Ressam Art Young’ın Haymarket Yargılaması Tanıklığı: İşçi Önderleri Nasıl Ölüme Gönderildi?

Çizer Art Young’ın Haymarket Yargılaması Tanıklığı: İşçi Önderleri Nasıl Ölüme Gönderildi?

Sunuş

Art Young’ın aşağıdaki makalesi, Amerikan işçi sınıfı tarihinin en kritik dönemeçlerinden biri olan 1886 Haymarket olaylarını ve sonrasındaki hukuk tiyatrosunu, sosyalizme kin kusan sömürücü burjuva sınıfının işçi önderlerini idama göndermesini içeriden bir gözle anlatmaktadır.

“Sekiz Saat Çalışma, Sekiz Saat Dinlenme, Sekiz Saat Canımız Ne İsterse” sloganıyla yapılan 1 Mayıs 1886 grev dalgasının ardından, polis 3 Mayısta McCormick Harvester fabrikasının grevci işçilerine vahşice saldırmış ve altı işçi katledilmişti. Bu kanlı saldırıyı protesto etmek amacıyla 4 Mayısta Haymarket Meydanında düzenlenen miting, burjuvazi tarafından işçi sınıfı hareketini boğmak için karanlık bir tertibe dönüştürüldü. Patlatılan bombanın ardından başlatılan sürek avıyla, Albert Parsons gibi dönemin en kararlı işçi önderleri tutuklanarak düzmece bir şekilde yargılandı.

İlerleyen yıllarda “Amerikalı Daumier” olarak anılacak olan Art Young, usta bir çizer ve ressamdır.[1] Haksız yere idamla yargılanan işçi önderlerinin mahkemesi sırasında; henüz siyasetten bihaber, resim çizmeye yetenekli ve şiir okumayı seven 20 yaşında toy bir gençti. Genç bir basın çizeri olarak burjuva Evening Mail ve ardından Daily News gazeteleri adına görevlendirilmişti. Görevi, mahkeme salonunda sanıkların, avukatların, yargıcın ve daha sonra da idama mahkûm edilen devrimcilerin hapishane hücrelerindeki eskizlerini çizmekti.

O günlerde, burjuva günlük gazeteleri ve devlet aygıtı işbirliğiyle muazzam bir toplumsal histeri yaratılmıştı. Art Young da, Chicago halkının büyük çoğunluğu gibi bu histeriye kapılmış ve burjuva basınının işçi önderlerine karşı durmaksızın yığdığı düzmece “delillerin” etkisi altında kalmıştı. Genç ve naif olan Young, tutuklanan işçi önderlerinin “kapkara kalpli” suçlu insanlar olduğuna inandırılmıştı. Öyle ki egemen burjuva düşüncenin etkisinde kalarak, idamları meşru göstermek üzere yayımlanan Anarşiye Karşı Zafer Kazanan Adalet başlıklı bir broşürün kapak karikatürünü çizmekten bile geri durmamıştı.

Ancak bu dava, egemenlerin işçi sınıfını ezmek için kurguladığı kanlı bir komploydu. Yıllar içinde sınıf mücadelesinin gerçeklerini yaşayarak öğrenen Art Young, 1910’a gelindiğinde sosyalist olmuş ve kapitalizme karşı mücadeleye katılmıştı. Burjuva basınının nasıl alçakça yalan söylediğini ve riyakârlığını gören Young, sosyalizm mücadelesinin bir parçası olarak The Masses gibi devrimci yayınlarda karikatürler yayımladı. Uzlaşmaz tutumu nedeniyle Birinci Emperyalist Dünya Savaşı döneminde “isyan çıkarmak ve askerliğe engel olmak” suçlamasıyla yargılandı ve daha sonra Sosyalist Parti’den aday oldu.

Yıllar sonra 4 Mayıs 1886 komplosuna dönen Young, 2 Mayıs 1939’da New Masses dergisinde yayınlanan bu makaleyi[2] salt tarihi bir görgü tanıklığını kayda geçirmek için kaleme almadı. Metnin asıl itici gücü, yazarın katledilen devrimciler önünde verdiği samimi özeleştiridir. Young, gençliğinde burjuvazinin yaygarasına kapılmasının tarihsel vebalini ödemek istercesine şu unutulmaz sözlerle tarihe not düşer: “Eğer ölüler duyabiliyorsa, o karikatürü çizdiğim için şimdi onlardan af diliyorum. Gençtim ve karanlık bir cinayeti meşrulaştırmak için yükselen o gürültülü koronun yaygarasıyla yanlış yönlendirilmiştim.”

Çeviri Tarihi: Mart 2026

Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu

Haymarket Meydanı, Chicago, 4 Mayıs 1886

Sekiz saatlik işgünü için ülke çapında yapılan grevlerden üç gün sonra, 4 Mayıs 1886 gecesi Haymarket Meydanında olanlar üzerinde uzun uzadıya durmama gerek yok. Bu hikâye defalarca anlatıldı. İşçilerin polis tarafından keyfi ve vahşi bir biçimde katledilmesini protesto etmek için yaklaşık bin beş yüz kişinin katıldığı o kitle mitingine odaklanalım:

Belediye Başkanı Carter Harrison’ın orada bulunuşu; Albert Parsons’ın konuşmasını yapması ve ardından eşiyle birlikte birkaç sokak ötedeki bir bira bahçesine gitmek üzere ayrılışı… Samuel Fielden’ın kürsü olarak kullanılan at arabasına çıkışı; yağmurun çiselemeye başlaması ve kalabalığın giderek erimesi… Belediye başkanının oradan ayrılması ve Yüzbaşı John Bonfield’a rapor vermek üzere yakındaki Desplaines Sokağı karakoluna uğraması…

Fakat yüzbaşının belediye başkanının sözlerini hiçe sayarak, birkaç dakika içinde 125 yedek polisle olay yerine yürüyüp, geriye kalan yaklaşık iki yüz kişilik dinleyici kitlesine dağılmalarını emretmesi; ardından arabanın üstünden ya da arkasından vızıldayarak geçen bir kıvılcım… Korkunç bir patlama! Pek çok polisin yere yığılması; diğer polislerin paniğe kapılmış kalabalığın üzerine ateş açması, öldürmesi ve yaralaması.

O gece yedi polis öldü; polis kurşunlarıyla kaç sivilin katledildiği ise hiçbir zaman kesin olarak bilinemedi ve bu konuda asla hiçbir yasal işlem yapılmadı.

Histeri

Haymerket Meydanındaki bu saldırının ardından müthiş bir vaveyla koptu; geniş çaplı polis baskınları başladı. Anarşist, sosyalist ya da komünist olduğu bilinen veya sadece şüphelenilen yüzlerce kadın ve erkek tutuklandı; çeşitli dinamit “komplolarının” açığa çıkarıldığına dair beyanatlar havada uçuştu; bombaların ve “cehennem makinelerinin” bulunduğu ilan edildi. Nihayetinde Albert Parsons ve dokuz kişi daha, Haymarket patlamasından ve ölümlerden sorumlu komplocular oldukları iddiasıyla sanık sandalyesine oturtuldu.

[Burjuva] gazete editörleri ve cemiyetin tanınmış isimleri, sanıkların hızlıca yargılanması ve suçluların derhal idam edilmesi için adeta koro halinde çığlıklar atıyordu ve yayımlanan haberlere bakılırsa, sanıkların asılmayı hak ettiğine inanmak için her türlü neden mevcuttu. Kamuoyu neredeyse tamamen günlük basın tarafından şekillendiriliyordu ve bu basının sütunlarında söz konusu işçi ajitatörlerine karşı sürekli olarak “delil” yığılıyordu. Parsons bombalamanın olduğu gece ortadan kaybolmuştu ve tüm ülkede polisler onu arıyordu; onun bu kaçışı suçluluğunun bir itirafı değil miydi? Rudolph Schnaubelt da sırra kadem basmıştı; kendisi iki kez tutuklanmış ve kısaca sorgulanmış, ancak serbest bırakılmıştı ve Yüzbaşı Schaak, onun gitmesine izin veren dedektiflerin “aptallığına” köpürüyordu.

Chicago halkının büyük çoğunluğu gibi ben de sanıkların zifiri karanlık bir ruha sahip olduklarına dair bu detaylı haberlerin etkisine kapılmıştım. Güzide iş insanları, meslek sahipleri ve ruhban sınıfının önde gelen isimleri, artık hepsine toptan “Anarşistler” damgası vurulan bu sanıkları lanetliyor ve Haymarket’teki yedi ölümü “Amerikan tarihindeki en nedensiz ve vahşi zorbalık” olarak kınıyorlardı. 4 Mayıs trajedisinin o kanlı ve tüyler ürpertici tasvirleri içinde şehir halkı, 3 Mayısta altı işçinin polis tarafından kurşunlanarak katledilişini unutuvermişti. Ben de Parsons’ın kaçışında ona karşı bir “delil” görüyordum: O kitle mitinginde konuşmuştu, patlama o ayrıldıktan sadece birkaç dakika sonra meydana gelmişti ve ardından sırra kadem basmıştı. Bir suç işlendiğinde masum adamlar kaçmazdı (benim genç zihnim o zamanlar böyle naif bir mantık yürütüyordu); kalırlar ve bedeli neyse yüzleşirlerdi.

Ne var ki davanın açılış günü olan 21 Haziranda Albert Parsons mahkeme salonuna girip yoldaşlarıyla birlikte yargılanmak istediğini ilan ettiğinde, sempatim bir nebze diğer yöne doğru kaydı. Kendisi Waukesha, Wisconsin’de inzivaya çekilmiş, marangoz olarak çalışıyor ve Milwaukee’nin şimdiki ve uzun yıllardır belediye başkanı olan Daniel Hoan’ın evinde yaşıyordu. Eğer Parsons suçlu olsaydı, diye akıl yürütüyordum şimdi, geri dönmezdi; gelmesine de gerek yoktu ve polis onun hiçbir izini bulamamıştı.

Yargıç Gary hırlıyor

Jürinin seçilmesinden kısa bir süre sonra, mahkeme salonundaki sahnelerin bazı resimlerini çizmekle görevlendirildim. İçerisi hınca hınç doluydu ama muhabirlerle birlikte, savunma avukatlarının yakınındaki bir masada kendime bir yer bulmayı başardım. İddia makamı dosyasını sunuyor, suçlamaları sıralıyor ve davasını inşa ediyordu; eyalet savcısı Julius S. Grinnell’in sorgulama tarzına ve jüriye sık sık yaptığı yan yorumlara savunma tarafı sürekli itiraz ediyordu. Çoğunlukla bu itirazlar, Yargıç Joseph E. Gary tarafından huysuz ve tiz bir sesle reddediliyordu; işte o an, böylesine hırlayan yaşlı bir yargıcın huzurunda yargılanmaktan ne kadar nefret edeceğim düşüncesi aklıma düştü.

Chicago’da, sanıkların bu son derece sevilmeyen davasını savunmaya gönüllü olacak saygın ve yetkin ceza avukatları bulmanın ne kadar zor olduğu herkesin malumuydu. Gazete başyazılarında, yalnızca bir toplum dışı paryanın ve bir halk düşmanının bu adamları darağacından kurtarmaya yelteneceği açıkça ilan edilmişti. Bu tehditkâr uyarılara rağmen, o güne dek yalnızca hukuk davalarına bakmış olan baronun üç cesur üyesi, Anarşistlerin savunmasını üstlenmeyi kabul etmişti. Bunların başını çeken William P. Black’ti; İç Savaş sırasında Birlik Ordusunda yüzbaşı olan Black, bir savaşçı olarak nam salmıştı; uzun boylu, esmer ve yakışıklıydı. Kısa sakalını titreten belirgin bir çenesi vardı ve mahkemedeki tüm gözlerin odak noktası sık sık o olurdu. Black’e, delil bulma konusunda yetenekli olduğu söylenen William A. Foster ile sarı bir Van Dyke sakalı, kırmızı dudakları ve dalgalı saçlarıyla ağırbaşlı ve çalışkan genç bir adam olan Sigismund Zeisler yardım ediyordu.

Bu çetin ve umutsuz mücadelenin diğer tarafında ise vali koltuğuna göz diktiği anlaşılan eyalet savcısı Grinnell ve adları basında Grinnell’den çok daha nadir yer alan birkaç yardımcısı vardı. Grinnell’in taze, sağlıklı bir yüzü ve özenle kıvrılmış büyük bir bıyığı vardı.

Jüri başkanı Frank S. Osborne, Marshall Field ve Company şirketinin baş satış temsilcisiydi ve diğer on bir “iyi ve dürüst” kişi şu tanımlara uyuyordu: Eski demiryolu inşaat müteahhidi, giyim satıcısı, Bostonlu eski komisyoncu, okul müdürü, Bostonlu eski komisyoncu, sevkiyat memuru, gezici boya satıcısı, muhasebeci, Chicago ve Northwestern Demiryolu için çalışan bir stenograf, aynı demiryolunda fiş memuru, hırdavat tüccarı, tohum satıcısı.

Sanıkların tamamı düzgün giyimliydi. Adalet yerini bulduğunda aklanmayı bekleyen adamların vakar dolu özgüveniyle, sandalyelerinde büyük bir gururla oturuyorlardı. Mahkeme sürecinde nefes kesici bir gerilim vardı, içerideki hava adeta elektrik yüklüydü. Grinnell bol bol, “toplumu ve hükümeti, onları yok etmeye ant içmiş düşmanlara karşı korumaktan” dem vuruyordu. Yüzbaşı Black ise sık sık itirazlarla ayağa fırlıyordu.

Evening Mail ofisine döndüğümde, eskizlerimi tebeşir kalıplarına yeniden çizdim. Bu teknikle çalışmayı hiçbir zaman sevmemiş olsam da, o zamana dek bu işte pratik bir el becerisi kazanmıştım. Davaya dair çizdiğim bu resimler, hem Mail ekibi arasında hem de dışarıda büyük bir ilgi uyandırdı. Kısa bir süre sonra Daily News editörü Melville Stone’un o günkü çalışmam hakkında olumlu yorumlar yaptığı kulağıma geldi.

Davanın birkaç celsesine katılmış ve bir anlamda birkaç günlüğüne o dramatik gösterinin bir parçası olmuş biri olarak, gazetelerin davaya dair haberlerini büyük bir ilgiyle takip ettim. Aleyhlerindeki “deliller” giderek artıyor, adeta yığılıyordu (Bu “delillerin” gerçek niteliği hakkında o zamanlar hiçbir şey bilmiyordum, yıllar boyunca da bilemeyecektim).

Yüksek mahkemelere temyiz

Kararın hemen ardından savunma tarafı, üst mahkemelere temyize gideceğini bildirdi ve mahkûm edilen adamlar eyalet hapishanesindeki hücrelerine kapatılırken, basın da ön sayfalarını başka meselelere ayırmaya başladı. Ne anlama geldiğini dahi tam kavramadan, yakın gelecekte “sınıf mücadelesi”ne dair çok daha fazlasına tanık olacaktım. Aslına bakılırsa, yirmi yaşında olduğum o dönemde, resim çizme yeteneğim ve şiir kitaplarından mısralar okumaktaki maharetim dışında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum.

Mahkûm edilen Anarşistlerin avukatları, davayı eyalet Yüksek Mahkemesine taşımaya hazırlanmakla meşguldü ve atılan çeşitli adımlara dair haberler zaman zaman basında yer buluyordu. Şehir artık sakinleşmişti; kimse karakolları havaya uçurma komplolarından ya da devrim planlarından bahsetmez olmuştu. Bir savunma komitesi temyiz masraflarını karşılamak için bağış topluyordu. Daily News ofisinde duyduğumuza göre işleri epey zordu. Chicago’daki pek çok insan jürinin kararını adil buluyor ve mahkûm edilen adamların asılması gerektiğini düşünüyordu; sadece birkaç cesur insan aksini savunuyordu.

Eyalet Yüksek Mahkemesi yerel mahkemenin kararını oybirliğiyle onadı. Davayı uzun uzadıya tartışan mahkeme, jürinin bulgularını meşrulaştırmak için pek çok teknik gerekçe sundu. 14 Eylül 1887 tarihli bu karar, elbette abartılı övgüler dizen başyazılarla birlikte tüm Chicago gazetelerinde boy gösterdi.

Fakat savunma henüz yenilgiyi kabullenmemişti. Mücadeleyi anayasal gerekçelerle Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesine taşımak için derhal hazırlıklara başlandı. General Benjamin F. Butler, Ekim ayı sonlarında Washington’da savunmayı sunan avukatlardan biriydi. Tam kadro mahkeme heyetinin beş günlük değerlendirmesinin ardından, Başyargıç Waite kararı okudu: Kararın bozulması için hiçbir hukuki zemin yoktu.

Yargıç Gary, eyalet hapishanesindeki yedi işçinin 11 Kasımda asılarak idam edilmesine hükmetmişti. Bu onlara yaşamak için sadece dokuz gün bırakıyordu. Avukatlar ve savunma komitesi üyeleri, Vali “Dick” Oglesby’ye hitaben, idam cezalarının müebbet hapse çevrilmesi çağrısında bulunan dilekçeler dolaştırmaya başladılar. Pek çok önde gelen şahsiyet bu amaçla valiye yazdı ve ölüme mahkûm edilmiş bu adamlar adına çeşitli heyetler onu ziyaret etti. Anarşistlere yönelik toplumsal tepkinin büyük ölçüde değiştiği artık ortadaydı. Onların adına yapılan itirazlar; sonradan hazine bakanı olacak Lyman J. Gage, William Dean Howells, Robert G. Ingersoll, Henry Demarest Lloyd, Gen. Roger A. Pryor ve George Francis Train’in de aralarında bulunduğu tanınmış şahsiyetler tarafından imzalandı. Ayrıca İngiltere’den William Morris, Walter Crane, Annie Besant, Sir Walter Besant ve Oscar Wilde tarafından, yaklaşmakta olan idama karşı telgrafla protesto mesajları çekildi. En yüksek mahkemenin kararından önce Londra’daki işçi sınıfı örgütlerine mensup on altı bin kişi, tek bir gün içinde, mahkûm işçileri kurtarması için Oglesby’ye sunulacak bir dilekçeyi imzaladı.

Mahkûmların eskizleri

İdam tarihinden iki gün önce, 9 Kasım Çarşamba günü, gazetenin şehir editörü Butch White beni eyalet hapishanesine gidip mahkûmların resimlerini çizmekle görevlendirdi. Hapishane, yargılamanın yapıldığı ceza mahkemeleri binasının hemen arkasındaydı. Yedi adamı kurtarmaya yönelik bir girişim planlandığına dair gazete haberlerine rağmen, içerideki gardiyanlar tarafından hiçbir özel önlem alınmış gibi görünmüyordu. Girişte basın kimliğim doğrulandıktan sonra, Anarşistlerin kapatıldığı hücre sıralarına çıkan demir merdivenleri tırmandım; eskizlerimi çizerken orada özgürce dolaşmama izin verildi. Orada başka ziyaretçiler de vardı ve tıpkı bir hayvanat bahçesindeki hayvanları seyreder gibi, Anarşistlerin hücrelerinden içeri merakla bakıyorlardı.

Parsons, kitaplar ve kâğıtlarla yığılı bir masada oturmuş yazı yazıyordu. Bana bir taşra editörünü hatırlattı; zaten Chicago’ya gelmeden önce Waco, Teksas’ta bir gazete çıkarmıştı. Arbeiter Zeitung gazetesinde matbaacı olan Adolph Fischer, bir kartal gibi görünüyordu; açık saçlı, hevesli ve mahkemedeki kadar umutlu duruyordu. Yine bir Alman matbaacı olan George Engel, diğerlerine kıyasla bir entelektüel görünümünden uzaktı. Gözleri, sanki tüm hisleri ondan çekip alınmış gibi donuktu. Gözlüklü yardımcı editör ve başyazar Michael Schwab’ın hüzünlü bir yüzü vardı. İngiltere doğumlu, sakallı eski bir Metodist vaiz olan Samuel Fielden, doğuştan bir hatibin sesine ve coşkusuna sahipti; salonların ve işçi sınıfının sokak mitinglerinin tanıdık bir simasıydı. Arbeiter Zeitung’un editörü August Spies çarpıcı derecede yakışıklıydı, konuşmasında dobra ve açıksözlüydü. Ama hapishaneye yaptığım o ziyareti geriye dönüp düşündüğümde en iyi hatırladığım kişi Louis Lingg’dir; onun zihnimdeki tablosu en net olandır çünkü onu çizerken hücresine güneş ışığı vuruyordu. Henüz yirmi iki yaşındaydı, sarışındı ve herkese karşı küçümseyen bir bakışı vardı. Sandalyesinde gururla oturuyor, gözünü bile kırpmadan doğrudan yüzüme bakıyordu. Sanki şöyle dercesine sessizdi: “Devam et. Efendilerinin senden yapmanı istedikleri şeyi yap. Bana gelince, hiçbir şeyin önemi yok.”

Kırklarında görünen Fielden dışında hepsi genç adamlardı. Schwab’ın bıraktığı sakal ve Lingg’in bıyığı bile gençliklerini gizleyemiyordu.

Ve tam o sırada hapishanede bir patlama haberi geldi; Lingg ağzına bir kapsül bomba koymuş, fitilini ateşlemişti ve ölmek üzereydi. Detaylar geldikçe hikâyenin dehşetiyle iliklerime kadar ürperdim. Yüzü feci şekilde parçalanmış halde tarifsiz bir ıstırap çeken Lingg, üç doktor başında uğraşırken bilincini açık tuttu ve altı saat daha yaşadı.

Vali, yapılan temyiz çağrılarına yanıt olarak resmi bir açıklama yayımladı; Fielden ve Schwab’ın cezalarını müebbet hapse çevirdi ancak diğer dördü hakkındaki cezalara müdahale etmeyi reddetti.

İdama tanıklık etmek ve o anı çizmek üzere benim değil de başka bir çizerin görevlendirildiğini öğrendiğimde çok rahatlamıştım. Elbette bu görev ne kadar eziyetli olursa olsun, emredilseydi giderdim. Ancak Butch White görevi, kadroya benden sonra katılan daha yaşlı bir adam olan William Schmedtgen’a verdi. Neden onun seçildiğini hiçbir zaman bilemedim ama herhalde White benim bu infazı görmek için çok genç olduğumu düşünmüştü.

Ertesi sabah Schmedtgen’in arka cebine bir tabanca koyduğunu gördüm; bembeyaz kesilmişti ve titriyordu. Dışarıda, sokaklarda uğursuz bir sessizlik hüküm sürüyordu. Hayat adeta durma noktasına gelmişti. Yayalar nispeten azdı ve herkesin yüzü gergindi. Ofiste kalan bizler pek konuşmadık, konuştuğumuzda ise sesimiz fısıltı gibi çıkıyordu. Ölmek üzere olan birinin başucunda oturmak gibiydi. Koridorda bir gazete çırağı başka bir çocuğa bağırarak bir şeyler söylediğinde, personelden bazıları onu susturmak için telaşla dışarı fırladı. Muhabirler hapishane civarındaki haberleri takip etmek için nöbetleşe çalışıyorlardı. Birer birer ofise geliyor, kendi cephelerinden haberi yazıyor ve ardından olay yerine geri dönüyorlardı. İdam o gün, yani Cuma günü öğle vaktinde gerçekleşecekti.

Üç yüz polis hapishanenin etrafında, her yönden bir blok ötede bir kordon oluşturmuş, meraklı kalabalıkları kalın bir halat hattının arkasında tutuyordu. Yalnızca polise gerçek geçiş belgeleri olduğunu kanıtlayabilen kişiler içeri girebiliyordu. Bir gazeteci hapishaneye girdiğinde, polis onun çıkmasına izin vermiyordu.

İdam, yetkililerin bakış açısına göre “sorunsuz” bir şekilde ilerledi. Dört adam darağacından sarkıp doktorlar hepsinin öldüğünü ilan ettiğinde, ayların o birikmiş gerilimi bir anda boşaldı. O öğleden sonra şehrin dört bir yanında, meyhanelere girip çıkan sarhoş polisler vardı.

İdam edilen adamların ve diğer sanıkların çizdiğim resimleri o gün Daily News’te kullanıldı. Schmedtgen’in idam eskizi aceleyle baskıya yetiştirilmişti. Onu o gün öğleden sonra erkenden gördüm. Hayalet gibi bembeyazdı ve tek kelime etmedi; belli ki gördükleri hakkında konuşmak istemiyordu. Sonraki yıllar boyunca iyi arkadaş olduk ama o günkü deneyimi üzerine hiçbir zaman yorum yaptığını duymadım.

O dönem okuduğum tüm haberler ve dava hakkındaki tüm konuşmalar, idam edilen adamların suçlu olduğuna işaret ediyordu. Stone onları “hükümet düşmanları, yıkıcılar” olarak adlandırıyordu. Yıllar boyunca madalyonun diğer yüzünü görme ve inceleme fırsatım olmadı. Bu yüzden, kısa bir süre sonra, Anarşist karşıtı bir broşür için kapak çizmem istendiğinde, hiç tereddütsüz kabul ettim. Broşürün başlığı “Anarşiye Karşı Zafer Kazanan Adalet” idi ve idamları savunuyordu.

Eğer ölüler duyabiliyorsa, o karikatürü çizdiğim için şimdi onlardan af diliyorum. Gençtim ve karanlık bir cinayeti meşrulaştırmak için yükselen o gürültülü koronun yaygarasıyla yanlış yönlendirilmiştim.

Kaynak: https://www.marxists.org/subject/mayday/articles/young.html

 

[1] 1808-1879 tarihleri arasında yaşayan ünlü Fransız ressam ve karikatürist Honoré Daumier’den hareketle bu isim verilmiştir. Art-Young-Life-and-Times_Inet-Arc

[2] v31n06-may-02-1939-NM