Sunuş
Anna İlyiniçna Ulyanova-Yelizarova (26 Ağustos 1864-19 Ekim 1935), Ulyanov ailesinin en büyük çocuğudur. 1 Mart 1887’de Çar’a suikast girişimi sırasında yakalanan ve aynı yıl 8 Mayısta idam edilen Aleksandr’dan iki, Lenin’den ise altı yaş büyüktür.
Anna İlyiniçna Ulyanova-Yelizarova, hem ailenin en büyüğü olması hem de Lenin’in etrafındaki devrimci çekirdeğin bizzat içinde yer alması nedeniyle, Ulyanov ailesinin yaşamı, çocukların karakter özellikleri ve Lenin’in mücadelesi hakkında doğrudan ve en güvenilir kaynak konumundadır. Nitekim Anna’nın, kardeşlerinin yaşamını ve mücadelesini anlattığı Aleksandr İlyiç Ulyanov Üzerine Hatıralar ve İlyiç Hakkında Anılar çalışmaları, Lenin biyografisi yazan tüm tarihçilerin temel başvuru kaynağıdır. Örneğin Troçki, Genç Lenin’i yazarken Anna’nın tanıklıklarına sıkça atıfta bulunur. Pek çok uzmanın işaret ettiği üzere ailenin daha küçük üyelerinin yazdıkları ise, özellikle erken dönem için ikinci elden tanıklıklardır ve resmi anlayışın dar çerçevesini aşmaz.
Stalin, 1931’de Proletarskaya Revolyutsiya (Proleter Devrim) dergisinin editörlerine gönderdiği Bolşevizm Tarihinin Bazı Sorunları Üzerine başlıklı mektupta, parti tarihinin “çürümüş liberalizm”den arındırılmasını istiyordu.[1] Sert bir şekilde Troçki’ye saldırıyor ve ona karşı her türlü nesnel ve ılımlı yaklaşımı bile “liberalizm” olarak damgalıyor, Ekim Devriminin ikinci liderini ve Kızıl Ordunun kurucusunu sosyalizme düşman olmakla suçluyordu. Bu düşmanca müdahale, yalnızca Troçki yok sayılarak Rus devrim tarihinin yeniden kurgulanması anlamına gelmiyordu; aynı zamanda bürokratik rejimin inşa ettiği “Lenin Kültü” temelinde, Lenin’in yaşayan bir insandan ziyade “granitten bir heykel” olarak tasvir edilmesi anlamına geliyordu. İşçi iktidarını gasp eden Stalinist bürokrasinin oluşturduğu resmi devlet anlayışı, Lenin’i doğuştan devrimci göstermekle kalmaz, babasını da dönemin devrimci halkçı geleneğinin bir parçası olarak sunar. Oysa bu doğru değildir ve Anna, Aleksandr’a dair anılarında babası için şöyle yazar: “Açıkçası, hiçbir zaman bir devrimci olmamış, o yıllarda 40 yaşını aşmış ve bir aile yükü altında olan babam, biz gençleri korumak istiyordu.”
Keza resmi anlatıda Lenin’in, daha ağabeyi idam edilmeden önce Marx’tan Kapital’i okuduğu ve Marksist olduğu iddia edilir. Böylece çocuk ve genç olmuş, çelişkilere düşmüş, sarsıcı bireysel ve toplumsal olayların etkisi altında dönüşmüş bir Lenin’den ziyade, kurgusal, katı ve duygusuz bir portre tasvir edilir. Anna, bir Narodnik olan Aleksandr’ın Marx’ı incelemesini anlatırken, Lenin’in o sırada Turgenyev romanlarını okuduğunu aktarır. “Yazın, hatırlıyorum, hem Saşa [Aleksandr] hem de ben, Volodya’nın Turgenyev’i birkaç kez tekrar okuyabilmesine şaşırarak bunu aramızda konuşmuştuk; bazen yatağına uzanır, okur ve tekrar okurdu. Ve bu, Saşa ile aynı odada yaşadığı aylarda oluyordu; o sırada Saşa, masasının üzerindeki kitap rafını tıka basa dolduran Marx ve diğer ekonomi-politik literatürün başında gayretle çalışıyordu.” Ve ekler: “Volodya, Marx’ı okumaya ancak 1888-89 yıllarında, Kazan’da, Rusça olarak başladı. Dolayısıyla, o dönemde Volodya’nın belirli siyasi görüşleri yoktu.”
Stalinist devlet yapısı bir taraftan efsaneler yaratırken, öte taraftan da bir zamanlar Lenin’in mücadele arkadaşlarıyla olan ilişkisini küçültüp önemsizleştirmeye ve onların önemini gizlemeye çalışır. Bu açıdan Anna’nın, Lenin’in Martov ve Plehanov ile olan ilişkisini gerçekliğe sadık bir dille ifade etmesi son derece önemlidir. Anna, Martov ile Lenin mektuplaşmalarını şöyle anlatır: “Vladimir İlyiç’in en yoğun mektuplaşması onunlaydı… Yuli’nin devrimci mizacına hayrandı.”[2] Nitekim sürgünden döndükten sonra da onun bestelediği şarkıyı dilinden düşürmemişti. Oysa SSCB Marksizm Leninizm Enstitüsünün hazırladığı hacimli Lenin: Bir Biyografi’de, İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği’nin Lenin ile birlikte lideri olan Martov’un sadece adı anılıyor ve 1903’teki parti bölünmesine kadar da ilgili konularda ismi anılmakla yetinilir.
Aşağıda çevirdiğimiz İlyiç Hakkında Anılar, ilk kez 1926’da Novaya Moskva Yayınevi tarafından 62 sayfalık bir kitapçık olarak basıldı. Anna’nın 1924 yılında Proletarskaya Revolyutsiya (Proleter Devrim) dergisinde Vladimir İlyiç Hapishanede başlığıyla yayımlanan makalesi de bu kitabın bir bölümüdür. Anna, ayrıca 1927’de Granat Ansiklopedik Sözlüğü için “V. İ. Ulyanov (N. Lenin) Hayatı ve Faaliyetleri Hakkında Kısa Deneme” başlığıyla bir yazı kaleme aldı. 1931 yılında bu kısa anıları Molodaya Gvardiya Yayınevi için genişletmeye çalıştı ancak sağlık koşulları bunu tamamlamasına izin vermedi. Daha sonra, 1934’te kız kardeşi Mariya Ulyanova, Yelizarova’nın Aleksandr İlyiç Ulyanov Hakkında Anılar’ını ve Lenin üzerine yazdığı diğer tüm yazıları birleştirerek çalışmayı V. İ. Lenin ve Ulyanov Ailesi Hakkında (О В.И.Ленине и семье Ульяновых) ismiyle genişletti.
1956’da ise Anna, Lenin’in eşi Krupskaya ve diğer kardeşler Mariya ile Dmitri’nin tanıklıkları birleştirilerek, Moskova merkezli Foreign Languages Publishing House tarafından Reminiscences of Lenin by His Relatives (Lenin Hakkında Akrabalarının Anıları) başlığı altında yayımlanmıştır.
Bizim aşağıda yer verdiğimiz dokuz bölümlük anılar, Lenin’in Iskra’yı çıkartmak üzere yurt dışına gitmesiyle sona eren, 1926’da kitaplaştırılan ilk dönem hatıralarıdır. Anna, Ulyanov ailesini ve kardeşi Aleksandr’ın idamını anlatırken, Lenin’in kişiliğinin şekillendiği koşulları, devrimci mücadeleyle tanışmasını ve Rusya’daki hareketin önderlerinden biri haline gelme sürecini içeriden bir dille anlatıyor.
Ayrıca ek bölümde, Anna’nın, tifodan yaşamını kaybeden kardeşi Olga’ya dair anılarına ve kendi otobiyografisinden bir bölüme de yer veriyoruz. Lenin’den bir buçuk yaş küçük olan Olga, hem onun çocukluk arkadaşıydı hem de son derece yetenekli genç bir kızdı. Anna’nın ifadesiyle Olga yaşasaydı, “Hiç şüphe yok ki Olga İlyiniçna ateşli bir devrimci olacaktı.”
Rus devrimci hareketine dair tarihsel bağlam
1861’de serflik kaldırılmasına rağmen, köylüler eskisi gibi boyunduruk altında yaşamaya devam etti. Rus otokrasisi, tüm toplumu mutlak bir baskı altına almış ve nefessiz bırakmıştı. Tüm hak ve özgürlükler, zincire vurulmuştu ve Rusya devasa bir açık hava hapishanesinden başka bir şey değildi. İşte bu ortamda, devrimci aydınlar ve öğrenciler, Çarlığa karşı harekete geçtiler ve Rus Devrimci Halkçı hareketi tarih sahnesine çıktı. 1861 sonbaharında üniversitelerin kapatılması üzerine Herzen ve Ogarev’in Kolokol (Çan) dergisinde gençliğe yaptıkları “Halka gidin!” çağrısıyla Halka Doğru (V Narod) hareketinin temelleri de atılmış oldu.
Fakat hareket asıl zirvesine, tarihe “çılgın yaz” olarak geçen 1874 yazında ulaştı. Binlerce genç öğrenci, sahip oldukları ayrıcalıkları, eğitimlerini ve ailelerini geride bırakarak, Rousseaucu bir ilham ve adeta dini bir coşkuyla kitleler halinde köylere akın ettiler. Amaçları sadece siyasi bir hedefi gerçekleştirmek değil, aynı zamanda halkın çektiği acıları paylaşarak ahlaki bir arınma sağlamak ve ayrıcalıklı sınıfların halka olan “borcunu” ödemekti. Öğrenciler sahte kimlikler alarak ve sıradan birer köylü (mujik) gibi giyinerek özellikle geçmişteki Stenka Razin ve Pugaçev isyanlarının beşiği olan Volga, Don ve Dinyeper nehirleri etrafındaki bölgelere dağıldılar. Kimileri köylere yerleşip öğretmenlik, demircilik, marangozluk gibi zanaatlar icra ederek halkın güvenini kazanmaya (sabit propaganda), kimileri ise köy köy dolaşıp bildiri dağıtarak doğrudan devrim çağrısı yapmaya (uçucu propaganda) çalıştı.
Ancak bu büyük girişim, köylülerin gerçekliğiyle aydınların romantik idealleri arasındaki uçurum nedeniyle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Köylüler, aralarına karışan bu yabancıları şüphe, kayıtsızlık ve hatta düşmanlıkla karşıladılar; pek çok örnekte onları bizzat polise teslim ettiler. Dönemin devrimcilerinden Stepnyak Kravçinski’nin 1876’da ifade ettiği “Sosyalizm halktan, duvara çarpan bezelye taneleri gibi sekti” sözleri durumu çarpıcı şekilde özetlemektedir. Bu başarısızlık, devrimci öznelerin “halkın kendiliğinden uyanışı” fikrinden koparak, daha disiplinli ve profesyonel devrimci bir örgütlenme modeline yönelmesine neden olan en temel tarihsel kırılmadır. Bu başarısızlık ve sonrasında Çarlık polisinin başlattığı kitlesel tutuklamalar (193’ler Davası gibi), devrimcileri romantik ve örgütsüz Halka Doğru eylemini sorgulamaya itti.
Bu deneyim, Rus devrimci hareketinin dağınık propagandadan vazgeçerek disiplinli ve merkeziyetçi bir parti yapısına geçmesine, böylece ikinci Zemlya i Volya’nın, ardından da Narodnaya Volya’nın kurulmasına zemin hazırladı. Halkçılığın başarısızlığı, Marksizmin Rusya’ya girişinin de önünü açtı ve sosyal demokrasi 1880’lerin ikinci yarısından itibaren giderek kök salıp güçlendi.
1889’da II. Enternasyonal’in birinci kongresi Paris’te yapıldı. Bu kongrede konuşan Plehanov’un “Rusya’da devrim ya bir işçi devrimi olarak gerçekleşecek ya da hiç olmayacaktır” sözleri, Rusya’da genç kuşakların sosyal demokrasiye çekilmesinde hayati önemde etkili oldu ve adeta bir manifesto işlevi gördü. Rusya’da Halkçılık (Narodnizm) olarak tanımlanan gelenek, Rusya’nın Batı gibi kapitalist bir aşamadan geçmek zorunda olmadığına ve doğrudan köylü komünleri (obşçina) üzerinden sosyalizme geçebileceğine inanıyordu. Bu temelde kurulmuş Zemlya i Volya (Toprak ve Özgürlük) örgütü, 1879’da yaşanan şiddetli fikir ayrılıkları nedeniyle ikiye bölündü. Siyasal özgürlükleri getirecek bir devrim için terör yönteminin kullanılmasını savunanlar Narodnaya Volya (Halkın İradesi) olarak şekillenirken, siyasal devrimin yalnızca Çarlığı yıkacağını ve toplumsal kurtuluşu gerçekleştirmeyeceğini, asıl devrimin ekonomik alanda bir değişim yaratması gerektiğini savunanlar ise Çornıy Peredel (Kara Bölüşüm) olarak şekillendi.
Plehanov bu ikinci grubun başındaydı. Plehanov ve arkadaşları, köylüler içinde kalarak sosyalist köylü ayaklanması için örgütlenme yapılmasını savunuyorlardı. Ancak Çarlık polisinin yoğun baskıları nedeniyle 1880’de yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Sürgündeyken Rusya’da kapitalizmin gelişiminin artık kaçınılmaz olduğunu, köy komünlerinin çözüldüğünü ve kapitalist düşmanı devirecek asıl devrimci gücün büyüyen şehir proletaryası arasından çıkacağını kabul ederek Marksizme yöneldiler. Bu dönüşüm, Plehanov’u Rusya’da Marksizmin “babası” ve ideolojik kurucusu yaparken, 1883’te Cenevre’de kurulan Emeğin Kurtuluşu Grubu (Osvobojdeniye Truda), Rus proletaryasını Avrupa işçi hareketiyle teorik olarak birleştiren ilk köprü olmuştur. Bu konuda ayrıca Utku Kızılok’un “Lenin’i Farklı Yapan Neydi?” yazısına bakılabilir.
Not: Orijinal metindeki dipnotlar, gerektiği yerlerde korunmuştur. Metin içindeki açıklamalarda şu kısaltmalar kullanılmıştır:
(A.Y.): Yazar Anna Yelizarova’nın orijinal notları.
(Ed.): Orijinal metindeki Sovyet editörlerin notları.
(Ç.N.): Çevirmenin eklediği açıklayıcı notlar.
Çeviri Tarihi: Ocak 2026
Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu
[1] https://www.marxists.org/reference/archive/stalin/works/1931/x01/x01.htm
[2] Yuli Osipoviç Çederbaum (Martov) (1873-1923): Rus Sosyal Demokrasisinin liderlerinden ve Menşevik kanadın baş teorisyenidir. Gençlik yıllarında Lenin’in en yakın dava arkadaşı ve kişisel dostuydu; birlikte İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği’ni kurdular, sürgüne gittiler ve Iskra gazetesini çıkardılar. Gazetenin altı kişilik yazı kurulunda yer aldı. Kurulda şu isimler vardı: Lenin, Plehanov, Martov, Axelrod, Zasuliç, Potresov. Fakat 1903’teki II. Parti Kongresinde parti üyeliği konusunda başlayan tartışma sonucunda yolları ayrıldı; parti Bolşevik ve Menşevik olarak geri dönülmez biçimde bölündü. Siyasi olarak ömür boyu birbirlerine muhalif olsalar da, aralarındaki insani bağ kaybolmadı. Hastalanan Martov’un 1920’de Almanya’ya giderek tedavi olmasının planlanmasında Lenin etkili olmuştur. 1923’te yurtdışında veremden ölmüştür. Ç.N.
