“1 Mayıs Eşitlik ve Özgürlük Mücadelesidir” Etkinliği

“1 Mayıs Eşitlik ve Özgürlük Mücadelesidir” Etkinliği

1 Mayıs’ın ezilen ve sömürülen işçiler ve gençler için ne anlama geldiğini, dünya işçi sınıfı için neden büyük bir gün olduğunu ifade eden bir etkinlik gerçekleştirdik. Etkinlikte; kapitalist sömürü düzeninin yarattığı katlanılmaz sorunlar, işsizlik, yoksulluk, şiddet, emperyalist savaş gibi konular ele alındı. 1 Mayıs’ın eşitliği, özgürlüğü ve dünyayı değiştirme umudunu temsil ettiği dile getirildi. İşçi sınıfının bu mücadele ve dayanışma gününe sahip çıkması gerektiği belirtildi. Marşlar söylendi, şiirler okundu ve videolar izlendi. Etkinlikte, aşağıdaki başlıklar öne çıktı:

Kapitalizm kötülüğün vücut bulmuş halidir

Bugün dünyanın neresine bakarsak bakalım, sorunların gelip hep aynı noktada düğümlendiğini görüyoruz. Toplumsal eşitsizlik, işsizlik, yoksulluk, geleceksizlik, kadına şiddet, savaş, göç sorunu, çevre sorunu… Adına “kapitalizm” denilen bu sömürü düzeni her geçen gün biraz daha çürüyor ve ne yazık ki toplumu da beraberinde çürütüyor. Bizi nefessiz bırakıyor.

Bir yanda bir milyardan fazla insan açlıkla pençeleşirken, öte yanda süper zenginler keyif için uzayı turluyor! Küresel servetin yarısı, nüfusun sadece yüzde 1’inin elinde. Bir tarafta akıl almaz bir lüks, diğer tarafta ise tarif edilemez bir sefalet…

Düşük ücretler, bitmek bilmeyen mesai saatleri… Sosyal bir hayatımız kalmadı. Ne bir genç, ne bir kadın, ne bir işçi bu düzende kendi yeteneğini, kendi potansiyelini açığa çıkartabiliyor. Milyonlar kendi başlarına yapayalnız dört duvar arasına sıkıştırılıyor. Topluma hâkim olan tek bir duygu var artık: Değersizlik ve tükenmişlik.

Türkiye’de tam 6,5 milyon genç ne okulda ne de işte! Her dört gencimizden biri boşlukta. İşsizlik, geleceksizlik, umutsuzluk ve yalnızlık kuyusunda çırpınan gençlerimiz çıkışsızlığa sürükleniyor. Uyuşturucu ve çetelere katılma yaşı 12’ye kadar inmiş durumda arkadaşlar! 15 yaşından küçükler bile bahis ve kumara başlıyor.

Kötülüğün vücut bulmuş hali olan kapitalizmin, insanlığa verebileceği tek bir güzel şey bile kalmadı. Epstein belgelerinde gördüğümüz o iğrençlikler, nasıl çürümüş, nasıl akıl almaz bir düzende olduğumuzun kanıtı değil mi?

Siyasi tabloya bakıyoruz, o da karanlık. Dünyada sağcı, otoriter, faşist rüzgârlar esiyor. “Demokrasi” şampiyonu kesilen ülkelerin ne hale geldiğini, Trump gibi faşistlerin yarattığı kaosun sonuçlarını hepimiz yaşıyoruz. Dünyada yükselen siyasi gerici tablo, Türkiye’deki baskıcı politikalarla birleşince hayat tam bir kâbusa dönüşüyor. Bu durum toplumda büyük bir umutsuzluk, belirsizlik ve çıkışsızlık hissi yaratıyor. Bazen kendimizi karanlık bilim kurgu filmlerinin içinde gibi hissetmiyor muyuz? “Gerçek olamaz” dediğimiz her şeyi yaşıyoruz.

2025 yılında Türkiye’de 71 milyondan fazla kutu antidepresan kullanılmış. Bu tesadüf olabilir mi? Bu sadece bir sağlık sorunu değil, bu bir sistem sorunudur! Bugün depresyon evrensel bir sorun haline gelmiştir. Özetle artık bıçak kemiğe dayanmıştır!

Kahrolsun emperyalist savaş!

Dünyanın pek çok yerinde emperyalist güçler dünyayı kana bulamaya, emekçilere cehennemi yaşatmaya devam ediyor. Gazze’den İran’a, Lübnan’dan Ukrayna’ya kadar her yer yangın yeri! Emperyalistlerin bitmek bilmeyen rekabeti, hegemonya savaşı yüzünden ölüm, acı ve gözyaşı dinmiyor. Savaş ateşi giderek yayılıyor ve ne yazık ki tüm insanlık nükleer silahların tehdidi altında, belirsiz ve karanlık bir geleceğe doğru sürükleniyor.

Gazze’deki soykırım iki yıldır dünyanın gözü önünde sürüyor. ABD ve İsrail haydutlukta sınır tanımıyor. Şimdi de Lübnan’ı, İran’ı hedef alıyorlar. İnsanların yaşam alanlarını yerle bir ediyorlar. Daha İran’a yönelik saldırıların ilk anlarında, 170’ten fazla kız çocuğu ve öğretmen yaşamdan koparıldı. Savaşın faturasını her zaman olduğu gibi yine emekçiler ödüyor. Bu haydutluğa karşı ses çıkarmak, “Kahrolsun Emperyalist Savaş” diye haykırmak bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluktur!

Bizim için barış; sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünyadır!

Ne yazık ki bugün on binlerce çocuk savaşın ortasında bir dünyaya gözlerini açıyor. Yüz binlerce çocuk ev, okul nedir bilmeden göç yollarına düşüyor. Her yıl binlerce insan, daha iyi bir yaşam umuduyla çıktığı o yollarda; denizlerde, nehirlerde, dağ başlarında can veriyor.

Peki, kim bu savaşı isteyenler? Tabii ki savaştan beslenen emperyalist güçler, kasasını dolduran silah, petrol ve teknoloji şirketleri! Ama biz… Biz barış istiyoruz. Bizim için barış; sadece silahların susması değil, sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünyadır! İşçi sınıfının emperyalist ve haksız savaşlardan hiçbir çıkarı olamaz. Çocuklarımızın geleceği için, özgürce nefes alabileceğimiz bir dünya için bu 1 Mayıs’ta da en gür sesimizle “Emperyalist savaşa hayır!” diyeceğiz. Emperyalist güçlerin ikiyüzlü politikalarını boşa çıkartacak tek güç biziz. Biz emekçiler birleşmedikçe, mücadele etmedikçe gerçek barış gelmez.

1 Mayıs: Uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma

1 Mayıs’ın kökleri 200 yıl öncesine dayanıyor. O günlerde sokağa çıkan, grev yapan işçilerin tek derdi sadece bir lokma daha fazla ekmek değildi. Kendilerini insan gibi hissetmek, kölece çalışmanın boyunduruğundan kurtulmak, özgürleşmek, nefes almak istiyorlardı. İşte “çalışma saatleri kısaltılsın” kavgası, aslında bir insanlaşma mücadelesiydi. Bizim bugün sahip olduğumuz her hakta, o günlerin alın teri ve inadı var.

Böyle gelmedi böyle gitmeyecek!

Bize hep aynı nakaratı söylediler, değil mi? “Böyle geldi, böyle gider, siz mi kurtaracaksınız dünyayı, oturun oturduğunuz yerde” dediler. Ama durum hiç de dedikleri gibi değil! Bugün sahip olduğumuz ne varsa; 8 saatlik iş günü, oy hakkı, sendika kurma ve grev yapma hakkı, hatta kadınların çocuklarının velayet hakkı, doğum ve emzirme izinleri… Bunların hiçbiri bize altın tepside sunulmadı, kimse bunları bize hediye etmedi! Bu hakların her biri, işçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle omuz omuza verdiği mücadelelerle, tırnakla sökülüp alındı. Bu mirasa sahip çıkmak boynumuzun borcudur.

İşte tam da kasvetin toplumun üzerine çöktüğü, bu karanlık dönemde, 1 Mayıs ve 8 Mart tarihi bize ışık tutuyor. Yeni bir dünya kurmak isteyenlere ilham ve umut kaynağı olmaya devam ediyor. Hani derler ya, “geçmişini bilmeyen geleceğini inşa edemez” diye, tam olarak öyle. Bu tarih, her türlü baskıya ve zulme rağmen, en imkânsız görünen anlarda bile egemenlere boyun eğmeyenlerin, “değişim mümkün” diyenlerin, “başka bir dünya mümkün” diyenlerin tarihidir.

Türkiye’de 1 Mayıs: İnatçı bir gelenek

Türkiye’de 1 Mayıs demek, inatçı bir gelenek demektir. Bu topraklarda 1 Mayıs on yıllarca yasaklı kaldı. Türkiye’nin egemenleri, işçi sınıfını ve ezilenleri baskı altına almak amacıyla tam bir diktatörlük rejimi kurdular. Siyasal ve sendikal haklar yasaklandı, demokratik hak ve özgürlükler yok sayıldı.

Uzun yıllar yasaklı kalan 1 Mayıs, ilk kez 1976’da DİSK ve Maden-İş’in çağrısıyla İstanbul Taksim Meydanında büyük bir coşkuyla o zamana kadar görülmemiş kitlesellikte bir yürüyüş ve mitingle kutlandı. Bir yıl sonra, 1977’de ise işçiler çok daha örgütlü ve kitlesel bir şekilde katıldılar 1 Mayıs’a. Yarım milyondan yani 500 binden fazla insan; işçiler, gençler, sanatçılar Türkiye tarihinin o güne kadarki en büyük mitinginde, Taksim’de tek yürek oldu.

Yükselen sınıf mücadelesi, sermaye sınıfını korkuttu. İşçilerin mücadelesini durdurmak için ilk olarak 1977’deki Taksim katliamını gerçekleştirdiler. Ve ne yazık ki sermaye sınıfı hedefine, 12 Eylül 1980’de Kenan Evren liderliğinde gerçekleştirdiği kanlı askeri faşist darbeyle ulaştı. İşçilerin siyasal örgütlenmeleri, partileri ve dernekleri ezildi; mücadeleci sendikalar olan Maden-İş ve DİSK kapatıldı. Faşist rejim, grevleri ve 1 Mayıs’ı yasakladı, işçilerin haklarını ellerinden aldı.

Toplumu korkuyla sindirmek istediler. Ama işçi sınıfı her seferinde düştüğü yerden kalktı. Yasaklara ve baskılara aldırmayan mücadeleci işçiler, sosyalistler, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri, yeniden 1 Mayıs’ta alanları doldurmaya başladılar. Her geçen yıl 1 Mayıs işçi sınıfının daha fazla gündemine girdi. Bu mücadeleler sonucunda, siyasi iktidar 2010 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Bayramı adı altında resmen kabul etmek zorunda kaldı.

1 Mayıs 1977’de ve sömürüsüz bir dünya kavgasında yitirdiğimiz sınıf kardeşlerimizi asla unutmadık, unutmayacağız! Anıları mücadelemizde yaşamaya devam edecek!

Kapitalist sömürü düzeni bir gün mutlaka ama mutlaka yıkılacak!

Türkiye’de içinde bulunduğumuz karanlık tabloya bakıp karamsarlığa kapılmayalım. Silkelenip evimizden, mahallemizden, okullarımızdan çıkarak dünyadaki büyük resme bakmalıyız. Dünyanın birçok ülkesinde işçi sınıfı sömürüye, işsizliğe, yoksulluğa, ırkçılığa karşı sesini yükseltmekten geri durmuyor. Arjantin’de faşist Milei’nin politikalarını on binler protesto ediyor. Gençler, kadınlar, emekçiler ABD’de Trump’ın gerici politikalarına karşı çıkıyor. Avrupa’nın göbeğinde emperyalist savaşa karşı kitlesel gösteriler düzenleniyor. İşte biz bu büyük insanlığın bir parçasıyız.

Tarih hiçbir zaman düz çizgide ilerlememiştir, inişlerle çıkışlarla insanlık bugüne gelmiştir. Ne firavunlar, ne diktatörler, ne de o kendini dev aynasında gören zalimler… Hiçbirinin zulmü sonsuza kadar sürmedi. Kapitalist sömürü düzeni de bir gün mutlaka ama mutlaka yıkılacak! İnsanlığın başına savaşı, faşizmi, açlığı bela edenler; her seferinde işçi sınıfının isyanlarına, devrimlerine tosladılar. İşçilerin örgütlü öfkesinden kaçamadılar, kaçamayacaklar!

1886’dan bugüne 1 Mayıs meşalesi yanıyor!

Televizyonlarda şiddet görüntüleri döndürüp, alanları yasaklayarak bizi evlerimize, yalnızlığa hapsetmek istiyorlar. 1 Mayıs’ı bir “korku günü” gibi göstermeye çalışıyorlar. Ama biz evde oturmayı reddetmeliyiz! Emeğin gününe, kendi günümüze sahip çıkmalıyız!

1886’dan 1977’ye, oradan günümüze 1 Mayıs meşalesini taşıyoruz… Bu ateşi yakanlara, bugüne taşıyanlara, dünya işçi sınıfına selam olsun!

Bizim bir hayalimiz var: İnsanın insana kul köle olmadığı, savaşların bittiği, çocukların aç yatmadığı özgür bir dünya… Ve biz bu dünya için inatla, kararlılıkla mücadele ediyoruz. Tüm emekçi kardeşlerimizi, kadın ve erkek işçileri, gençleri bu onurlu kavganın bir parçası olmaya, omuz omuza durmaya davet ediyoruz!

Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!

Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Mücadele Birliği!

Emperyalist Savaşa ve Kapitalist Sömürüye Hayır! Yaşasın 1 Mayıs!