“Ev Genci” Değil Devrimci Gençler Olmak Zorundayız!

“Ev Genci” Değil Devrimci Gençler Olmak Zorundayız!

Ev genci! Tuhaf bir ifade değil mi? Ne yazık ki bu ifade artık toplumsal yaşamdaki bir durumu anlatıyor. Benim de içinde bulunduğum genç kuşağın nasıl bir çıkmaza itildiğini çok özlü bir şekilde özetliyor. Kulağa tuhaf geliyor çünkü genç olmak ile eve kapanmak esasında tezat şeyler. İnsanın gençlik dönemi, en enerjik ve en hareketli dönemdir. Genç insan kabına sığmaz, evde durmak istemez. Ama öyle bir çağda yaşıyoruz ki, dünyanın dört bir tarafında ve ülkemizde, on milyonlarca genç evde oturuyor; ne okuyorlar ne çalışıyorlar. Ne eğitimde (okulda) ne istihdamda (işte) olan gençlerin durumu, istatistiklerde NEET olarak ifade ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde TÜİK, 2025’e ait verileri yayınladı. Her dört gençten biri ne okuyor ne de çalışıyor. Verilere göre, 15-34 yaş arası genç nüfus 24 milyon 61 bindir. 6 milyon 519 bin genç ise ne okuyor ne çalışıyor. İnsan bu rakamları okuyunca ne yapacağını bilemiyor. Küçük bir ülke nüfusundan fazla insan, üstelik de en dinamik oldukları dönemde evde oturuyor. Üniversite mezunu işsiz sayısı 1 milyonu aşıyor. Böylece milyonlarca genç, yeteneklerini geliştirebilecekleri ve topluma yararlı olabilecekleri bir yaşta hiçbir şey yapamıyor.

Bu durum, biz gençleri tüketiyor ve sayısız soruna yol açıyor. Gençler üzerine yapılan araştırmalarda, işsiz gençler kendilerini geleceksiz ve umutsuz hissettiklerini söylüyorlar; sudan çıkmış balık gibi… Artık üniversite mezunu olmanın iş bulma garantisi anlamına gelmediğini, okusak da iş bulamayacağımızı hepimiz biliyoruz. İşsizliğin geldiği noktada, bir patron tarafından sömürülmek bile bir lüks oldu. İş bulanlar ise düşük ücrete ağır şartlarda çalışıyor. Üstelik bu ücretin de bir anlamı yok; asgari ücret genç bekâr bir işçinin geçimini sağlamaya bile yetmiyor. “Ev genci” ekonomik olarak ailesine bağlı yaşıyor, evden dışarı çıkıp sosyalleşemiyor ve birçok şeyi yapamıyor. Gençler, bu durumdan dolayı kendilerine olan öz saygılarını kaybediyorlar, kendilerini suçluyor, yetersiz ve işe yaramaz görüyorlar. İnsanı en fazla ezen ve kahreden de bir işe yaramadığını hissetmesi ve düşünmesidir. Bu durum psikolojimizi bozuyor, korkunç bir çaresizliğe ve depresyona yol açıyor.

Web sitemizde okuduğum yazılardaki bir konuyu hatırlatmak istiyorum: Kapitalist sistemin gençlere verdiği tek şey kocaman bir hiçliktir! Gençlere iş veremeyen, onları atıl ve işe yaramaz koşullara iten, depresyona yol açan kapitalizm, bir sistem olarak aslında bitmiştir. Böyle bir sistem insanlığa hiçbir şey sunamaz; sadece geleceksizlik ve büyüyen sorun üretir. Zaten bugün toplumdaki sorunların bu kadar büyümesinin, savaşın her tarafa yayılmasının nedeni de bu değil mi?

Gençleri eve kapatan, yeteneklerimizi ve geleceğimizi çalan bu düzeni kabul etmiyoruz, geleceksizliği reddediyoruz. Ben kendi adıma “ev genci” kavramını kabul etmiyorum. Bizler “ev genci” değil, devrimci gençler olmalıyız. Gençliğimizi ve yeteneklerimizi, kendimize “ev genci” diyerek ve itildiğimiz çıkışsızlığı kabul ederek heba etmemeliyiz. Yeteneklerimizi ve gençliğimizi; gençleri tüketen, emekçileri yoksul ve sefil bırakan kapitalizme karşı mücadeleye vermeliyiz. İşte o zaman anlam kazanırız, işte o zaman umutsuzluk sarmalından çıkabiliriz. İşte o zaman uyuşturucu bataklığına ve çetelere sürüklenmeyiz; anlamsızlık sarmalına girip intihar etmeyiz!

Sosyalizm mücadelesine katılırsak, devrimci olursak, örgütlenirsek yeteneklerimizi açığa çıkarırız. İşsizlik korkusunun olmadığı, kendimizi ezik ve yetersiz hissetmediğimiz, sınav stresinde boğulmadığımız eşit, özgür ve sömürüsüz bir dünya için mücadele etmeliyiz. En başta da emperyalist haydutluğa ve savaşa karşı çıkmalıyız. Trump ve Netanyahu gibi faşistlere karşı çıkmak, her şeyden önce insan olmanın gereğidir. Biz yeni bir yaşam kurmanın mümkün olduğunu biliyoruz; daha güzel yarınlar için örgütlenmeli ve omuz omuza mücadele etmeliyiz!

Marksizm ve Özgürlük