosyalizmi bir “öcü” olarak görüp burjuva Liberal Parti’nin kuyruğuna takılmış ve mitingi sabote etmek için radikal görünümlü ama dar kafalı bir tarikat olan Sosyal Demokrat Federasyon ile bir ittifak kurmuşlardı. İkincisi Devrimci Blok (Merkez Komite): Marx’ın kızı Eleanor Marx ve eşi Edward Aveling’in başını çektiği, “yeni sendikacılık” (New Unionism) akımıyla örgütlenen vasıfsız işçilerdi. Temel talepleri, 8 saatlik işgününün parlamento yasasıyla zorunlu kılınmasıydı. Engels’in “yaşayan, özgür hareket” dediği bu kitle, sosyalist önderliği kabul eden Doğu Yakası proletaryasıydı.

4 Mayıs Pazar günü Hyde Park’ta gerçekleşen miting, o güne kadar Londra’nın gördüğü en büyük işçi eylemiydi. Toplam katılımın 200 ile 300 bin kişi arasında olduğu tahmin edilmektedir. Engels, bu tarihi günde sadece bir gözlemci değildi, bizzat oradaydı. Engels, kutlamaları Eleanor Marx’ın bulunduğu Merkez Komitenin kürsüsünden izledi ve kitleleri selamladı. Konuşma yapması için büyük bir ısrar olsa da bunu yapmadı ama muazzam kalabalığı izlerken duyduğu coşkuyu dostlarıyla yaptığı sohbette ve yazdığı mektuplarda şu sözlerle ifade etti: “Kendi sesimi duymak istemiyorum… Ama bu devasa kitlenin sesini duymak bana yetiyor. Kırk yıl sonra İngiliz proletaryası nihayet ordumuza katıldı!”

Engels, dönemin sanayileşmiş kapitalist ülkelerinde yani Avrupa ve Amerika’da 1890’da yapılan ilk 1 Mayıs kutlamalarının ardından, Komünist Manifesto’nun Almanca baskısına önsözü yazdı ve şöyle dedi:  “«Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!» Bundan kırk iki yıl önce, proletaryanın kendi taleplerini öne sürerek ortaya atıldığı ilk Paris devriminin arifesinde biz bu sözleri dünyaya ilan ettiğimizde pek az yerden ses alabilmiştik. (…) bugün, ben bu satırları yazarken, Avrupa ve Amerika proletaryası ilk kez tek bir ordu halinde, tek bayrak altında, tek bir ivedi amaç için –Enternasyonal’in 1866 Cenevre Kongresinde ve sonra tekrar 1889 Paris İşçi Kongresinde ilan edildiği üzere sekiz saatlik normal işgününün yasalaşması için– seferber olmuş savaş güçlerini teft iş ediyor. Bugünkü görkemli manzara bütün ülkelerin kapitalistlerine ve toprak sahiplerine, bütün ülkelerin işçilerinin bugün sahiden birleşmiş olduklarını gösterecektir. Keşke Marx bunu kendi gözleriyle görmek için şimdi yanımda olsaydı!”

Not: Başlık, Engels’in yukarıdaki sözlerinden hareketle bizim tarafımızdan konmuştur.

Çeviri Tarihi: Nisan 2026

Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu

Londra’da 4 Mayıs

Proletaryanın 1 Mayıs kutlaması, yalnızca militan işçi sınıfının ilk uluslararası eylemi olması hasebiyle o çığır açıcı evrensel karakteriyle sınırlı değildi; aynı zamanda çeşitli ülkelerde kaydedilen en sevindirici ilerlemelerin de bir tescili oldu. Dost ve düşman şu konuda hemfikirdir: Tüm Kıta Avrupası’nda proletaryanın bayramını en parlak ve en onurlu şekilde kutlayan yer Avusturya, Avusturya içinde de Viyana olmuştur. Avusturyalı ama her şeyden önce Viyanalı işçiler, bu sayede hareket içinde kendilerine bambaşka bir konum kazanmışlardır. Oysa sadece birkaç yıl önce Avusturya hareketi neredeyse sıfıra inmişti; Alman ve Slav boyunduruğu altındaki toprakların işçileri, güçlerini birbirlerini boğazlayan kardeş kavgalarında heba eden düşman partilere bölünmüştü…

Fakat 4 Mayısta Viyana, Londra tarafından gölgede bırakıldı. Ve ben, tüm 1 Mayıs kutlamaları içindeki en önemli ve muazzam olayın, 4 Mayıs 1890’da, kırk yıllık kış uykusundan uyanan İngiliz proletaryasının kendi sınıfının hareketinin sahnesine yeniden çıkması olduğunu düşünüyorum. Bunu tam anlamıyla kavrayabilmek için, 4 Mayısa giden sürece bakmak gerekir.

Geçtiğimiz yılın başlarına doğru, dünyanın en büyük ve en sefil işçi sınıfı bölgesi olan Londra’nın Doğu Yakası (East End), yavaş yavaş harekete geçmeye başladı. 1 Nisan 1889’da Gaz İşçileri ve Genel Vasıfsız İşçiler Sendikası kuruldu; bugün yaklaşık 100 bin üyesi var. Büyük ölçüde bu kardeş sendikanın işbirliğiyle (çoğu kışın gaz işçisi, yazın ise liman işçisidir), büyük liman grevi örgütlendi[1] ve Doğu Londra işçilerinin en dipteki kesimini bile içinde bulundukları o derin umutsuzluk batağından sarsarak uyandırdı. Bunun bir sonucu olarak, çoğunluğu vasıfsız olan bu işçiler arasında peş peşe yeni sendikalar kurulmaya başlarken, o güne dek zar zor ayakta kalabilmiş olan mevcut sendikalar da hızla serpilip gelişti. Ne var ki bu yeni sendikalar ile eskileri arasındaki fark çok büyüktü. Yalnızca “vasıflı” işçileri kabul eden eski sendikalar seçkincidir; ilgili loncanın tüzüğüne göre eğitim almamış tüm işçileri dışarıda bırakırlar ve böylece bizzat kendilerini lonca dışındakilerin rekabetine maruz bırakırlar. Bunlar zengindirler ancak zenginleştikçe, yalnızca birer hastalık ve cenaze yardımı sandığına dönüşerek yozlaşırlar. Muhafazakârdırlar ve ellerinden geldiğince sosyalizmden uzak dururlar. Öte yandan, yeni “vasıfsız” sendikalar her işçi yoldaşı tereddütsüz kabul ederler; bunlar esas olarak –Gaz İşçileri örneğinde ise özellikle– birer grev sendikası ve grev fonudurlar. Ve henüz hepsi birer sosyalist olmasalar da, yine de yalnızca sosyalistler tarafından yönetilmekte ısrar ederler. Zaten Doğu Yakasında sosyalist propaganda yıllardır sürdürülmekteydi. Burada her şeyden önce Eleanor Marx-Aveling ve kocası Edward Aveling, dört yıl önce neredeyse tamamen işçilerden oluşan Radikal Kulüpler içindeki en verimli propaganda zeminini keşfetmişler ve bu kulüpler üzerinde istikrarlı bir şekilde, bugün meyvelerini açıkça verdiği üzere büyük bir başarıyla çalışmışlardı. Liman işçilerinin grevi sırasında Bayan Aveling, yardım dağıtımından sorumlu üç kadından biriydi… Geçen kış yine Doğu Yakasında gerçekleşen Silvertown grevine neredeyse tek başına önderlik etti ve Gaz İşçileri komitesinde, bizzat kurduğu bir kadınlar bölümünü temsil etmektedir.

Geçtiğimiz sonbaharda Gaz İşçileri burada yani Londra’da sekiz saatlik işgününü kazandılar. Ancak şehrin güney kesiminde yaşanan başarısız bir grevin ardından bu kazanımı tekrar kaybettiler ve bunun şehrin kuzey kesiminde de hiçbir şekilde güvende olmadığına dair yeterli kanıtı elde ettiler. O halde, [II. Enternasyonal’in] Paris Kongresi tarafından kararlaştırılan 1 Mayıs kutlamasının, yasayla güvence altına alınmış sekiz saatlik bir işgünü talebiyle Londra’da yapılması yönündeki Bayan Aveling’in önerisini seve seve kabul etmeleri şaşırtıcı mıdır? Çeşitli sosyalist gruplarla, Radikal Kulüplerle ve Doğu Yakasındaki diğer sendikalarla ortaklaşa olarak, bu amaçla Hyde Park’ta büyük bir gösteri düzenleyecek olan bir Merkez Komite kurdular. Gösteriyi 1 Mayıs Perşembe günü yapmaya yönelik tüm girişimlerin bu yıl başarısız olacağı anlaşıldığından, eylemin 4 Mayıs Pazar gününe ertelenmesine karar verildi.

Mümkün olduğunca tüm Londra işçilerinin katılımını güvence altına almak için Merkez Komite, bir parça çocuksu bir saflıkla Londra Sendikalar Konseyini de davet etti. Bu konsey, Londra sendikalarının delegelerinden, çoğunlukla da “vasıflı” işçilerin o eski meslek örgütlerinden (Trades) oluşan ve bekleneceği üzere, anti-sosyalist unsurların hâlâ çoğunluğu elinde tuttuğu bir organdır. Sendikalar Konseyi, sekiz saatlik işgünü hareketinin kendi boyunu aşıp büyüme tehdidi taşıdığını gördü. Eski sendikalar da aynı şekilde sekiz saatlik işgününü savunurlar ancak bunun yasama yoluyla tesis edilmesine karşıdırlar. Onların sekiz saatlik işgününden anladıkları, normal günlük ücretlerin sekiz saat için –saat başı şu kadar– ödenmesi, ancak her fazla mesai saatinin –diyelim ki normal saatin bir buçuk veya iki katı gibi– daha yüksek bir ücretle ödenmesi şartıyla günde istenildiği kadar fazla mesaiye izin verilmesidir. Dolayısıyla asıl amaçları, gösteriyi “özgür” sözleşmelerle kazanılacak ama kesinlikle parlamento yasasıyla zorunlu kılınmayacak böylesi bir işgünü anlayışının sularına çekmekti. Bu amaçla Sendikalar Konseyi, kendisini İngiliz sosyalizminin “tek gerçek kilisesi” olarak sunan, Fransız Olasılıkçıları (Possibilistler)[2] ile tam bir fikir birliği içinde ölüm kalım ittifakı kurup onların kongresine delege gönderen ve bu nedenle Marksist Kongre tarafından kararlaştırılan 1 Mayıs kutlamasını peşinen Kutsal Ruh’ara karşı işlenmiş bir günah sayan, yukarıda adı geçen Bay Hyndman’ın Sosyal Demokrat Federasyonu (SDF) ile ittifak kurdu. Hareket, Federasyonun da boyunu aşıyordu; fakat Merkez Komiteye katılmak, kendisini “Marksist” liderliğin altına sokmak anlamına gelecekti. Öte yandan, eğer Sendikalar Konseyi meseleyi kendi eline alırsa ve kutlama 1 Mayıs yerine 4 Mayısta yapılırsa, artık o “kötücül Marksist” 1 Mayıs kutlamasına benzer hiçbir yanı kalmayacak ve böylece onlar da katılabileceklerdi. Sosyal Demokrat Federasyon, kendi programında yasalaştırılmış bir sekiz saatlik işgünü talep etmesine rağmen, Sendikalar Konseyi tarafından uzatılan eli hevesle sıktı.

Şimdi bu yeni müttefikler, her ne kadar birbirine benzemez yol arkadaşları olsalar da, Merkez Komiteye öyle bir oyun oynadılar ki, bu oyunun İngiliz burjuvazisinin siyasi pratiğinde sadece mübah değil aynı zamanda oldukça hünerli bir hamle sayılacağı doğrudur. Ancak Avrupalı ve Amerikalı işçiler bunu muhtemelen son derece aşağılıkça bulacaklardır. Gerçek şu ki Hyde Park’taki halk toplantılarında, organizatörlerin niyetlerini öncelikle Bayındırlık Ofisine bildirmeleri ve ayrıntılar üzerinde idare ile bir anlaşmaya varmaları, özellikle de kürsü olarak kullanılacak arabaların çimenlerin üzerinden geçmesi için izin almaları gerekmektedir. Üstelik yönetmelikler, bir toplantı ilan edildikten sonra aynı gün Park’ta başka hiçbir toplantı yapılamayacağını söylemektedir. Merkez Komite henüz resmi duyuruyu yapmamıştı; fakat ona karşı ittifak kuran örgütler, haberi duyar duymaz Merkez Komitenin arkasından iş çevirerek 4 Mayıs için Park’ta bir toplantı ilan ettiler ve yedi kürsü için izin kopardılar.

Sendikalar Konseyi ve Federasyon, böylece 4 Mayıs için Park’ı “parsellediklerine” ve zaferi ceplerine koyduklarına inanıyorlardı. Birincisi (Konsey), sendika delegelerini bir toplantıya çağırdı ve bu toplantıya Merkez Komiteden iki delege davet etti; ikincisi (Federasyon) ise Bayan Aveling dâhil üç kişi gönderdi. Sendikalar Konseyi onlara sanki durumun mutlak hâkimi kendisiymiş gibi davrandı. Onlara gösteriye sadece sendikaların katılabileceğini ve pankart taşıyabileceğini, yani sosyalist birliklerin veya siyasi kulüplerin dışlanacağını bildirdi. Sosyal Demokrat Federasyonun gösteriye tam olarak nasıl katılacağı ise bir sır olarak kaldı. Konsey, toplantıya sunulacak karar tasarısını çoktan kaleme almış ve içinden yasayla güvence altına alınmış sekiz saatlik işgünü talebini çıkartmıştı; bu talebin tekrar tasarıya konulmasına yönelik bir önerge üzerinde tartışmaya izin verilmediği gibi, önerge oylamaya da sunulmadı. Ve son olarak Konsey, Bayan Aveling’i delege olarak kabul etmeyi reddetti. Çünkü kendi başkanı Bay Shipton tam on beş yıldır kendi mesleğinde parmağını bile oynatmamış olmasına rağmen, Eleanor’un kol gücüyle çalışan bir işçi olmadığını (ki bu doğru değildir) iddia ediyordu.

Merkez Komitedeki işçiler kendilerine oynanan bu oyuna öfkelendiler. Gösteri sanki nihayetinde Londra işçilerinin yalnızca ihmal edilebilir azınlıklarını temsil eden iki örgütün ellerine terk edilmiş gibi görünüyordu. Gaz İşçilerinin tehdit ettiği gibi Sendikalar Konseyinin kürsülerini zorla ele geçirmekten başka çare yok gibiydi. Sonra Edward Aveling Bakanlığa (Bayındırlık Ofisi) gitti ve yönetmeliklere aykırı olarak, Merkez Komitenin de Park’a yedi kürsü getirmesi için izin kopardı. Azınlığın çıkarları doğrultusunda gösteri üzerinden hokkabazlık yapma girişimi başarısız olmuştu. Sendikalar Konseyi geri adım attı ve gösteri düzenlemeleri üzerine Merkez Komite ile eşit şartlarda müzakere edebilmekten memnuniyet duyar hale geldi.

Gösterinin doğasını ve önemini kavrayabilmek için bu arka planı bilmek gerekir. Yakın zamanda harekete katılan Doğu Yakası işçilerinin teşvikiyle gösteri öylesine evrensel bir yankı buldu ki, birbirlerine karşı duydukları husumet, gösterinin temel fikrine karşı duydukları nefretten hiç de aşağı kalmayan bu iki örgüt, liderliği ele geçirmek ve mitingi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için ittifak kurmak zorunda kaldı. Bir yanda, sermaye ve emek için hak eşitliği vaaz eden muhafazakâr bir Sendikalar Konseyi, diğer yanda ise radikalizm oynayan ve yalnızca güvenli olduğu zamanlarda sosyal devrimden dem vuran bir Sosyal Demokrat Federasyon vardı. Bu ikisi, aslında her ikisinin de tamamen nefret ettiği bir gösteriden pay kapmak amacıyla alçakça bir kumpas kurmak için el ele verdiler. Bu olaylar nedeniyle 4 Mayıs mitingi iki parçaya bölündü. Bir yanda, ufukları ücretli emek sisteminin ötesine geçmeyen, dar kafalı ama hırslı bir sosyalist tarikat tarafından kuşatılmış muhafazakâr işçiler vardı, diğer yanda ise harekete yakın zamanda katılan, eski sendikaların Manchesterizmini[3] artık duymak istemeyen ve kendi tam kurtuluşlarını küçük bir sosyalist zümre tarafından dayatılanlarla değil, bizzat kendi seçtikleri müttefiklerle ortaklaşa, kendi başlarına kazanmak isteyen işçilerin o büyük kitlesi yer alıyordu.

Bir yanda, kendilerini lonca ruhundan henüz tam anlamıyla kurtaramamış sendikaların ve en aşağılık müttefikler tarafından desteklenen dar kafalı bir tarikatın temsil ettiği çürüme, diğer yanda ise yeniden uyanan İngiliz proletaryasının yaşayan, özgür hareketi vardı. Ve o mahşeri kalabalıkta taze hayatın nerede, durgunluğun ise nerede olduğu en kör olanlar için bile aşikârdı.

Merkez Komitenin yedi kürsüsünün etrafında, müzik ve pankartlarla yürüyüşe geçen, kortejinde yüz bini aşkın kişinin bulunduğu, münferit olarak gelen bir o kadar kişiyle daha da güçlenen yoğun, muazzam kalabalıklar vardı; her yerde bir uyum ve coşku, ama aynı zamanda bir düzen ve örgütlülük hâkimdi. Birleşik gericilerin kürsülerinde ise, aksine, her şey sönük görünüyordu; onların yürüyüş korteji diğerinden çok daha zayıftı, kötü örgütlenmişti ve düzensizdi. Bazı Radikal Kulüplerin liberal liderleri ve çeşitli sendikaların yöneticileri Sendikalar Konseyinin etrafında toplanırken, bizzat aynı sendikaların üyeleri –hatta Sosyal Demokrat Federasyonun tam dört şubesi birden– Merkez Komite ile birlikte yürüdü.

Olan biteni izleyen sayısız burjuva politikacısının evlerine götürdüğü genel izlenim, tam kırk yıl boyunca büyük Liberal Parti’nin kuyruğuna takılıp ona bir oy sürüsü olarak hizmet eden İngiliz proletaryasının, en nihayetinde yeni, bağımsız bir hayata ve eyleme uyandığı gerçeğiydi. Buna hiç şüphe yok: 4 Mayıs 1890’da İngiliz işçi sınıfı büyük enternasyonal orduya katılmıştır. Ve bu çığır açıcı bir olgudur. İngiliz proletaryası köklerini en ileri endüstriyel gelişimden alır ve siyasal hareket alanında en büyük özgürlüğe sahiptir. Bir yanda 1836-1850 yılları arasındaki Çartist hareketin yenilgisinin, diğer yanda ise 1848-1880 yılları arasındaki şu devasa endüstriyel şahlanışın bir sonucu olan uzun uykusu nihayet kırılmıştır. Eski Çartistlerin torunları artık savaş safına adım atıyorlar.

Friedrich Engels Arbeiter Zeitung, 23 Mayıs 1890

Kaynak: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1890/05/23.htm

1 Mayıs Nasıl Doğdu?

[1] Engels’in burada bahsettiği “Great Dock Strike” (Büyük Liman Grevi) 1889 Ağustos-Eylül aylarında Londra’da gerçekleşti. Grev, vasıfsız işçilerin sendikalaşma mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Eleanor Marx, grev sırasında yardım komitesinde aktif rol oynamıştır.

[2] Fransız Olasılıkçıları (Possibilistler): 1880’lerde Fransız sosyalist hareketinde Paul Brousse liderliğindeki reformist kanattır. Marksistlerin aksine, kapitalizm içinde tedrici reformlarla sosyalizme ulaşılabileceğini savunuyorlardı. Engels, Hyndman’ın SDF’sinin bu akımla ittifakını eleştirmektedir.

[3] Manchesterizm: 19. yüzyıl İngilteresi’nde Manchester Okulu temsilcilerinin savunduğu, serbest ticareti, devletin ekonomiye müdahale etmemesini (laissez-faire) ve işçi haklarının “özgür sözleşmeler”le düzenlenmesini öngören burjuva ideolojidir. Engels, eski sendikaların bu anlayışı benimsemesini eleştiriyor.