Sermayenin “Üretim Damarları” İşçi Kanıyla Besleniyor: 2025’te En Az 2105 İş Cinayeti!

Sermayenin “Üretim Damarları” İşçi Kanıyla Besleniyor: 2025’te En Az 2105 İş Cinayeti!

MESEM projesi protesto edildiğinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, liselilerin iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmesine tepki gösterenleri “Türkiye’nin üretim damarlarını kesmek” istemekle suçlamıştı. Bakan, bu ölüm projesine itiraz edenleri kasıtlı biçimde üretime ve gelişmeye düşmanmış gibi sunuyordu. Fakat onun “üretim damarı” dediği şey, işçi kanıyla beslenen sermaye damarlarıdır. Bir başka ifadeyle “üretim damarları”, sermaye sınıfının fabrikalarını işçi çocuklarının bedenleri üzerinde yükseltmesinden, liseli gençleri bedavaya sömürerek kârına kâr katmasından başka bir şey değildir. Nitekim İSİG Meclisi’nin raporları, kapitalizmin sınırsız kâr iştahının işçi sınıfı ve çocukları için ne anlama geldiğini açıkça ortaya koyuyor: 2025 yılında en az 2105 işçi, sermayenin doymak bilmeyen kâr hırsı yüzünden hayattan koparıldı.

Yine aynı rapora göre 2025, çocuk işçiliğinin ve çocuk iş cinayetlerinin zirve yaptığı bir yıl oldu. En az 94 çocuk, iş cinayetlerine kurban gitti. Okul sıralarında olması gereken, hayatın baharında 94 can! Bu çocukların 17’si, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) projesi kapsamında, sözde meslek eğitimi alırken can verdi. Bu çocuklar, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin hiçe sayıldığı, denetimlerin rafa kaldırıldığı fabrikalarda, atölyelerde ve inşaatlarda bizzat devlet eliyle kurulan sömürü çarklarında katledildiler.

İnşaat işçileri ölürken iktidarın gösteriş şovu

AKP iktidarının yıllardır dilinden düşürmediği “kalkınma” ve “büyüme” masalları, beton yığınlarına gömülen işçi bedenleri üzerinde yükselmeye devam ediyor. 2025 yılında inşaat sektöründe en az 493 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken en yakıcı gerçek, deprem bölgesidir. İnşaatlardaki iş cinayetlerinin en az 131’i, doğrudan deprem şehirlerindeki şantiyelerde yaşandı. 6 Şubat’ta enkaz altında kalan işçi ve emekçiler, şimdi de o enkazın üzerine kurulan rant şantiyelerinde can veriyor. Depremde ölmemiz yetmezmiş gibi, “yeniden inşa” adı altında kurulan sömürü çarkında da can vermeye devam ediyoruz.

İktidarın sergilediği ikiyüzlülüğü görmek için Hatay’a bakmak yeterli. Cumhurbaşkanı şehri ziyaret edecek diye bitmemiş binaların üzeri brandalarla örtülürken, çamur deryası yollar alelacele asfaltlanıp ışıklarla donatıldı. Sahte gösteri bittikten sonra ise acılı emekçi halk, bir kez daha kendi sefaletiyle baş başa bırakıldı.

İnşaatın tozlu ve kanlı şantiyelerinden tarlalara uzandığımızda da bu kıyım tablosu değişmiyor. Emeği görülmeyen, yok sayılan, çoğu zaman SGK kayıtlarına bile geçmeyen en az 414 tarım işçisi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Traktör kasalarında, denetimsiz yollarda, kızgın güneşin altında kölece çalıştırılırken can verdiler. Onların ölümü çoğu zaman sıradan bir “trafik kazası” haberiyle geçiştiriliyor. Oysa sermayenin kuralsızlık üzerine kurulu çürük mekanizması olmasa, yüzlerce işçi o yollarda ölmezdi. Dolayısıyla, iş cinayetlerine neden olan bu trafik kazalarının asıl faili, kâr düzeninin ta kendisidir, kapitalizmdir.

İş cinayetleri Kasımda zirve yaparken Bakan “rahatsız değiliz” diyordu

2025 yılının kanlı tablosuna bakarken, Kasım ayına özel bir parantez açmak zorundayız. Kasım, en az 216 işçinin yaşamından koparılmasıyla yılın en çok iş cinayeti işlenen ayı oldu. Soma ve deprem gibi büyük katliamlar dışarıda bırakıldığında bu sayı, 2011’den bu yana kaydedilen en yüksek aylık kıyım bilançosudur. Dahası Kasım ayı, peş peşe çocuk işçi ölümlerinin yaşandığı bir ay olarak hafızalara kazındı. Bu tablo karşısında siyasi iktidarın tavrı ise tam bir vurdumduymazlık, pişkinlik ve ikiyüzlülük oldu! İş cinayetleri rekor seviyeye ulaşırken ve çocukların ölüm haberleri peş peşe gelirken, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, çocukların MESEM adı altında sanayiye ucuz işgücü olarak sürülmesine yönelik eleştirilere, pervasızca şu yanıtı veriyordu: “Sektörle işbirliğine devam edeceğiz, bu eleştiriler bizi rahatsız etmiyor.” Bakanın “üretim damarlarını kestirmeyeceğiz” diyerek bu ölümleri nasıl savunduğuna değinmiştik. İşçilerin ve çocukların can vermesinden zerre rahatsızlık duymayan Bakan, sermayenin kanlı sömürü çarkını daha da büyüteceklerini itiraf etmiş oldu.

Kurulan sömürü çarkı, çocukları okul sıralarından koparıp pres makinelerinin arasına ve kimyasal patlamaların ortasına sürüyor. Tekirdağ’da ayazda ısınmaya çalışırken tiner parlamasıyla tüm vücudu yanan 16 yaşındaki Mustafa Eti’nin ya da Niğde’de bir elektrikli bisiklet hayaliyle girdiği fabrikada kolunu omuz hizasından makineye kaptıran 14 yaşındaki Abdurrahman Özkul’un yarım kalan hayalleri, sermayenin çıkarları peşinde koşan Bakanın elbette umurunda değil. Tıpkı Mersin’de oyun oynarken değil ustası tarafından kovalanırken korku içinde can veren 12 yaşındaki Eyüp Can Güner veya parklarda koşması gerekirken tohum makinesinin dişlileri arasında ezilen 9 yaşındaki Hüseyin Başkan gibi… Bunlar ne AKP iktidarının, ne Bakanın ne de patronların umurunda. Çünkü bu çocuklar işçi sınıfının çocukları ve egemenlerin gözünde hiçbir değere sahip değiller. İktidarın tek derdi, patronlar sınıfını daha fazla zengin etmektir. Bu yüzden ucuz, savunmasız ve adeta bedava olan çocuk işgücünü, sermaye sınıfı sonuna kadar sömürsün diye ellerinden geleni ardına koymuyorlar.

Emekliler de sermayenin kanlı çarkından kurtulamıyor!

Sadece çocuklar değil, ömrünü bu ülkenin üretimine vermiş yaşlı emekçiler de kapitalist kıyım makinesinden kurtulamıyor. İktidarın “Emekliler Yılı” yalanını uydurduğu 2024 yılında, yorgun bedenlerini dinlendirip yaşamdan bir parça zevk alması gereken onlarca emekli çalışırken can vermişti. 2025 yılında Ordu Fatsa’da 75 yaşındaki Ahmet Şahin direksiyon başında, Yozgat’ta 71 yaşındaki Selami Şimşek ise üç kuruş ekmek parası için çıktığı inşaatın altıncı katından düşerek yaşamını yitirdi. 2025 yılında, 65 yaşın üstünde en az 126 işçi iş cinayetlerinde hayattan koparıldı.

Ve mülteci işçiler… Savaşlardan kaçıp Türkiye burjuvazisinin sömürü çarkları arasında ezilen, en güvencesiz ve kuralsız koşullarda çalıştırılan en az 91 göçmen işçi de geçtiğimiz yıl iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

İşçi ölümlerini durdurmak için örgütlü mücadeleye!

2025 yılı, faşist rejimin ve sermayenin işçi sınıfına karşı yürüttüğü yoksullaştırma saldırılarının şiddetlendiği bir yıl oldu. Asgari ücret açlık sınırının altına hapsedilirken, alım gücü düşen işçi sınıfının ekmeği biraz daha küçüldü. Buna karşılık bir avuç kapitalist kâr rekorları kırdı, patronlar sınıfının sermayesi büyüdükçe büyüdü.

Dur durak bilmeyen iş cinayetleri, her gün aramızdan en az 6 kardeşimizi koparıp alıyor. Sömürü çarkları dönmeye devam etsin ve patronlar daha fazla kâr etsin diye iktidar, sermayenin önündeki tüm engelleri kaldırıyor, onlara dikensiz bir gül bahçesi yaratıyor. MESEM adı altında işçi sınıfının çocuklarını patronlara bedava işgücü olarak peşkeş çekiyor. İşsizlik fonunda biriken alın terimizi, MESEM ve türlü teşvikler kılıfıyla doğrudan patronların kasasına aktararak devasa bir sermaye transferi gerçekleştiriyor. İşçi sınıfı sendikal ve siyasal alanda örgütlenip bu gidişata dur demediği müddetçe, kâr iştahı sınır tanımayan sermaye sınıfı çocuklarımızı pres makinelerine ve yaşlılarımızı şantiye iskelelerine sürmeye devam edecek. İşçi kanıyla beslenen sermayenin damarlarını kesmekten ve kâr düzenine karşı işçi sınıfının örgütlü mücadelesini büyütmekten başka yol yok!