Bu çalışma, Pierre Broué’nin Bolşevik Parti (Le Parti Bolchevique) adlı eserinin “Bolşevizm: Parti ve İnsanlar” başlıklı 4. bölümüdür. Çeviride yazarın orijinal dipnotları korunmuş, gerekli görülen yerlere tarafımızca açıklayıcı notlar eklenmiştir. Ayrıca metinde kullanılan Lenin ve Bolşevik Partinin Özgünlüğü başlığı, ilgili iki alt başlığın sentezi olarak bizim tarafımızdan konulmuştur.
Lenin’in ellerinde parti, eşsiz bir tarihsel araca dönüştü. Çünkü Şubat 1917’nin o devrimci günlerinin hemen ertesinde yeniden iletişime geçen yaklaşık on bin militan; sekiz aydan kısa bir süre içinde geniş işçi yığınlarının –ve daha az ölçüde de olsa köylülerin– “işte bu bizim partimizdir” diyerek sahipleneceği bir organizasyonu inşa edeceklerdi. Parti, bu kitleleri Geçici Hükümete karşı mücadelede yönetecek ve iktidarı fethederek elinde tutacaktı. Böylece Lenin ve yoldaşları, hizipler arası mücadelelerin ve ağır baskı koşullarının içinden geçerek, ilk bakışta çok daha elverişli koşullara sahip görünen diğer sosyalistlerin nihayetinde başarısız olduğu o noktada başarıya ulaşacaklardı: Sosyalist partilerin var olduğu tarihten bu yana ilk kez, onlardan biri zafere ulaşacaktı.
Sosyal demokrat bir işçi partisi
Bolşevizme ilişkin duyguları körü körüne bir hayranlıktan sistematik bir karalamaya kadar değişen geniş bir tarih yazımı mevcuttur. Bu tarihsel anlatı, Bolşevizmi başından itibaren Lenin’in zihninden tamamen silahlı bir biçimde çıkmış yeni bir ideoloji –ister devrimci ister Stalinist biçimiyle komünizm– olarak sunmakta ısrar etmektedir. Aynı anlatı, Bolşevik Partisini henüz adı konmamış bir Üçüncü Enternasyonal yani bütünüyle yeni bir örgütlenme modeli olarak tasvir eder. Bu anlayışa göre Bolşevik Parti, ortaya çıktığı ilk andan itibaren, Rusya’da Menşevikler ile Almanya’da Bebel ve Kautsky’nin temsil ettiği İkinci Enternasyonal reformizmine karşı konumlanmıştır. Oysa bu yaklaşım, fikirlerin tarihi kadar örgütün tarihinin de sonradan (a posteriori) ve yapay bir yeniden kurgulanışından başka bir şey değildir. Bu yazarların hepsi için “Ne Yapmalı?”, yeni bir akım olarak tasarlanan Bolşevizmin kutsal kitabıdır. Ancak ne Bolşevikler için ne de bizzat Lenin’in kendi zihninde durumun böyle olduğunu kabul etmemizi gerektirecek hiçbir neden yoktur. Lenin bu eserinde Rusya’nın koşullarını incelemekte, Rus işçi sınıfının eğilimlerini analiz etmekte ve o dönemde başka ülkeler için geçerli olacak bir analiz veya sonuç iddiası taşımaksızın, Rusya’ya özgü bir çözüm önermektedir.
Eylül 1907’de, makale ve incelemelerinden oluşan On İki Yıl adlı derleme için kaleme aldığı önsözde şöyle yazar:
“Bugün «Ne Yapmalı?» kitabına karşı polemik yürütenlerin temel hatası, bu eseri, partimizin gelişiminin belirli ve çoktan aşılmış bir durumundaki bağlamından tamamen koparmalarıdır. (…) «Ne Yapmalı?», Iskra’nın 1901 ve 1902’deki taktik ve örgütsel politikasının bir özetidir. Sadece bir özet; ne eksik ne fazla. (…) 1900-1905 Rusya’sının tarihsel koşullarında, Iskra’nın öne sürdüğü örgütlenmeden başka hiçbir örgütlenme, bugün var olan Sosyal Demokrat İşçi Partisini yaratamazdı. Profesyonel devrimci, Rus proleter sosyalizminin tarihindeki görevini yerine getirmiştir.”[1]
Kaldı ki Lenin, düşüncesini mekanik ve soyut bir kalıba çevirip donduran, “Ne Yapmalı?” kitabındaki terimlerle kendiliğindenlik ve bilinç kavramlarını şematik bir şekilde karşı karşıya getiren ve sanki bu eser onun gözünde evrensel bir değere ve ebedi bir geçerliliğe sahipmiş gibi davrananları, daha Kasım 1905’te şu sözlerle kesin bir dille mahkûm etmişti:
“Rus işçi sınıfı içgüdüsel olarak, kendiliğinden sosyal demokrattır [yani devrimcidir -P.B.] ve sosyal demokratların on yılı aşkın süredir yürüttüğü çalışma, bu kendiliğindenliği sınıf bilincine dönüştürmek için çok şey yapmıştır.”[2]
“Ne Yapmalı?”, partinin illegal (yeraltı) örgütlenmesinin mutlak zorunluluğunu, hatta bunun partinin varlık koşulu olduğunu özellikle vurgular. Ancak bu durum, tarihsel koşullar elverdiğinde yasal bir faaliyet ve propaganda perspektifini dışladığı anlamına gelmez. 1905 Devrimi, işçilere siyasi partiler (sosyalistler dâhil) için yasal ifade ve örgütlenme olanaklarını söke söke alma imkânı tanıdığında, bu imkânlardan yararlanmayı reddetmek Bolşeviklerin aklının ucundan bile geçmemiştir. Fakat Lenin, sınıf düşmanının eylemleri için çizdiği çerçeveyi kabul eden ve sadece yasal faaliyet ve propaganda yürütmek isteyen o Menşevik anlayışı “tasfiyecilik” olarak mahkûm eder. Çünkü yasa partilere sınırlar çizer; devrimcilere görece bir ifade ve eylem özgürlüğünü ancak kendi egemenliğinin esaslarını daha iyi korumak için tanır. Çarlık rejimi, bu özgürlükleri sadece zorunlu kaldığı için kabul eder ve bunlar aynı zamanda rejim için birer emniyet supabı işlevi görür. “Oyunu kuralına göre oynamak” ve yasal olanla yetinmek, rejimin bizzat çizdiği sınırları kabul etmek ve rejimin “yıkıcı” bularak yasakladığı o devrimci eleştirinin özünden vazgeçmek demektir. Ancak bu gerekçeyle, yasanın sağladığı kolaylıkları kullanmaktan vazgeçmek de söz konusu olamaz; çünkü geniş işçi kitlelerine ancak yasal propaganda yoluyla ulaşılabilir. Bu nedenle yasal olanaklar sonuna kadar kullanılmalıdır. Nitekim Lenin, böyle bir aracın mümkün olduğu her dönemde, yasal gazeteyi (ve sonrasında yasal günlüğü) grubunun birincil meşguliyeti haline getirecektir.
Bu bakımdan Pravda örneği son derece çarpıcıdır. Zira bu “işçi günlüğü”, 1914 Savaşı arifesinde Bolşevik Partisinin gelişiminin temel taşıdır. Gazete, fabrikalarda bir bağış kampanyası için yürütülen açık ajitasyonun hemen ardından hayata geçirilmiştir. Verdiği haberler ve öne sürdüğü şiarlarla Pravda, on binlerce öncü işçi için başlangıçta Iskra’nın o birkaç yüz kişi için ifade ettiği şeyin aynısıdır. Pravda’nın işçi muhabirleri, hem partinin irtibat görevlileri hem de işçilerin ruh halini öğrenmek için sahip olduğu duyargalardır: Onların sağladığı bilgiler aracılığıyla işçi deneyimi ortaklaşır, bu da kolektif bilincin inşasının bir unsurudur. Gazete, sadece bir yıl içinde bu türden 11.114 mektup yayımlar; bu da sayı başına ortalama 41 mektup demektir. Adıyla sanıyla bir işçi gazetesi olan ve büyük ölçüde bizzat işçiler tarafından çıkarılan Pravda, onların öz meselesidir. Gazeteyi hedef alan tüm darbelere, para cezalarına ve toplatmalara karşı koymak amacıyla oluşturulan “demir fon”a katkıların esasını sağlayanlar yine onlardır.[3]
Zira yasal bir gazete, yasaların bizzat emrettiği üzere bir adres ve sorumlu müdürler göstermek zorundadır. Dolayısıyla gazete, devletin ve karşıt toplumsal güçlerin temsilcilerinin, tam da onun yasal varlığını sürdürmesini engellemek amacıyla başvurmaktan geri durmadıkları o kovuşturmalardan ve şikâyetlerden kaçamaz. İstatistikler çarpıcıdır: Yayımlanan 270 sayıdan 110’u kovuşturmaya uğramıştır. Kesilen para cezalarının toplamı, başlangıç fonunun iki katı olan 7800 rubleye ulaşmıştır. Gazeteye 36 dava açılmış ve editörleri toplamda 472 ay hapis cezasına çarptırılmıştır.[4] Baskıya bahane vermemek için onca çaba sarf eden bir gazete için bu, son derece ağır bir bilançodur. Üstelik bu bilanço, polisin, sırf kovuşturma zemini yaratacak kışkırtıcı makaleler yazması için yayın kurulunun göbeğine kendi ajanını yerleştirdiği bir ortamda ortaya çıkmıştır.[5]
Bu koşullar altında gazetenin ifade özgürlüğü sınırlıdır; yasal olarak doğru bulduğu şiarları, özellikle de üniforma altındaki işçi ve köylülere haykıramaz. Toplatmalar, mahkûmiyetler ve yağmur gibi yağan para cezalarıyla boğulma tehdidi altında yasaların çizdiği sınırlar içinde –öyle ya da böyle– kalmak zorundadır. Diğer şiarları yaymak ve “devletin güvenliğine” kastettiği gerekçesiyle yasaklanan ama yapılması zorunlu olan açıklamaları yapmak için araçlar ancak yasadışı (illegal) olabilir. Böylece polis, sorumluları hemen tespit edemez veya yayını durduramaz: İşte bu, yasadışı bildirilerin, broşürlerin ve gazetelerin görevidir. Çarlık Rusyası’nın siyasi koşullarında –ki bu durum Batı demokrasilerinin liberal çerçevesinde olduğundan çok daha geçerlidir– bütün yumurtaları aynı sepete koymak ahmaklıktır. Yasal bir gazete yasaklanabilir, toplatılabilir, dava edilebilir, mahkûm edilebilir. Legal alandaki bir militan polis tarafından tanınır; polis onu tutuklayabilir ve bir bahaneyle faaliyetine son verebilir. Eğer tüm örgüt açık ve yasal olsaydı, militanları ve temel çarkları polisçe bilinirdi; bu da devletin, bir gecede onun her türlü refleksini, hatta işleyişini durdurmasına olanak tanırdı. Bu nedenle işçi partisinin gericilik dönemlerinde “yasal alanın” nöbetini devralmaya hazır, bilinmeyen, gizli militanlara, kaynaklara, matbaalara, gazetelere ve mekânlara sahip olması hayati önem taşır. Bunlar, bizzat yasadışı karakterleri sayesinde, eylemlerini “izin verilen çerçeveyle” sınırlama zorunluluğundan kurtulurlar. Rus sosyal-demokratlarını partilerini yeraltı (illegal) bir temel üzerinde inşa etmeye zorlayan şey, Rus devletinin otokratik karakteri ve polis keyfiyetinin mutlak gücüdür. 1912’de “demokratik özgürlükler”, onlara normal ve ebedi görünecek kadar eski değildir; ne de bunları hangi koşullarda kazandıklarını ve nasıl kaybedebileceklerini unutmuşlardır.
Ancak yasadışılık, kendi başına bir amaç değildir. Asıl mesele tüm imkânları sonuna kadar kullanarak, toplumsal gelişim yasalarının bilgisiyle kuşanmış bilinçli bir öncü müfrezeyi, yani bir sosyal-demokrat işçi partisini inşa etmektir. Bu parti, mücadelenin genel koşulları ne olursa olsun, işçi sınıfı içinde sınıf bilincini geliştirmeli, onu örgütlemeli ve kavgaya önderlik etmelidir. Bolşeviklerin, boykot döneminin ardından –seçim yasalarındaki hileler ve tezgâhlar apaçık ortada olsa bile– seçimlere sistematik olarak katılmaları işte bu perspektife dayanır. Hedef, parlamenter bir zafer değildir ve olamaz. Amaç –Badayev’in[6] anılarının da kanıtladığı üzere– parlamento kürsüsünün sağladığı kamuya açıklığı sosyalist fikirlerin yayılması ve partinin inşası için kullanmaktır.
Bu bakış açısı doğrultusunda, geleneksel olarak Rus Bolşevik Sosyal-Demokrat Partisi ile Alman Sosyal Demokrat Partisi karşı karşıya getirilir. Alman partisi, yasallığına ve elde ettiği kazanımlara sıkı sıkıya bağlıdır: Kırk üç günlük gazetesi, dergileri, okulları, üniversiteleri, dayanışma sandıkları, “halk evleri” ve parlamentodaki milletvekilleri. Ne var ki parti zamanla tüm bu başarıların esiri haline gelmiştir. Zira kazanımlarını tehlikeye atabilecek bir baskı korkusu, Alman Sosyal-Demokrat Partisini mülk sahibi sınıfların gönüllü rehinesi haline getirmiştir. Parti, burjuvazinin öfkesini çekebileceği ve polis baskısını yeniden hortlatabileceği gerekçesiyle, bizzat kendi gençliğini dizginler ve Karl Liebknecht’e “yasadışı” anti-militarist propagandayı yasaklar. Oysa bir sosyalistin, II. Wilhelm Almanyası’nda bu propagandanın ne denli vazgeçilmez olduğunu inkâr etmesi zordur.
İki örgütü, birbirleriyle savaş halindeki kendi hükümetlerine karşı aldıkları tutumlar bakımından ayıran o derin uçurum ancak 1914 kriziyle birlikte tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkacaktır. Bu tarihten önce Lenin, belirli birtakım noktalarda Alman soluyla ve özellikle de Rosa Luxemburg ile hemfikir olsa da, aralarındaki görüş ayrılıkları, o dönemde uluslararası sosyal demokrasi içinde tutarlı bir sol fraksiyonun (kanadın) henüz var olmadığını kanıtlayacak kadar çok ve önemlidir. Sosyal demokrasinin tarihi içinde Lenin ve Luxemburg’un temsil ettiği devrimci akımı, Bebel ve Kautsky’nin reformist akımının karşısına koymak, ancak geçmişin bugünden bakılarak yapılan tarihsel analiziyle mümkündür. 1914 öncesinde Alman Sosyal Demokrat Partisi Lenin ve Bolşeviklerin gözünde, –özgül koşulları hesaba katmak kaydıyla– Rusya’da inşa etmek istedikleri işçi partisinin ta kendisidir (prototipidir). Lenin, niyetlerinin aksi yönde yorumlanmasını net ve kategorik bir dille yalanladıktan sonra, bunu defalarca tekrarlayacaktır:
“Ben nerede ve ne zaman, uluslararası sosyal demokrasi içinde Bebel ve Kautsky’nin akımından ayrı, kendime özgü herhangi bir akım yarattığımı iddia ettim? Bebel ve Kautsky ile benim aramda, nerede ve ne zaman bir ayrılık baş gösterdi?”[7]
Eski Bolşevik Şlyapnikov, işçilere yönelik propagandalarında, Bolşeviklerin Alman sosyal demokratlarını kendilerine model aldıklarına tanıklık eder. Osip Pyatnitski, göçmen bir Bolşevik olarak Alman sosyal demokrat örgütünün işleyişi karşısında duyduğu hayranlığı anlatır ve o dönemde kendisine özel sohbetlerde bu politikanın şu ya da bu yönüne dair yöneltilen eleştiriler karşısında nasıl şoke olduğunu itiraf eder. Bolşeviklerin duyduğu bu hınç ve hayal kırıklığı, Ağustos 1914’ten sonra çok daha yakıcı olacaktır. Zira o tarihte Bebel-Kautsky akımına dair değerlendirmelerini geri almak ve Lenin’in artık “en otantik Marksizmin temsilcisi” olarak göreceği Rosa Luxemburg’un bu konuda kendilerine karşı haklı olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklardır. Hatta Lenin, Reichstag’daki [Alman Parlamentosu] sosyal demokrat grubun savaş kredilerine onay verdiğini duyuran Vorwärts [İleri] gazetesinin o sayısının gerçekliğinden bile şüphe edecek, bunun Alman Genelkurmayı tarafından üretilmiş bir sahte belge (düzmece) olduğu ihtimali üzerinde duracaktır.
Nisan 1917’de, ülkeye dönüşünün hemen ardından toplanan Bolşevik Parti Konferansında partinin adındaki “sosyal-demokrat” ibaresinden vazgeçilmesi teklifine “evet” oyu veren tek kişi Lenin olacaktır. Bu durum, elbette onun kendi örgütü içinde tecrit olmaktan korkmadığının bir kanıtıdır. Ama aynı zamanda 1914 öncesinde II. Enternasyonal ve onun büyük partileriyle bir kopuşu ne hazırladığının ne de arzuladığının da ispatıdır. Ve yine bu durum, Ağustos 1914’ün üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, Lenin’in bu konuda kendi yoldaşlarının bile ne denli önünde olduğunu göstermektedir.
Monolitik olmayan bir parti
Aynı şekilde 1903 bölünmesinde Lenin’in ve fraksiyonunun sorumluluğu ne olursa olsun, daha önce de gördüğümüz üzere onlar bu bölünmeyi ne istemişler ne hazırlamışlar ne de öngörmüşlerdir. Bölünme onları tamamen hazırlıksız yakalamıştır. Buna rağmen, ilkelerinden asla ödün vermeksizin, daha sonrasında yeniden birleşme için çalışmaktan da geri durmamışlardır. Elbette bu birleşmenin kendi bayrakları altında gerçekleşmesini umuyorlardı ancak şurası tartışmasızdır ki böyle bir birleşme, kaçınılmaz olarak Bolşeviklerin o sert fraksiyonunun bunca yıl boyunca olduğundan politik açıdan daha az homojen ve daha geniş bir partinin doğuşuna yol açacaktı.
Daha 1894’te, Halkçı (Narodnik) Mihaylovski’ye karşı yürüttüğü tartışmada Lenin şöyle diyordu:
“Marksistler arasında tam bir fikir birliği (oybirliği) olmadığı tamamen doğrudur. (…) Ancak bu fikir birliği yokluğu, Rus sosyal demokratlarının zayıflığını değil, bilakis gücünü gösterir. (…) «İç rahatlatıcı doğruların» oybirliğiyle kabul edilmesiyle yetinen insanların o «şefkatli ve dokunaklı» fikir birliğinin yerini, Rusya’nın şimdiki ekonomik örgütlenmesinin ve gerçek ekonomik yapısının açıklanmasını, (…) onun gerçek ekonomik evriminin, siyasi evriminin ve diğer üstyapılarının açıklanmasını talep eden insanlar arasındaki anlaşmazlıklar almıştır.”[8]
Lenin’in 1905 arifesinde yeniden birleşme yönündeki iradesi, hem kendi fikirlerine duyduğu güvenle hem de sosyal demokratlar arasında yaşanması kaçınılmaz olan çatışmaların, hepsinin ortak evi olan bir parti çatısı altında çözülebileceğine olan inancıyla açıklanır. Temmuz 1905’te şöyle yazar:
“Siyasi partilerin kendi içindeki ya da partiler arasındaki görüş ayrılıkları, genellikle sadece polemiklerle değil, bizzat siyasi yaşamın gelişimiyle çözüme kavuşur. Özellikle de bir partinin taktiğine dair ayrılıklar, hatalı görüşlere sahip olanların fiilen (de facto) doğru bir çizgiye geçmesiyle sık sık ortadan kalkar (tasfiye edilir). Çünkü olayların bizzat kendi akışı, (…) bu hatalı görüşleri içeriklerinden yoksun bırakır ve anlamsızlaştırır.”[9]
Bu bakımdan Lenin, 1906 sonunda kaleme aldığı şu satırlarda Menşeviklerin gelecekteki evrimine dair büyük bir güven sergiler: “Menşevik yoldaşlar, burjuva oportünistlerle oluşturdukları blokların arındırıcı arafından geçecek ve devrimci sosyal demokrasiye geri döneceklerdir.”[10] Krupskaya’ya göre, 1910 yılında “Vladimir İlyiç, parti içinde Bolşeviklerin çoğunluğu elde edeceğinden ve partinin nihayetinde Bolşeviklerin çizdiği yola gireceğinden şüphe duymuyordu ancak bunun sadece kendi fraksiyonu için değil, tüm parti için böyle olması gerekiyordu.”[11] Nitekim 1912’de, Prag Konferansının aforoz ettiği (lanetlediği) kişiler sadece yasadışı çalışmanın düşmanları, yani tasfiyecilerdir. “Parti Menşevikleri”[12] ile yapılan işbirliği de taktik bir manevra ile değil; ta Aralık 1906’da ifade edilen şu inançla açıklanır: “Sosyal devrime kadar, sosyal demokrasi kaçınılmaz olarak bir oportünist kanat ve bir devrimci kanat barındıracaktır.”[13] Inès Armand’ın Brüksel’de savunduğu pozisyon da budur: Tasfiyeciler hariç, her sosyal demokratın partide bir yeri vardır. Rusya’da olduğu gibi Batı’da da devrimciler ve reformistler normalde bir arada yaşamalıdır. Çünkü aralarındaki hükmü son tahlilde, “siyasi yaşamın gelişiminin” nihai ifadesi olan devrim verecektir.
Parti rejimi/partinin iç işleyişi
Stalin döneminden bu yana tarihçilerin ve yorumcuların çoğu, Bolşevik Partinin sıkı sıkıya merkeziyetçi otoriter rejimine vurgu yapmakta ve Rusya’nın otuz yılı aşkın süren evriminin anahtarını nihayetinde burada görmektedirler. Partinin o fazlasıyla merkezi karakterine gelince, ellerinde tezlerini destekleyecek alıntı sıkıntısı hiç de yoktur. Oysa gerçekte, bunun tam tersini gösteren alıntılar da bir o kadar çoktur: Tıpkı pek çok başkasına yapıldığı gibi, bağlamından koparılmış cümlelerle Lenin’e de her şeyi söyletmek mümkündür. Hakikat şudur ki Lenin’in birincil kaygısı bir eylem partisi inşa etmekti. Ve bu perspektifle bakıldığında, partinin inşası, doğası, gelişimi ve bizzat iç işleyişi; genel siyasi koşullardan, kamusal özgürlüklerin düzeyinden ve işçi sınıfı, devlet ve mülk sahibi sınıflar arasındaki güç dengesinden bağımsız tasarlanamazdı.
1904-1905 arasında, henüz tüm sosyalistler yeraltındayken, Menşeviklere karşı yürüttüğü polemikte Lenin şöyle yazar:
“Biz de demokrasiden yanayız ama gerçekten olanaklıysa. Bugün bu bir şaka olurdu ve biz bunu istemiyoruz çünkü biz Çarizmi ve burjuvaziyi yenebilecek kapasitede, ciddi bir parti istiyoruz. Yeraltı faaliyetine mahkûm olduğumuz şu dönemde, parti içinde biçimsel (formel) demokrasiyi uygulayamayız. (…) Mutlakıyeti (otokrasiyi) devirmenin ve burjuvaziyle savaşmanın gerekliliğini kavramış tüm bilinçli işçiler bilirler ki Çarizmi yenmek için şu an bize gereken yeraltında, merkezi, devrimci ve tek bir parça halinde dökülmüş çelikten bir partidir. Otokrasi altında, o vahşi baskı koşullarında seçim rejimini ve demokrasiyi benimsemek, düpedüz Çarizmin örgütümüzü yok etmesine yardım etmek olur.”[14]
Ve Güzel Kafes Kuşu Doyurmaz başlıklı yazısında şu tespiti yapar:
“Ciddi bir işçi anlar ki demokrasi kendi başına bir amaç değildir, işçi sınıfının kurtuluşu için bir araçtır. Biz partiye, şu andaki mücadelemizin ihtiyaçlarına en iyi cevap veren yapıyı veriyoruz. Bugün bize lazım olan, bir hiyerarşi ve katı bir merkeziyetçiliktir.”[15]
Ancak III. Kongrede, devrimci hareketin her geçen gün büyüdüğü bir ortamda şunları söyleyecektir:
“Siyasi özgürlük koşullarında partimiz, tamamen seçim ilkesi üzerine inşa edilebilir ve edilecektir. (…) Mutlakiyet altında bile seçim ilkesi çok daha geniş bir şekilde uygulanabilirdi.”[16]
Nitekim Tammerfors Konferansı, parti örgütlenmesinde “demokratik merkeziyetçilik” ilkelerini bütünüyle uygulama kararı alır: “En geniş seçilebilirlik ilkesi, seçilmiş organlara ideolojik ve pratik liderlik için tam yetki verilmesi, ancak bu organların görevden alınabilmesi, faaliyetlerini geniş çapta yayımlama ve sıkı bir hesap verme zorunluluğu.”
Lenin, On İki Yıl derlemesinin önsözünde “Ne Yapmalı?” üzerine yürütülen tartışmalara değinirken şunları hatırlatacaktır:
“Parti, bölünmeye rağmen, o anlık özgürlük parıltısını, örgütlü militan sayısına uygun bir kongre temsiliyeti ve seçim sistemiyle, kamusal örgütlenmesinde demokratik bir yapıyı hayata geçirmek için kullanmıştır.”[17]
Bolşevikler için parti içindeki rejim (işleyiş), sınıf mücadelesinin genel koşullarının bir yansımasıdır. Ancak bu rejim, aynı zamanda kendi başına özerk bir faktördür. Lenin bunu, bizzat kendi fraksiyonu içinde “komitecilerle” çatıştığında tecrübe eder. Krupskaya’nın tanıklığına göre bu kişiler, yeni koşullara uyum sağlayamadıkları için hiçbir parti içi demokrasiyi kabul etmiyor ve her türlü yeniliğe direniyorlardı. “Çalışma kapasitesi olmadığı” gerekçesiyle işçilerin komitelere alınmasına düşmanca yaklaşıyor, her faaliyeti en ince detayına kadar denetlemeye, o katı merkeziyetçiliği ve hiyerarşiyi sürdürmeye çalışıyorlardı.
Lenin onlara, “parti komite için değil, komite parti için vardır” ilkesini hatırlatır ve şöyle der:
“Sık sık düşünüyorum ki, Bolşeviklerin onda dokuzu resmen şekilci (formalist). (…) Gençler arasından çok daha geniş bir bakış açısıyla ve çok daha cesurca, onlardan korkmadan üye toplamak, o hantal pratikleri, rütbelere duyulan saygıyı vb. unutmak gerekir. (…) Her taban komitesine, çok fazla şart koşmadan bildiri yazma ve dağıtma hakkı verin. Hata yaparlarsa bu çok da büyük bir mesele olmaz, biz onları Vperiod’da (İleri) «nazikçe» düzeltiriz. Olayların bizzat kendisi bizim ruhumuzla öğretiyor.”[18]
Krupskaya, Lenin’in “komiteciler” tarafından dinlenmemiş olmaktan ötürü aşırı bir endişe duymadığını belirtir: “O biliyordu ki devrim yoldaydı ve partiyi, işçileri komitelere kabul etmeye mecbur bırakacaktı.”[19]
Yeraltı faaliyeti (illegalite), elbette otoriter merkeziyetçilik için elverişli bir zemindir; zira seçim, ancak birbirini tanıyan ve birbirini denetleyebilen insanlar arasında bir anlam ifade eder. Bununla birlikte illegalite, hiyerarşinin çeşitli kademeleri arasındaki bağları gevşettiği ve yerel komitelere önemli bir inisiyatif alanı bıraktığı ölçüde, bu otoriter merkeziyetçiliğin etkilerini de sınırlar. Örneğin 15 Kasım 1912’de Petersburg’da işçileri greve ve gösteriye çağıran bildirileri dağıtanlar, Bolşevik fraksiyona bağlı sosyal-demokrat gruplardır. Ancak Badayev’in tanıklığına göre, ne merkezden ne de başkentten sorumlu hiçbir organ, hatta parlamento grubunun hiçbir üyesi bundan haberdar bile edilmemiştir.[20] Bolşevik liderlerin, bu çağrının sorumluluğunu kimin üstlendiğini öğrenmeleri birkaç gün sürecektir. Yine de işçiler arasında popüler olduğu gerekçesiyle, kötü hazırlanmış olduğunu düşündükleri bu grevi destekleyeceklerdir. Bu tür olaylar sık yaşanır. Yıllardır yeraltı aygıtında önemli görevler üstlenen Pyatnitski, 1914’te iş bulduğu Samara’daki bir Bolşevik sorumlunun adresini [merkezden] almayı başaramaz. Gerçekte, oradaki Bolşevikler Menşeviklerle birleşmişlerdir. Kendi imkânlarıyla onlarla “temas” kuran Pyatnitski; hiçbir “resmi yetkisi” olmaksızın, sadece kişisel bilgilerine dayanarak onları ikna edecek ve tek başına inisiyatif alarak grubu bağımsız bir şekilde yeniden örgütleyecektir.[21]
Bolşeviklerin örgütlenme sistemine en sık yöneltilen eleştirilerden biri, bu sistemin örgütün içine sızmayı başaran polis-ajan provokatörlerinin yarattığı tahribatı kolaylaştırdığı iddiasıdır. Bazı örnekler bu tezi doğrular niteliktedir. Doktor Jitomirski, 1907’de Rusya ile yurtdışındaki sürgünler arasındaki irtibatı sağlamakla görevlendirildiğinde, hâlihazırda bir Ohrana ajanıdır. 1910 yılında, İsviçre veya Almanya’da basılan gazeteler düzenli olarak polisin eline geçmektedir. Zira bunların nakliyesinden sorumlu olan Matvey, yıllardır Ohrana’nın hizmetindedir.[22] Ancak şunu teslim etmek gerekir ki polis provokatörleri partiye sızmak için her yolu kullanmayı biliyorlardı. Yoldaşlarının güvenini kazanmış ancak hapishanede muhbirlik yapmayı kabul etmiş militanların polis tarafından kullanılmasını kolaylaştıran asıl şey, partinin “iç rejimi” değil, Rusya’nın o “polis rejimi” idi.
En bilinen örnek, Malinovski örneğidir. Bir işçi militanı, 1906’dan 1909’a kadar Petersburg Metal İşçileri Sendikası sekreteri, iyi bir hatip ve yetenekli bir örgütçü olan Malinovski; belki de daha önce adi bir suçtan aldığı mahkûmiyetin sonuçlarından kaçmak için 1910 yılında polisin hizmetine girer. 1911’de Bolşeviklere katılır ve faaliyetleriyle o kadar tanınır hale gelir ki aday gösterilir ve Duma’ya milletvekili seçilir. Üstelik Duma’da, sosyal-demokrat fraksiyonun bölünmesini örgütlemeye de katkıda bulunacaktır. Bu süre zarfında polis şefine düzenli olarak bilgi sızdırmayı, müstear isimleri, mekânları ve planlanan toplantıları ifşa etmeyi sürdürür. Prag Konferansı öncesinde Rikov ve Nogin’i, 1914’te ise Sverdlov ve Stalin’i tutuklatan odur. Lenin, 1912’de onun Merkez Komitesine seçilmesini sağlamış ve Menşeviklerin suçlamalarına karşı onu sonuna kadar savunmuştur; hatta Mayıs 1914’te milletvekilliğinden ani istifasından sonra bile. Onun çevirdiği dolaplara dair tüm gerçekler ancak devrimin zaferinden sonra Ohrana arşivleri açıldığında ortaya çıkacaktır. Savaş esirliğinden sonra kendi isteğiyle geri dönen Malinovski yargılanmış, idama mahkûm edilmiş ve kurşuna dizilmiştir.
Olayın o sansasyonel boyutundan bağımsız olarak, kabul etmek gerekir ki örgütün yapıları, yöntemleri ve eylem ilkeleri, onu bu çaptaki bir ajanın faaliyetinden nispeten korumuştu. Lenin’in onun yargılanması sırasındaki tanıklığı, meseleyi gerçek boyutlarına oturtacaktır:
“Ohrana açısından Malinovski’yi Duma’ya ve Merkez Komiteye sokmak için her şeyi yapmaya değerdi. Bu hedefe ulaşıldığında görüldü ki Malinovski, yasal tabanımızı, partinin kitleler üzerindeki etkisi bakımından en büyük iki organına yani Pravda’ya ve Duma’daki Sosyal-Demokrat Fraksiyona bağlayan o uzun zincirin halkalarından biri haline gelmişti. Provokatör, güvenimizi korumak için bu iki organı ayakta tutmak zorundaydı. Malinovski pek çok yoldaşı ele verebilirdi ve nitekim verdi de. Ancak önemi giderek artan ve kitleler yani on binlerce ve yüz binlerce birey üzerindeki etkisini genişleten partinin faaliyetini ne durdurabilmiş ne kontrol edebilmiş ne de yönlendirebilmiştir.
Ve Lenin sözlerini şöyle bağlar:
“Eğer Malinovski’nin ayrılışının nedenlerinden biri, onun aslında devrimci çalışma yürüten yasal Pravda ve yasal parlamento fraksiyonuna, Ohrana’nın izin verebileceğinden çok daha fazla bağlanmış olması ise, buna hiç şaşırmam.”[23]
Bolşevik Partinin özgünlüğü
Aslında Bolşevik Partinin özgünlüğü, ne ideolojik bir tasarımda ne de özellikle merkeziyetçi bir iç işleyişte yatar. Alman Sosyal Demokrasisi, Rus partisinden daha az merkeziyetçi veya daha az sıkı örgütlenmiş değildir. Rus örgütünün uzmanı olan Pyatnitski, Leipzig’deki sosyalist örgütlenmeyi ve militanların kendi jargonlarında “Karbonari ocakları”[24] olarak adlandırdıkları yönetici çekirdeklerin yarı-gizli işleyişini hayranlıkla anlatır. “Fraksiyon disiplini” –Fraktionszwang– Alman partisinin faaliyetinin tüm kademelerinde tavizsiz bir şekilde uygulanır. Hatta belki de, yasallığın ve aygıtın inisiyatife neredeyse hiç alan bırakmayan o finansal gücünün etkisiyle, Almanya’da çok daha katı bir şekilde uygulanmaktadır.[25] İki parti arasındaki farkın gerçek doğasını, Ağustos 1914 krizi ortaya çıkaracaktır: Tam da Bolşeviklerin emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürme çağrısı yaptıkları anda, Alman Sosyal Demokrasisi savaş kredilerine “evet” oyu vermekte ve savaştaki kendi hükümetini desteklemektedir. Mevcut siyasi ve toplumsal rejime uyum sağlayan Alman Sosyal Demokrasisi reformist bir partiye dönüşürken, rejime karşı uzlaşmaz bir düşmanlık beslemeye devam eden Bolşevik Parti, devrimci perspektiflerini ve politikasını korumuştur.
Her şeyden önce mesele şudur ki Rus sosyal demokratları, Batı Avrupa’dakinden sonsuz derecede daha patlayıcı bir toplumsal bağlamda yaşıyor ve mücadele ediyorlardı. Rus toplumunun bileşik gelişimi, sanayi proletaryasını kelimenin tam anlamıyla devrimci bir toplumsal sınıf haline getirmişti. Deutscher, şu satırları kaleme aldığında bu gerçeği çok iyi görmüştü:
“1917’nin Rus işçi sınıfı, tarihin mucizelerinden biriydi. Sayıca küçük, genç, deneyimsiz ve eğitimsiz olsa da siyasi tutku, yüce gönüllülük, idealizm ve nadir görülen kahramanlık nitelikleri bakımından zengindi. Geleceği düşleme ve kavgada kahramanca ölme yeteneğine sahipti.”[26]
Bolşevik Preobrajenski, bu olguya dair son derece derinlikli bir tahlil sunmuştur:
“İşçi sınıfımızın öncüsü, bakir bir ülkeye sökün eden ve orada Batı tekniğinin en son yeniliklerine göre düzenlenmiş yüzlerce muazzam işletmeyi inşa eden Avrupa kapitalizminin bir ürünüdür. Bizim işçimiz, kapitalist uygarlığın henüz çürütmediği, sömürgeleri talan edenlerin masasından dökülen kırıntılarla, yani konfor ve refahla henüz bozulmamış (yozlaşmamış), burjuva hukukunun ve düzeninin boyunduruğu altına girmeye henüz boyun eğmemiş, evcilleşmeyen güç dolu genç bir “barbardır”. Onun ataları, senyörlerin evlerini ve hasatlarını yağmalayanlar, efendilerin ahırlarında kırbaçlananlar ve sırtlarında mahkûm damgasıyla (karo ası) sallara bindirilip Ural ve Sibirya madenlerine sürülenlerdir. Onun damarlarında, Stenka Razin ve Pugaçev döneminde Moskova Çarlarının tahtını titreten o isyancıların kanı akmaktadır. Bizim işçimiz, sermayeyi, zanaatkârlıktan daha üstün bir ekonomik rejimin örgütleyicisi olarak kutsamadan çok önce, ondan nefret etmeye ve onunla savaşmaya başlamıştır. O, burjuva kültürünü tatmadan ve ona bağlanmadan çok önce, onu küçümsemeye başlamıştır. O, ne imalat sanayinin ve kapitalizmin iki yüz yılı boyunca terbiye edilmiş (eğitilmiş) Batılı proletere benzer, ne de Hindistan ve Çin’in yarı-proleterine. Onun bu özgün vasıflarını anlamayan, onun o mucizevi başarılarından da hiçbir şey anlamayacak; Bolşevik Parti denen o sosyolojik fenomenin özünü asla kavrayamayacaktır. (…) Bizim işçimiz, o devrimci atılımı, o ham (taze) gençliğin kendiliğindenliğini, makinenin etrafındaki çalışmanın milyonlarca insanı bir araya getirip çimentoladığı o disiplinle kendi bünyesinde birleştirmiştir.”[27]
Çarların yönetimi altındaki Rus toplumunda, işçi militanlar için sığınılacak hiçbir güvenli liman yoktur. Sendikalar, fiili bir varlık gösterdikleri anda derhal dağıtılır. En “yasalcı” Menşevikler –tasfiyeciler de dâhil olmak üzere–, en sert Bolşevikler kadar polisten ağır darbeler yerler. Ne bürokratlar için ne de o “saygıdeğer” dönekler için [sistemin içinde] bir makam/koltuk olabilir; zira mücadeleyi bırakıp kendini paraya tahvil etmek (satmak) isteyen bir militanın, polisin hizmetinde muhbirlik yapmaktan başka bir yolu yoktur. Devlete açıkça teslim olmadan, ona uyum sağlamak mümkün değildir. Batı’da, işçi örgütlerinde bir eğilimi ve sonrasında ayrıcalıklı bir tabakayı temsil etmeden önce bir “zihniyet” olarak doğan reformizm; Rusya’da ciddi hiçbir köke sahip değildir. Siyasi ve toplumsal mücadelenin bu koşulları, militanları yüce gönüllü, cesur ve saf bir seçkinler topluluğu haline getirir. Örgütü korumak ve işçilerle teması sürdürmek için binbir türlü kurnazlığa başvurmak ve sürekli inisiyatif geliştirmek gerekir. Bu ortamda hiçbir rutinin yerleşmesine imkân yoktur ve karşısına çıkan fırsatları havada kapmayı bilmek şarttır.
İşçi eylemi
1914 öncesi döneme dair Bolşevik militanların kaleme aldığı tüm anılar, 23 Haziran 1912 tarihli Hastalık Sigortası Yasasının ardından yürütülen sigorta kampanyasına geniş yer ayırır.[28] Parti, işçileri seferber etmek için yasa metninin tüm zayıf noktalarını kullanır. İşçiler bu sayede sırasıyla, sigorta sorunları üzerine yasal toplantılar düzenleme hakkını, ardından sigorta sandıklarında kendilerini temsil edecek delegeleri seçme hakkını ve nihayet yasadan yararlanma koşullarına ilişkin metin değişikliğini söke söke alırlar. Bu olay, söz konusu militanların işçi toplantılarına yasal olarak müdahale edebildikleri ve tüm fabrikalarda koordineli (ortaklaşa) bir eylem yürütebildikleri neredeyse tek durumdur.
Bolşeviklerin tüm işçilere seslenebileceği sendikal içerikte bir ajitasyon için elverişli koşullar gerekir; militanlar bazen bu koşulları bizzat kendileri yaratmaya çabalarlar. Petersburg’daki bir fabrikada işçi olan Şlyapnikov, önce kendi atölyesinde “aynı meslekten olan veya parça başı aynı işi yapan işçilerin ücretlerinin eşitlenmesi (eşit işe eşit ücret)” için kampanya yürütür.[29] Ücret makası (yelpazesi) çok açık olmasa da, bu birleştirici slogan, genellikle işletme içindeki Bolşevik ajitasyonun başlangıç noktasıdır. Bir sonraki aşamada, daha geniş çaplı bir ajitasyon yürütmek ve hareketlenmeleri tetiklemeye çalışmak gerekir. Bunun için yasal düzlemde, ne bir örgütsel çerçeve ne bir sendika şubesi ne de yasal bir genel kurul imkânı vardır. Yine de işçilere seslenmek şarttır; bu da ancak Bolşeviklerin üzerine çok iyi çalıştıkları bir teknik gerektiren titiz bir hazırlıkla mümkündür: Sigorta kampanyası gibi istisnalar haricinde, kitleyi ancak sürpriz (korsan miting) toplantılarda bulabilirler. Bunları özenle hazırlamak ve seçilen anda, bir mola sırasında yemekhanede ya da çıkış saatinde merdivenlerde kapıyı tutmak (giriş-çıkışı kesmek) gerekir. Bu şekilde korunan hatipler, yine de alarm verildiği anda kaçmaya hazır olmalıdır. Konuşma kısadır. Hatip genellikle dışarıdan gelir ve tanınıp ihbar edilme riskine girmemek için yüzünü bazen bir kasket veya atkıyla gizlemek zorunda kalır. Fabrikadaki militanların görevi ise, elbette dinleyici kitlesini bir araya getirmek ve yoldaşlarının güvenliğini sağlamaktır. Muhbir korkusuyla bu hazırlıklar sırasında önlemleri iki katına çıkarmalı ve konuşma esnasında –gözcülüğü elden bırakmadan– kendilerini açık etmekten (ifşa olmaktan) kaçınmalıdırlar.
Bolşevik militan, sempatizan işçileri bulduğunda, zaten tehlikeli olan tartışmayı, fikirler zeminine (ideolojik boyuta) taşımalıdır. Bunun için çok kalabalık olan ve muhbir kaynayan kamusal alanlardan uzak durmak gerekir. Özel konutlarda toplanmaktan da kaçınılır; zira militanlara ait ne kadar az adres bilinirse, polis o kadar az istihbarata sahip olur. Bu yüzden, birkaç kişiyle yapılan “ayaküstü toplantılar” tercih edilir: Bir izin gününde sandalda, terk edilmiş bir şantiyede ya da o saatte kimsenin uğramadığı teyit edilmiş bir depoda… Eğer daha kalabalık bir katılımla toplantı yapılması gerekiyorsa, Pazar günleri ormana gidilir ve gözcüler, toplantı halindeki grubu meraklı gezginlerden (davetsiz misafirlerden) korur.[30]
Yasadışı örgüt
Partiye giren işçi, yeraltı faaliyetinin (illegalitenin) yöntemlerine zaten aşinadır. Şimdi bu dünyanın içine biraz daha dalacaktır. İsmi ve adresi sadece tek bir sorumlu tarafından bilinir. Parti yoldaşlarını bir takma isimle (kod adıyla) tanır ve kendisi de öyle tanınır. Bu isim, polisi şaşırtmak (iz kaybettirmek) için gerekli görüldüğü sıklıkta değiştirilir. Tabanda, atölye veya fabrikada daha çok komite veya çekirdek olarak adlandırılan hücre bulunur. Hücre sadece kooptasyon (mevcut üyelerin onayı/seçimi) yoluyla üye alır; örgüte kabul edilmeden önce, her yeni gelen kişi üyeler tarafından incelenmeli ve onaylanmalıdır.
Osip Pyatnitski, 1905 öncesi Odessa’daki parti örgütlenmesini titizlikle tasvir etmiştir: Temel komitelerin üzerinde alt-bölge komitesi, bölge ve şehir komitesi yer alır; bunların hepsi istisnasız kooptasyon (atama/iç seçim) yoluyla oluşturulur. Her komite, görevleri net bir şekilde tanımlanmış sorumlu militanlardan oluşur ve bu kişiler sadece bir alt veya bir üst kademedeki muhataplarıyla temas kurarlar. Böylece dikey temaslar katı bir asgari düzeye indirilir. Buradaki amaç, hücreleşmeyi (yalıtımı) artırmak ve tek bir kişinin tutuklanmasının tüm örgüt içinde zincirleme bir reaksiyona (çöküşe) yol açmasını engellemektir. Militanlar, mümkün olduğunca toplantılar dışında birbirleriyle karşılaşmamalıdır. Sadece mutlak zorunluluk halleri için tercihen sanki yoldan geçerken uğranmış gibi yapılabilecek kafelerde, sabit gün ve saatlerde belirlenmiş gizli temas noktaları vardır. Odessa Komitesi ise özel evlerde toplanır. Örgütün tüm iplerini elinde tutan odur; zira bölge ve alt-bölge komitesi aracılığıyla tüm militanları kontrol eder. Ayrıca fabrika toplantıları için hatipleri ve militanların kendi çevrelerinde oluşturmaları gereken çalışma gruplarının (eğitim halkalarının) sorumlularını da o tayin eder.[31]
1908 yılındaki Moskova örgütlenmesi ise hem daha karmaşık hem de daha demokratiktir. Tabanda, seçilmiş bir komisyon tarafından yönetilen fabrika meclisleri, bunların üzerinde birkaç alt-bölge ve hepsinden önemlisi fabrika meclislerinin delegeleri tarafından seçilmiş bir komitenin yönetimi altındaki sekiz bölge komitesi bulunur. En tepede ise doğrudan fabrika meclisleri delegelerinin özel bir genel kurulunda seçilen Moskova Komitesi yer alır. Bu komiteye bağlı uzmanlaşmış komisyonlar şunlardır: Askeri örgüt; bunun sorumlusu parti içinde sadece sekreter tarafından bilinen bir “teknik büro” ve ayrıca askere alınacaklar (müstakbel erler) arasında anti-militarist propaganda yürütmekle ve silahaltına alınmış işçilerle irtibatı sağlamakla görevli özel bir büro bulunur. Öğrenci bürosu, konferansçı ve gazeteci bürosu; bu son büro, mevcut uzmanlıkları değerlendirmek, gerekirse yeni uzmanlar yetiştirmek ve bu kadroları uygun bölgelere ya da belirli fabrika komisyonlarına göre dağıtmakla görevlidir. Ve son olarak bir mali komisyon.[32]
Son olarak, partinin kalbinde yer alan teknik aygıt vardır; çok sayıda ve hayati görev üstlenen bu aygıt, uzmanlık, yetkinlik ve gizlilik gerektirir. Yeraltı faaliyetinin önkoşulu olan pasaportların temini gerekir: En iyileri, gerçek kimliklere ait, kusursuz sicile sahip yaşayan kişilere ait olanlardır; bunlara “demir pasaport” denir. Ancak partinin elindeki pasaportların büyük çoğunluğu bizzat kendi üretimi olan sahtelerdir. Savaş sırasında Şlyapnikov’un elinde, kendisine zaman zaman müttefik bir ülkenin vatandaşı olması nedeniyle polisin hoşgörüsünü sağlayan bir Fransız yurttaşı adına düzenlenmiş bir pasaport bulunur. Krilenko ise orduya sahte bir kimlikle girer ve subay olur.[33] Teknik aygıtın en önemli görevlerinden biri –ki bu alandaki büyük uzmanlar Pyatnitski ve Gürcü Avel Yenukidze olacaktır– yurtdışından gelen “edebiyatın” (yani yasadışı politik yayınların) taşınması ve dağıtımıdır. Bu yayınlar, gizli bölmeli valizlerle gümrükten geçirilir ancak aynı zamanda kaçakçılık hatları aracılığıyla ülkeye sokulur. Bu işte kullanılan “geçiriciler” ya ücretli profesyonellerdir ya da özel olarak ağ kurmuş, kimi zaman başka gizli siyasi örgütlerin de faydalandığı kanallar oluşturan militanlar ya da sempatizanlardır.
En büyük sorunları yaratan, yasadışı matbaadır. Giriş çıkışların çok fazla dikkat çekmemesi için matbaayı ya çok izole bir yere ya da tam tersine çok gürültülü bir yere, genellikle bir bodruma (mahzene), bazen de bir dükkânın altına kurmak gerekir. Makineyi temin etmek için çok ağır mali koşullara katlanmak şarttır; zira yasadışı satış, satıcı için de tehlikelidir. Bazen makineyi uygun mekâna parça parça getirmek zorunda kalınır. Küçük malzemeyi ve atölyelerinden aylarca zerre zerre (çok küçük miktarlar halinde) çaldıkları hurufatı (metal harfleri) sağlayanlar, parti üyesi matbaa işçileridir. Kâğıt sorunu, yani satın alınması ve nakliyesi hem girişte hem çıkışta devasa zorluklar doğurur. Bir fırın veya manav dükkânının paravan (kılıf) olarak kullanılması operasyonu kolaylaştırır. İster yerinde basılmış olsun ister yurtdışından gelmiş olsun; materyalin dağıtımı kapsamlı bir operasyondur. Sandık bagaja verilir, bir kamyoncu kiralanır, ona sahte bir adres verilir; yolda adres değiştirilerek teslimatın boş bir depoya veya ardiye yapılması sağlanır ve oradan da on beş dakika içinde her şey kaçırılır. Bu görevlerin sorumluları, sürek avındaki avlar gibi bir yaşam sürerler. Bazı gizli matbaacılar aylarca çalıştıkları, yemek yedikleri ve uyudukları o bodrumdan ancak hapse girmek üzere çıkacaklardır.
“Anti-militarist çalışma” teknik aygıta yakındır. Özellikle tehlikelidir ve bilhassa sıkı bir gizlilik gerektirir. Bolşevikler, askere alım işlemleri sırasında (şubelerde), acemi erlere bildiriler dağıtarak onlara ordunun sömürücülerin hizmetindeki rolünü anlatır, işçilerle dayanışmalarını hatırlatır ve bir gün sınıf düşmanlarına karşı kullanabilmek için silah kullanma zanaatını bilinçli bir şekilde öğrenmeye davet ederlerdi. Bu çalışmanın koşulları ağırdır. Bolşevikler ancak devrimci dönemlerde (1905-1907 arası ve Şubat 1917’den itibaren) ordu ve donanmada gizli halkalar örgütlemeyi ve Kışla ya da Askerin Yaşamı adlı özel gazetelerini kışlalarda ve gemilerde dağıtmayı başarabilmişlerdir. Buna karşılık, silahaltına alınmış militanları ve hatta sempatizanlarıyla, kesintili de olsa, neredeyse her zaman teması sürdürmeyi başarmışlardır.
1905 ve 1906 yıllarında Bolşevikler, “doğrudan silahlı ayaklanmayı yönetmek” amacıyla, “militanlar arasından seçilmiş özel gruplar” olan savaş örgütlerine sahiptiler. Krasin yönetimindeki bir “teknik grup”, silah ve mühimmat üretiyor ve savaş gruplarının askeri eğitimini sağlıyordu. Londra Kongresi, bunların “mevcut koşullarda kaçınılmaz olarak dar komplocu halkalara dönüştükleri” ve “kitlelerden kopup demoralize olarak parti içinde örgütsüzlüğe yol açtıkları” gerekçesiyle, bu grupların dağıtılmasına karar verecektir. Stalin’in de muhtemelen yöneticilerinden biri olduğu bu partizanların –yani boyeviklerin (boiéviki-savaşçılar)– faaliyeti, parti içinde gerçekten de hararetli tartışmalara yol açmıştı. Gerçekten de, faaliyetlerinin esasını “kamulaştırmalar” oluşturuyordu ve bu durum, militanların önemli kesimlerini demoralize eden bir yozlaşma riskini ve tüm partinin itibarını zedeleme tehlikesini barındırıyordu. Parti faaliyetlerinin finansmanı gerçekten de devasa bir sorun teşkil ediyordu. Aidatlar hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Bakü Komitesinin bir raporu, bazı dönemlerde aidatların gelirlerin yüzde 3’ünden azını oluşturduğunu belirtir. Buna karşın Yaroslavski, İvanovo-Voznesensk ve Lodz gibi aidatların gelirlerin yüzde 50’sine kadar ulaştığı yerel komitelerden bahseder.[34]
En büyük pay genellikle özel bir mali komisyonun denetimi altında, entelijansiya çevrelerinden düzenli bağışlarla toplanan katkılardan geliyordu. Bolşevikler bu yolla, Maksim Gorki aracılığıyla zengin bir sempatizandan ve Krasin aracılığıyla sanayici Morozov’dan yüklü meblağlar almışlardır. Menşevikler ve Bolşevikler arasındaki en keskin çatışmalardan biri, intihar eden sempatizan bir öğrencinin partiye bıraktığı devasa mirasın etrafındaki kavgadan doğmuştur. Öğrencinin kız kardeşlerinden biri (vasiyeti yerine getirme memuru), Bolşevik Taratuta ile evliydi.[35] Schapiro, en önemli mali destekçiler arasında, Molotov’un Kazan Üniversitesinden[36] arkadaşı olan öğrenci Tikhomirov’u sayar. Nihayet, bazı “kamulaştırmalar” da parti kasasını beslemeye kayda değer bir katkıda bulunmuştur. Yine de genel olarak parti her zaman para sıkıntısı çekmiş ve profesyonel devrimciler, Yaroslavski’ye göre ayda maksimum 3 ila 30 ruble arasında değişebilen maaşlarını beklemek için bazen aylarca geçirmişlerdir.[37]
Bolşevik propagandasının işçi ve köylü ittifakının gerekliliğine yaptığı onca vurguya rağmen, köylüler arasındaki örgütlenme çalışmasına –bazı tarım işçisi grupları hariç tutulursa– devrimden önce neredeyse hiç başlanmamıştır. Sadece, işçi grupları tarafından kırsalda dönemsel olarak (tek tük) dağıtılan broşürler ve bildiriler söz konusudur.
Öğrenci çalışması, sosyal-demokrat öğrenci bürolarının ve farklı fraksiyonlardan militanların çatıştığı sosyalist grupların bulunduğu üniversite şehirlerinde daha geniş bir kapsama sahipti. Bolşevikler buralarda yer alıyor ve tıpkı lise çevrelerinde mümkün olan her durumda yaptıkları gibi, buralardan da üye kazanıyorlardı. 1907’de, öğrenciler Nikolay Buharin ve Grigori Sokolnikov’un yönetimindeki bir grup genç Bolşevik, tüm Rusya çapında bir sosyal-demokrat öğrenciler kongresi toplar. Bu örgüt ertesi yıl ortadan kalkacaktır. 1917’ye kadar da, doğrudan Bolşevik ideolojisine bağlı bir gençlik örgütü kurmak için yeni bir girişimde bulunulmayacaktır. Bu tarihte Krupskaya tarafından dile getirilen görüş baskın çıkmış görünmektedir. Lenin’in hayat arkadaşı, hata yapma riski ne olursa olsun, gençlerin bizzat kendileri tarafından yönetilen bir genç devrimciler örgütünü arzuluyordu. Onun gözünde bu risk, iyi niyetli “yetişkinlerin” vesayeti altında boğulma riskine kıyasla çok daha tercih edilirdir. Rus gençliğinin içinde bulunduğu durumda, böylesi bir anlayış, saf (sırf) Bolşevik bir gençlik örgütü inşa etme perspektifini dışlıyordu.
İnsanlar/kadrolar
Bolşevik örgütünün kalbi yani profesyonel militanlardan oluşan o “demir müfreze”; çocukluğun –özellikle işçi ailelerinde– uzamasına pek vaktin olmadığı bir çağda ve toplumda, çok genç insanlar, işçiler veya öğrenciler arasından devşirilmiştir. Siyasi ve kolektif olanın dışında her türlü kariyerden ve her türlü hırstan vazgeçenler; geri dönüşü olmayan bir yola girerek (sans retour) kendilerini işçi sınıfı mücadelesiyle özdeşleştirenler, yirmi yaşın altındakilerdir.
Ne var ki Bolşevik örgütünün kalbini oluşturan unsur yani “demir müfreze” diye anılan profesyonel militanlar kadrosu, henüz yirmisine bile basmamış gençlerden –işçilerden ya da öğrencilerden–devşirilmiştir. Bu, çocukluğun özellikle işçi ailelerinde neredeyse hiç uzayamadığı bir dönemde ve toplumda geçmektedir. İşte bu gençler, herhangi bir bireysel kariyer ya da kişisel hırsı tümüyle bir kenara bırakıp, siyasal ve kolektif bir amaç uğruna kendilerini geri dönüşsüz biçimde işçi sınıfı mücadelesine adarlar. Yirmi beş yaşında partiye katılan taş baskı ustası Mihail Tomski, uzun süre partisiz bir şekilde militanlık yapmış olmasına rağmen, bu genç profesyonel militan kuşağı içinde neredeyse bir istisna olarak kabul edilir. Zira onun yaşındakilerin çoğu, o evreye geldiklerinde geride yıllarca sürmüş bir siyasi militanlık bırakmışlardır. Ukraynalı büyük bir burjuva ailesinin oğlu olan öğrenci Pyatakov, yirmi yaşında Bolşevik olur, daha öncesinde ise anarşist bir militandır. Rosenfeld (nam-ı diğer Kamenev), partiye katıldığında on dokuz yaşındadır; tıpkı metal işçisi Schmidt ve hassas mekanik teknisyeni İvan Nikitiç Smirnov gibi. Metal işçisi Bakayev, öğrenciler Buharin ve Krestinski, kunduracı Kaganoviç partiye girdiklerinde on sekiz yaşındadırlar. Zinovyev (bir ofis çalışanı), metal işçileri Serebryakov ve Lutovinov on yedi yaşındayken Bolşevik olurlar. Sverdlov, tıpkı lise öğrencisi Kuybışev gibi on altı yaşında, bir eczacının yanında çalışırken militanlığa başlar. Kunduracı Drobnis ve lise öğrencisi Smilga on beş yaşında, Pyatnitski ise on dört yaşında partiye girerler. Bu gençlerin çoğu henüz ergenlik yaşını bile geride bırakmamışken, şimdiden “eski birer militan” ve kadro haline gelmişlerdir. Sverdlov, on yedi yaşında Sormovo sosyal-demokrat örgütünü yönetmektedir ve kimliğini tespit etmeye çalışan Çarlık polisi ona “küçük adam” lakabını takmıştır. Sokolnikov, Moskova bölgelerinden birinin sekreteri olduğunda on sekiz yaşındadır. Rikov, Londra’da komitecilerin sözcülüğünü yapıp Merkez Komiteye girdiğinde yirmi dört yaşındadır. Zinovyev, Petersburg Bolşeviklerinin sorumlusu ve Proletary gazetesinin editörü olarak tanındığında ve sırası gelip Merkez Komiteye girdiğinde henüz yirmi dört yaşındadır. Kamenev, Londra’ya delege gittiğinde yirmi iki, Sverdlov, Tammerfors Konferansında yirmi yaşındadır. Serebryakov ise 1912’de Prag’da, Rusya’daki illegal örgütlerin yirmi delegesinden biri ve örgütleyicisi olduğunda yirmi dört yaşındadır.[38]
Bu genç adamlar, grevler ve devrimci hareketlerle çakışan ardışık dalgalar halinde örgüte katıldılar. Eskiler (kıdemliler) 1898 civarında militanlığa başlamış ve 1903’ten itibaren Bolşevik olmuşlardır; onlardan sonra 1905 kuşağı ve takip eden iki yılın kuşağı gelmiştir. Nihayet üçüncü bir kuşak, 1911-1912’den itibaren partiye katılmıştır. Bu kadroların hayatı, kürek mahkûmiyeti, yeraltı faaliyeti, hapis cezaları, sürgünler (Sibirya) ve gurbet (yurtdışı sürgünü) yıllarıyla özetlenebilir. 1882 doğumlu Pyatnitski, 1896’da militanlığa başlar. 1902’de tutuklanır, firar eder, Iskracı örgüte katılır ve ardından yurtdışına çıkar. 1905’e kadar yurtdışında faaliyet yürütür, o tarihte Rusya’ya döner. 1906’ya kadar Odessa’da, ardından 1906’dan 1908’e kadar Moskova’da çalışır. Tekrar tutuklanır, yine firar eder ve Almanya’ya geçer. Orada 1913’e kadar teknik aygıtta (parti lojistiğinde) önemli görevler üstlenir.
Bu süre zarfında Pyatnitski bir meslek, elektrikçilik öğrenir. 1913’te Rusya’ya gizlice döndüğünde bir fabrikada iş bulur ancak tekrar tutuklanır ve 1914’te sürgüne gönderilir. Diğer biyografiler daha da etkileyicidir: Sergey Mraçkovski, siyasi hükümlü bir anne-babanın çocuğu olarak hapishanede doğar, çocukluğunu orada geçirir ve yetişkin olduğunda, bu kez kendi hesabına (kendi eylemleri nedeniyle) oraya geri döner. Tomski, 1917’ye gelindiğinde otuz yedi yaşındadır ve arkasında on yıllık hapis veya sürgün hayatı vardır. Vladimir Milyutin, sekiz kez tutuklanmış, beş kez hapse mahkûm edilmiş ve iki kez sürgüne gönderilmiştir. Drobnis ise altı yıl hapis yatmış ve üç kez idama mahkûm edilmiştir.
Bu adamların morali, her türlü çetin sınava dayanıklı görünmektedir. Kendilerinden davaya her şeylerini verirler. Zira genç zekâlarının içinde fokurdayan tüm o olanakları ancak bu şekilde dışa vurabileceklerine inanmışlardır. Parti tarafından kuzeydeki Kostroma işçilerini örgütlemek üzere görevlendirilip on dokuz yaşında yeraltına geçen Sverdlov, bir arkadaşına şöyle yazar:
“Bazen Nijni-Novgorod’u özlüyorum ama sonuçta oradan ayrıldığım için memnunum. Çünkü orada kanatlarımı açamazdım ve sanırım buna [kanatlara] sahibim de. Novgorod’da çalışmayı öğrendim ve buraya cebimde bir deneyimle geldim: Artık güçlerimi yaymak (seferber etmek) için önümde geniş bir eylem sahası var.”[39]
Gericilik döneminde Ural bölgesindeki yasadışı partinin yöneticisi olan Preobrajenski, tutuklanır ve yargılanır. Avukatı, daha sonra Geçici Hükümetin başbakanı olacak olan Aleksandr Kerenski, ona yöneltilen suçlamaları reddetmeye kalkıştığında, Preobrajenski yerinden fırlar, onu yalanlar, inançlarını haykırır ve devrimci eyleminin sorumluluğunu üstlenir. Elbette mahkûm edilecektir. Parti, on sekiz yaşından beri profesyonel bir militan olan bu adamın içindeki “büyük iktisatçıyı” ancak devrimin zaferinden sonra keşfedecektir.
Bu adamlar okur ve entelektüel çalışma yürütürler. 1918’de Ukrayna’da sürek avında aranırken Oswald Spengler üzerine bir deneme yazacak olan Pyatakov gibi ya da Buharin gibi insanlar, üst düzey entelektüellerdir.[40] Daha az parlak olan diğerleri de, buldukları her fırsatta çalışırlar. Çünkü parti sadece mecazi anlamda bir okul değildir. Orada sıklıkla okuma yazma öğrenilir ve her militan bir “etüt hocasına” dönüşür. Etrafında ders anlatılan ve tartışılan bir halka (çalışma grubu) toplar. Bolşevizm düşmanları, partiyi bazı anlarda bir “sosyoloji kulübüne” dönüştüren bu kitap merakıyla seve seve alay ederler. Ancak Prag Konferansı, gerçekte Longjumeau Kadro Okulundaki eğitimle hazırlanmıştır. Burada onlarca militan, Lenin’in verdiği (otuzu ekonomi-politik, onu tarım sorunu üzerine olmak üzere) kırk beş dersi, ayrıca Rus parti tarihi, Batı işçi hareketi tarihi, hukuk, edebiyat ve gazetecilik tekniği derslerini dinlemiş ve tartışmıştır. Elbette tüm Bolşevikler birer ilim deryası değildir ama kültürleri onları kitlelerin ortalama düzeyinin çok üzerine yükseltir ve saflarında yüzyılın en parlak entelektüellerinden bazılarını barındıracaklardır. Şüphe yok ki parti insanı yükseltir. Ve her halükarda, profesyonel devrimci, o çok sık ve maksatlı olarak tasvir edildiği gibi “vaktinden önce doğmuş bir bürokrat” değildir.
Onları iyi tanıyan ve hayatlarını paylaşan ancak o dönem Bolşevik olmadığı için tam olarak onlardan biri sayılmayan Troçki, bu insanlar hakkında şunları yazar:
“Devrimci kuşağın gençliği, işçi hareketinin gençliğiyle çakışıyordu. Bu, on sekiz ilâ otuz yaş arası insanların çağıydı. Daha yaşlı devrimciler bir elin parmaklarını geçmezdi ve göze ihtiyar görünürlerdi. Hareket, kariyerizmi (ikbal avcılığını) hiç bilmiyordu. Geleceğe olan inancı ve fedakârlık ruhuyla yaşıyordu. Ne bir rutin ne basmakalıp formüller ne tiyatrovari jestler ne de hatip numaraları vardı. Henüz doğmakta olan o coşkulu söylem, utangaç ve acemiydi. Komite ve parti kelimeleri bile henüz yeniydi; o taze haleleriyle, gençler üzerinde çekici ve sarsıcı bir tını çınlatıyorlardı. Örgüte giren kişi, birkaç ay içinde kendisini hapis ve sürgünün beklediğini bilirdi. Şunlar birer onur meselesi sayılırdı: Tutuklanmadan önce olabildiğince uzun süre dayanmak, jandarmalar karşısında dik durmak, tutuklanan yoldaşlara elden geldiğince yardım etmek, hapiste olabildiğince çok kitap okumak, sürgünden bir an önce kaçıp yurtdışına kapağı atmak, orada ilim depolayıp geri dönmek ve devrimci çalışmayı devralmak! Profesyonel devrimciler öğrettikleri şeye inanıyorlardı; başka hiçbir şey onları bu çileli yola girmeye teşvik edemezdi.[41]
Hiç kuşkusuz Bolşevizmin zaferlerini ve hepsinden önemlisi Buharin’in “partinin ikinci konsantrik (iç içe) çemberi”[42] olarak adlandırdığı o kitleyi; önce yavaş, ardından yıldırım hızıyla fethetmelerini, başka hiçbir şey daha iyi açıklayamaz. Devrimci dönemde partinin antenleri ve manivelaları (kaldıraçları) olan bu devrimci işçiler, sendikaların ve parti komitelerinin örgütleyicileri, direniş kutupları, inisiyatif merkezleri, partinin sınıfla bütünleşmesini ve onu yönetmesini sağlayan o yorulmak bilmez yönlendiriciler ve eğitmenlerdir. Tarih, hemen hemen her durumda, bunların hepsinin isimlerini unutmuştur. Lenin onlardan bahsederken, 1917’de kendisini birkaç günlüğüne saklayan ve her zaman güven duyduğu işçinin adından yola çıkarak “Kayurov tipi kadrolar” derdi; onların varlığı olmadan, Bolşevik “mucizesi” anlaşılamaz.[43]
Lenin
Bolşevik Partinin ne olduğunu eksiksiz biçimde anlatmak, onu kuran ve ölümüne dek yöneten kişiyi tasvir etmeden olanaksızdır. Elbette Lenin, belli bir anlamda partiyle özdeşleşmiştir, yine de ondan çok farklıdır. Her şeyden önce, kendi kuşağı içinde neredeyse yapayalnızdır. İlk mücadele arkadaşları olan Plehanov (kendisinden yaşça büyük) ve Martov (yaşıtı) Menşeviklerin önderliğini yapmaktadır. İlk dönem yardımcıları olan Krasin ve Bogdanov ise ondan uzaklaşmıştır. Prag Konferansı dönemine gelindiğinde, Lenin’in en eski yakın çalışma arkadaşları olan Zinovyev, Kamenev, Sverdlov ve Nogin henüz otuz yaşını bile doldurmamıştır. Lenin ise kırk iki yaşındadır ve Bolşevik saflarda, Iskra öncesi kuşağa yani Marksizmin öncülerinin nesline ait tek kişidir. Bolşevik çekirdeğini oluşturan genç adamlar ise her şeyden önce onun öğrencileridir.
Burası Lenin’in entelektüel kapasitesinin, kültür düzeyinin, çalışma gücünün, düşünsel çevikliğinin, analiz derinliğinin ve perspektifinin boyutlarını irdeleme yeri değil. Yalnızca şunu vurgulayalım: Partinin tarihsel bir araç olarak zorunluluğuna yürekten inanan Lenin, tüm bu dönemde onu inşa etmeye ve güçlendirmeye azimle koyulmuştur. Bu çabasında, kitle hareketlerinin verilerine ve geleceğe dair kendi analizinin ve sezgisinin sağlamlığına olağanüstü bir güvenle hareket etmiştir. Lenin, ideolojik çatışmaların kaçınılmaz olduğuna derinden inanır ve Krassin’e şöyle yazar: “Merkez Komitesi içinde ya da temsilcileri arasında tam bir dayanışma beklemek ütopyadır.” Kendisinin haklı olduğuna ve siyasal gelişimin bu haklılığı teyit edeceğine emin olarak, tartışarak ikna etmeye çalışır. Bu nedenle, geçici saydığı bir yenilgiyi bile, örneğin 1905 Kongresinde komitecilere karşı aldığı yenilgiyi, yaklaşmakta olan devrimin bu rutini silip süpüreceğini bildiğinden, gönül rahatlığıyla kabul eder. Aynı yılın sonunda, birleşme yönünde tabandan gelen baskıya, bu adımı henüz erken bulsa da, boyun eğer. Fakat olası zararları önlemek adına, birleşik partide eğilimlerin orantılı temsilini esas alan bir Merkez Komite seçimi için gücünü yoğunlaştırarak önlemini alır. 1906 ile 1910 yılları arasında, kendi fraksiyonundan kopanları ikna etmeye büyük çaba harcar, nihayetinde kopuş inisiyatifini onlara bırakır. 1910 yılında ise değerli bir militan olarak gördüğü ve deneyim yoluyla hızla ikna etmeyi umduğu Dubrovinski tarafından savunulan “uzlaşmacıların” politikasına razı gelir.[44]
Lenin, devrimci eylemin temel taşlarından biri olarak gördüğü yasadışı çalışmayı da içeren, kendince temel kabul ettiği konularda tavizsizdir. Ancak kimi zaman, yalnızca azınlıkta kaldığı için değil, çoğunluktayken de örnek bir disiplin sergilemesi gerektiğine inandığı için geri adım atar ya da uzlaşma arayışına girer. Onun amacı yalnızca haklı olmak değil, sınıf mücadelesine müdahale edebilecek bir araç yani partiyi inşa etmek ve tarihsel düzlemde haklı çıkmaktır. Kendi deyimiyle, “milyonların ölçeğinde” haklı çıkmaktır. Yıllar boyunca titizlikle seçilmiş militanlardan oluşan fraksiyonunu koruyabilmek adına beklemeyi, hatta gerektiğinde eğilmeyi bilir. Fakat rakipleri özsel meseleleri sorguladığında her şeyi en baştan kurmaktan çekinmeyeceğini de açıkça ortaya koyar. İdeolojik ya da taktiksel tartışmalarda Lenin, çelişkileri keskinleştirmeye, karşıtlıkları sivriltmeye, muhatabının görüşlerini şematikleştirmeye ve hatta karikatürize etmeye meyleder. Çünkü onun yöntemi uzlaşmak değil, kazanmak isteyen bir savaşçının yöntemidir: Muhalifinin düşünce mekanizmasını tüm çıplaklığıyla ortaya koymak ve tartışılan sorunları herkesin anlayabileceği yalınlığa indirgemek ister. Ancak buna rağmen, dövüştüğü kişilerin ortak amaç uğruna işbirliğine devam edebilmesini daima gözetir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Devlet sorunu üzerine Buharin ile anlaşmazlığa düştüğünde, onun gözünde her ikisinin de henüz üzerinde yeterince çalışmadığı noktalardaki ayrılıkları derinleştirmemek için, ondan bu konuda bir metin yazmamasını rica eder.[45] Her zaman tartışır, zaman zaman geri çekilir ama nihayetinde asla ikna etmekten vazgeçmez. Çünkü Lenin’e göre –karalayanlar ne demiş olurlarsa olsunlar ve ne diyorlarsa desinler– zafer, sadece bu yöntemle mümkündür. Bu yolla zaferler kazanmış, kendi elleriyle kurup kadrolarını özenle seçtiği fraksiyonun tartışmasız lideri olmuştur. Ona göre bu son derece doğal bir şeydir; silah arkadaşları arasındaki çatışmalardan rahatsız olanlara ise tereddütsüz şöyle cevap verir:
“Bırakın duygusal insanlar yakınsın ve sızlansınlar: «Yine mi çatışma! Yine mi iç çekişmeler! Yine mi polemikler!» Biz onlara şöyle cevap veririz: Yeni ve sürekli yenilenen mücadeleler olmadan, hiçbir devrimci sosyal-demokrasi asla biçimlenmemiştir.”[46]
Lenin’in yoldaşları üzerindeki o muazzam otoritesi, ne bir rahibin ne de bir subayın otoritesidir. Bu otorite bir eğitmenin, bir yoldaşın, bir ustanın, bir kıdemlinin, samimi ifadeyle bir “ihtiyar”ın otoritesidir. Gündelik dilde ona “ihtiyar” denir; onun dürüstlüğüne, cesaretine, keskin kavrayışına hayranlık duyulur, bilgi ve deneyimi takdir edilir, yakın tarihe bıraktığı iz fark edilir ve fraksiyonun ve partinin kurucusu olduğu iyi bilinir. Onun etkisi, katı bir uyum (konformizm) ya da disiplin anlayışından değil, düşüncelerinin gücünden ve canlılığından, mücadeleci karakterinden ve polemik yeteneğinden kaynaklanır. Krasin’den Buharin’e kadar yoldaşları için ona karşı çıkmak derin bir vicdan muhasebesidir. Yine de bunu yaparlar çünkü Lenin’e göre bu bir görevdir: “Bir devrimcinin ilk görevi, önderlerini eleştirmektir.” Öğrenciler, eğer ustalarının yanıldığını düşünüyorlarsa onunla fikir mücadelesine girişmeye cesaret edememeleri hâlinde, kendilerini o ustanın öğrencisi olmaya layık görmezlerdi. Zaten bir devrimci parti robotlarla inşa edilemez. Lenin bunu iyi bilir. Buharin’e yazdığı bir mektubunda, eğer disiplinli aptalları elde tutmak uğruna zeki ama disiplinsiz insanları dışlarsak, partiyi mahvederiz, der. Bu nedenle, partinin tarihi gibi, fraksiyonun 1903’ten itibaren olan tarihi de Lenin’in yalnızca sabırlı bir mücadele sonucunda galip çıktığı ideolojik çatışmaların tarihidir. Bu bakımdan Lenin ile fraksiyonunu birbirinden ayrı düşünmek zordur: Zira onların fikir birliği, hem büyük ilkeler üzerine hem de güncel taktikler üzerine yürütülen neredeyse kesintisiz bir tartışma süreciyle oluşmuştur.Formun Altı
Lenin’in Zinovyev, Stalin, Kamenev, Sverdlov, Preobrajenski ve Buharin gibi birbirine zıt eğilimlere ve karşıt karakterlere sahip, birbirinden çok farklı unsurları fikir alanındaki mücadele yoluyla bir araya getirme ve bağdaştırma yeteneği… İşte örgütlenme girişiminin başarısını nihai olarak açıklayan budur. Bolşevik Partisinin olmak istediği ve gerçekten de olduğu o “çelikten tabur”, Isaac Deutscher’in sözünü ettiği o “muhteşem proletarya” kadar, bu yolu seçip onun inşasına girişen adamın zihninden doğmuştur.
Ancak Lenin’in yalnızlığını açıklayan da budur. Parti içinde, nihayetinde onun entelektüel ve örgütsel kapasitesiyle boy ölçüşebilecek kimse bulunmamaktadır. Onun yardımcıları ve öğrencileri, çalışma arkadaşları ve yoldaşları olacaktır ancak şüphesiz yalnızca Troçki ile eşitler arası bir yoldaşlık ilişkisi kurabilecektir; bu durum, Troçki’nin kişiliğiyle ilgili olup onun neden uzun süre Bolşevik olmadığını ve 1917’ye dek Lenin’in önderliğini tanımadığını da kısmen açıklayabilir. Bu, Lenin’i eski Bolşevikler arasında vazgeçilmez kılan şeydir; her ne kadar Preobrajenski’nin de dediği gibi “dümendeki kaptan olmaktan çok kitlenin çimentosu” olsa da. Çünkü Buharin’in de kabul ettiği üzere, partinin zaferleri Lenin’in hem “Marksist sağlamlığına” hem de “taktik esnekliğine” bağlıydı ve bu, eski Bolşeviklerin ortak kanaatiydi. Şunu da teslim etmek gerekir ki, bu iki yönüyle de ilham kaynağı yalnızca Lenin’di; zamanla, tekrar eden tartışma yenilgileriyle eğitilen Bolşevik muhalifleri, haklılığını teslim etmeyi öğrenmişlerdir. Ne var ki devrimci dönem, Lenin’i “milyonlarca ve milyonlarca kişiyle yapılan” tarihin akışına fırlatırken, ona belki de kendisine meydan okuyabilecek ve üstün gelebilecek yeni bir kuşağı yetiştirme fırsatını tanımamıştır. Parti tarihinin Lenin’in ölümüne kadarki seyri, en azından bu varsayımı düşündürmektedir. Öyle bir ölümdür ki bu, doğası gereği dogmatik olmayan bir düşüncenin yerine, sonunda Lenin’in inşa ettiği “Bolşevik” ruhun yerini alacak olan “Leninizm” dogmasının doğmasına zemin hazırlamıştır.[47]
[1] Lenin, On İki Yıl Derlemesine Önsöz, https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1907/sep/pref1907.htm
[2] Lenin, age
[3] “Demir Fon” (fonds de fer), işçilerin kendi maaşlarından kuruş kuruş biriktirerek gazeteyi Çarlık sansürünün para cezalarına karşı ayakta tuttukları o meşhur dayanışma fonudur. (ÇN)
[4] Yemelyan (Fransızda Emelian) Yaroslavski, SSCB Komünist Partisi Tarihi (Histoire du P.C. de l’U.R.S.S.), s. 197.
[5] Bolşevik Parti Merkez Komitesine kadar sızan polis ajanı metal işçisi Roman Malinovski’den söz ediliyor. Lenin ona o kadar güveniyordu ki, Buharin gibi yoldaşları ve Menşevikler “bu adam ajan” dediğinde Lenin bunu “kıskançlık ve iftira” olarak yorumladı. Malinovski istifa edip ortadan kaybolacak ve 1917’de devrimden sonra dönüp teslim olacaktı. (ÇN)
[6] Aleksey Badayev, Çarlık Dumasında bir Bolşevik vekildir ve Çarlık Dumasında Bolşevikler adlı anı kitabı, parlamenter çalışmanın nasıl devrimci amaçla kullanılacağını anlatır. (ÇN)
[7] Lenin’in Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, Sol Yay., s.74, Beşinci Baskı
[8] Lenin, Halkın Dostları” Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Mücadele Ederler?, İnter Yay., s.173-74
[9] Lenin, Toplu Eserler (Rusça), 3. Baskı, cilt VIII, s.13-15 [1905 Devrimi sırasında, siyasi pratik ve taktik üzerine kaleme aldığı yazılardan]
[10] Lenin, Toplu Eserler, cilt X, s.170.
[11] N. Krupskaya, Lenin’den Anılar (Ma vie avec Lénine), s.142.
[12] Parti Menşevikleri: Bu terim, Menşeviklerin içindeki tasfiyeci eğilime (yasadışı örgütü dağıtma fikrine) karşı çıkan ve başını Plehanov’un çektiği grubu tanımlar. Bu grup, yeraltı örgütünün korunmasını savunmuştur. Lenin, 1912’de bunların bir kısmıyla taktiksel bir ittifak yapmıştır. (ÇN)
[13] Aktaran: Troçki, Yazılar (Écrits), cilt 1, s.322.
[14] Aktaran: G. Zinovyev, Rusya Komünist Partisi Tarihi (Histoire du P.C. B.), s.103-104. [Türkçesi Akış Yay., s.93-94, 2012]
[15] Zinovyev, age s.105-106 [Türkçesi, age, s.95]
[16] Aktaran: John Daniels, Labour Review, Sayı 2, 1957, s.48. (13) Aktaran: Brian Pearce, age. [Building the Bolshevik Party/Bolşevik Partisinin İnşası], s.29.
[17] Lenin, On İki Yıl Derlemesine Önsöz, https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1907/sep/pref1907.htm
[18] Aktaran: John Daniels, age, s.48.
[19] N. Krupskaya, age, s. 77.
[20] Aleksey Badayev, Çarlık Dumasında Bolşevikler (Les bolcheviks au Parlement tsariste), s.49. (17) Osip Pyatnitski, Bir Bolşeviğin Anıları (Souvenirs d’un bolchevik), s.148.
[21] Osip Pyatnitski, Bir Bolşeviğin Anıları (Souvenirs d’un bolchevik), s.149.
[22] Doktor Jitomirski Bolşeviklerin yurtdışı bürosunun kilit ismidir, Berlin’dedir, Ohrana’ya çalışıyordu. Matvey (Miron Çernomazov), Pravda’nın editörlüğünü yapmış, illegal yayınların nakliyesinden sorumlu kişi. O da polisti. (ÇN)
[23] A. Badayev, age, s.215.
[24] Karbonari 19. yüzyılın başlarında İtalya ve Fransa’da faaliyet gösteren gizli devrimci örgütler. SPD militanları, kendi partilerinin içindeki gizli yönetici çekirdekleri “ocak” anlamında bu isimle anıyorlardı. Bu detay, “açık ve yasal” bilinen Alman partisinin bile aslında ne kadar kapalı yönetildiğini gösteriyor. (ÇN)
[25] Fraktionszwang, Alman siyasi literatüründe parti grubunun mecliste veya kurullarda fire vermeden, tek vücut olarak oy kullanma zorunluluğu. (ÇN)
[26] Isaac Deutscher, The Prophet Armed, s.163. [Türkçesi, Troçki: Silahlı Sosyalist, Ağaoğlu Yay., s378]
[27] E. Preobrajenski, Marksizm ve Lenin (Le Marxisme et Lénine)
[28] 1912 Sigorta Yasası: Çarlık rejiminin işçi sınıfının huzursuzluğunu yatıştırmak için çıkardığı bu yasa, Bolşevikler için büyük bir fırsat olmuştur. Menşevikler yasayla yetinmeyi savunurken, Bolşevikler “sandıkları ele geçirme” taktiği izlemiş ve fabrikalardaki sigorta sandığı yönetimlerinin çoğunu kazanarak buraları birer “yasal parti hücresi” gibi kullanmışlardır. Bu kampanya, Bolşeviklerin kitleselleşmesinin dönüm noktalarından biridir. (ÇN)
[29] Aleksandr Şlyapnikov, 1917 Arifesinde (A la veille de 1917), Bulletin communiste, Aralık 1923, s. 598. Şlyapnikov metal işçisiydi ve devrimin en önemli işçi önderlerinden biriydi.
[30] Ayaküstü Toplantılar; kelime anlamı “uçan toplantılar”dır. Sabit bir mekânı olmayan, hızlı, hareket halindeki veya geçici mekânlarda yapılan, polis baskınına karşı anında dağılmaya müsait toplantılar için kullanılır. Orman Toplantıları; Rus devrim tarihinde bu toplantıların özel bir yeri vardır. Özellikle 1 Mayıs kutlamaları yasak olduğu için ormanda piknik süsü verilerek yapılırdı. (ÇN)
[31] Osip Pyatnitski, Bir Bolşevik’in Anıları
[32] Osip Pyatnitski, age
[33] Nikolay Krilenko, 1917’den sonra Kızıl Ordunun ilk başkomutanı ve Sovyet Adalet Halk Komiseri olacaktır. (ÇN)
[34] Yaroslavski, SSCB Komünist Partisi Tarihi, s.163
[35] Leonard Schapiro, Sovyetler Birliği Komünist Partisi (The Communist Party of the Soviet Union), s. 107-108. [Kitap Pencere Yayınları tarafından yayımlanmıştır, Çev: Tuncay Önder]
[36] Leonard Schapiro, age s.130
[37] Yaroslavski, age, s.164
[38] Broué’nin burada saydığı genç kahramanların (Tomski, Pyatakov, Kamenev, Smirnov, Bakayev, Buharin, Krestinski, Zinovyev, Serebryakov, Lutovinov, Drobnis, Smilga, Sokolnikov, Rikov, Mraçkovski) tamamı, 1930’larda Stalinist bürokratik diktatörlük tarafından “vatan haini” ilan edilip kurşuna dizilmiştir. Sadece Sverdlov erken öldüğü için ve Kaganoviç (Stalin’in sağ kolu olduğundan) bu sondan kurtulmuştur. Bu liste, SSCB’de sömürücü bir sınıf konumuna yükselen Stalinist bürokrasinin Bolşevik kuşağı nasıl yok etiğini de gözler önüne sermektedir. (ÇN)
[39] Aktaran: Cecilia (Tsetsiliya) Bobrovskaya, Emek Cumhuriyetinin İlk Başkanı (Le premier président de la république du travail), s. 14. [Yakov Sverdlov’un biyografisidir]
[40] Pyatakov, Ukrayna’da Alman ordusu ve Beyazlar tarafından aranırken, bir tavan arasında saklanıp Oswald Spengler’in Batı’nın Çöküşü kitabını incelemiş ve üzerine makale yazmıştır.
[41] Troçki, Stalin, Yazın Yay., s.100
[42] Buharin’in “konsantrik çemberler (iç içe halkalar) analizi, partinin sosyolojik yapısını ve işleyiş mekanizmasını tarif eder. Birinci çember (merkez/kurmay heyeti): Lenin ve yakın çevresi gibi, hayatını tamamen devrime adamış, teorik donanımı yüksek “profesyonel devrimciler.” İkinci çember (partinin “astsubayları): Fabrikalarda çalışan, işçi sınıfı içinde saygı gören, kendini yetiştirmiş öncü işçiler, Kayurov gibiler. Üçüncü çember: Parti üyeleri ve geniş sempatizan kitlesi. Merkezdeki soyut fikirleri fabrikadaki somut eyleme dönüştüren ve partiyi canlı bir organizma yapan üçüncü çemberdeki isimsiz kahramanlardır. (ÇN)
[43] Benyamin Kayurov; 1917 Temmuz günlerinden sonra Lenin aranırken, onu Viborg tarafındaki evinde saklayan Bolşevik işçidir. Lenin onun evindeyken Devlet ve Devrim kitabını yazmaya başlamıştır. Lenin’in “bize bakan değil gören, emir bekleyen değil yapan işçi lazım” diyerek övdüğü örnek devrimci bir kişiliktir. (ÇN)
[44] Bolşevik Partinin “vicdanı” olarak bilinen, fraksiyon kavgalarını sevmeyen, birleştirici ve çok saygın bir figürdü. Lenin ona taktiksel olarak boyun eğmiş ancak zamanla Dubrovinski de Menşeviklerle birleşmenin imkansız olduğunu görüp Lenin’e hak vermiştir. 1913’te sürgünde intihar etmiştir. (ÇN)
[45] Buharin ile devlet tartışması: 1916’da Buharin, Marksistlerin devleti “havaya uçurması” (parçalaması) gerektiğini savunurken, Lenin o sırada buna “anarşist sapma” diyerek karşı çıkmıştı. Ancak Lenin konuyu derinlemesine incelediğinde (Mavi Defter), Buharin’in haklı olduğunu gördü ve ünlü Devlet ve Devrim kitabında düşüncelerini sergiledi ve genç Buharin’in çalışmasından yararlandı, bundan gocunmadı. Bu konuda Stephen F. Cohen’in Buharin ve Bolşevik Devrimi ile Tamas Krausz’un Lenin: Bir Siyasi Biyografi-Lenin’in Yeniden İnşası kitaplarına bakılabilir. (ÇN)
[46] Lenin, Toplu Eserler (Rusça) (Œuvres Complètes), 3. Baskı, Cilt XII, s. 393.
[47] Broué’nin temel tezi son derece önemlidir ve kitabın ana fikridir. Broué’ye göre Lenin’in Bolşevizmi “eleştirel, tartışmacı ve canlı” bir ruhtur. Stalinizmin şekillendirdiği “Leninizm” ise “dondurulmuş, kutsal ve tartışılmaz” bir dogmadır. Lenin’in mirası, kendi adına kurulan din (dogma) tarafından yok edilmiştir. (ÇN)
