Bolu’nun gözde kayak merkezi Kartalkaya’da Grand Kartal Otel’in alevler içinde yok olmasıyla meydana gelen korkunç trajedi sistematik ihmaller dizisinin, denetim mekanizmasının yok edilmesinin ve umursamazlığın bir sonucudur. 36’sı çocuk olmak üzere 78 insanın hayatını kaybetmesi yangınla açıklanamaz; ortada kapitalist açgözlülüğün yani kâr hırsının neden olduğu bir katliam var! Şu ana kadar ortaya çıkan birçok bilgi ve belge, yangın algılama ve alarm sistemleri, yağmurlama sistemleri (sprinkler), yangın merdiveni dâhil birçok başlıkta sorun olduğunu, gerekli önlemlerin alınıp olası bir yangına hazırlık yapılmadığını gözler önüne seriyor. Otel müdürünün kendisine “Bu eksiklikleri gidermek çok masraflı denetimi iptal edebiliyorsak iptal ettirelim” dediğini söyleyen otel muhasebe müdürünün ifadesi yeterince açıklayıcıdır! Esasında sorun tek başına denetim yapılıp yapılmaması da değil. Zira birçok fabrikada gerçekleşen yangın veya patlamadan da, doğrudan sektörün içinden de biliyoruz ki denetim yapılsa bile sayısız eksikliğe göz yumuluyor, eksiklikler tamamlanmış gibi belge düzenleniyor. Yani patronların açgözlülüğü sınır tanımazken ve daha fazla kâr için gerekli önlemler alınmazken, devlet de onlara göz yumuyor, suça ortak oluyor! Böylece kâr hırsı, kuralsızlık ve denetimsizlik birleşerek iş cinayetlerine ve Grand Kartal Otel benzeri yangınlara, katliamlara yol açıyor. Dolayısıyla iş cinayetlerinin veya katliama yol açan yangının tek sorumlusu patronlar değil, onlarla birlikte siyasi iktidardır!
“Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” kapsamında yangın algılama sisteminin kurulması bir zorunluluktur. Bu sistemlerin temel amacı, yangını erken bir aşamada tespit ederek binadaki insanların derhal tahliye edilmesini ve müdahalenin hızlı şekilde başlamasını sağlamaktır. Yönetmelik, özellikle otel gibi kalabalık konaklama alanlarında bu sistemlerin kurulmasını ve düzenli olarak bakımının yapılmasını zorunlu kılıyor. Ancak Grand Kartal Otel’deki yangın, bu sistemlerin ya hiç kurulmadığını ya da işlevsiz kaldığını ortaya koyuyor. Yangın başladığında alarm sistemi devreye girmemiş, otel çalışanları kapılara vurarak çığlıklarla insanları uyandırmaya, yangından kurtarmaya çalışmışlardır. Ne yazık ki yangını fark edemeyen onlarca insan uykularında dumanın ve alevlerin arasında kalmıştır. Eğer duman dedektörleri çalışıp alarm sistemi devreye girseydi, birçok insan uyanarak oteli terk etme fırsatı bulabilecekti. Fakat insanlara mezar olan bu otelde gördüğümüz üzere, birçok otel ve işyerinde yangın algılama sistemleri çeşitli nedenlerle devre dışı bırakılmaktadır.
“Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik”, yangın kontrolü için yağmurlama (sprinkler) sistemlerinin zorunlu olduğunu belirtir. Yönetmeliğin 164. maddesi, mevcut yapılar için (2007 öncesi yapılan yapılar kastediliyor) “İkiden fazla katlı bir bina içerisindeki yatak sayısı 200’ü geçen otellerde, pansiyonlarda ve misafirhanelerde” bu sistemlerin kurulmasını zorunlu kılıyor. Ancak Grand Kartal Otel’de yağmurlama sistemi bulunmamaktaydı. Bu sistem, yangının başladığı noktada hızla söndürülmesini sağlayarak alevlerin diğer alanlara sıçramasını önleyebilirdi. Eğer otelde böyle bir sistem olsaydı yangının kısa sürede kontrol altına alınması mümkün olurdu ve yangın bir katliama, bir felakete dönüşmezdi.
Bir başka kritik eksiklik ise otelin yangın merdivenleri ve tahliye yollarıyla ilgiliydi. Yangın durumunda güvenli tahliyeyi sağlamak için geniş, işaretlenmiş ve erişilebilir acil çıkış yolları bir zorunluluktur. Fakat yangından kurtulmaya çalışan insanların da belirttiği gibi Grand Kartal Otel’de tahliye yolları yetersizdi. Birçok insan yangın merdivenlerine ulaşmakta zorlanmış ya da yoğun duman nedeniyle bu yolları kullanamamıştır. Yönetmelik gereği tahliye yollarının düzenli olarak kontrol edilmesi, temizlenmesi ve kullanıma hazır hale getirilmesi gerekirken, bu konuda ciddi bir ihmal söz konusudur. Bu tür önlemler, toplam kârı bir miktar azalttığı için işletme sahipleri tarafından “gereksiz maliyet” olarak görülüyor ve hayata geçirilmiyor. Tüm veriler gösteriyor ki yangına da yangının bir felakete dönüşmesine de kapitalistlerin kâr hırsı neden olmaktadır.
Erdoğan, yıllar önce yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: “Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa, Türkiye de öyle yönetilmelidir. Yoksa bileklerine bağlıyorlar prangayı, yürü yürüyebilirsen… Bu ülke bu şekilde sıçramaz.” “Şirket gibi yönetmek” demek yüksek kâra odaklanmak demektir ve bu yüzden de sağlıktan eğitime toplumun yararına olan kamu harcamaları kısıldı, depremlerin ve yangınların felakete dönüşmesinin önüne geçmek için gerekli önlemler alınmadı. Erdoğan’ın gözünde işyerlerinde gerekli önlemlerin alınması, denetimlerin yapılması ve patronların cezalandırılması pranga anlamına geliyordu. Patronların ayağındaki prangaların çözülmesi adına işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması savsaklandı, geçiştirildi, bu alanda etkili kurumlar devre dışı bırakıldı ve süreç büyük ölçüde bir prosedüre indirildi.
Emeğin, doğanın ve devlet kaynaklarının sınırsızca yağmalanması faşist rejim altında tek gerçek faaliyet ve başarı olarak sunulmaktadır. Grand Kartal Otel, sınırsız kâra susamış patronların prangalardan kurtulduklarında nasıl bir yıkıma yol açtıklarının korkunç bir ifadesi değilse nedir? Bu rejim altında zorunlu önlemler “pranga” olarak adlandırılırken, geçmişten farklı olarak patronlar rejimin bakanları haline getirildiler. Böylece insanı ve toplumu hiç sayarak şirketlerini yönetenler, devletin de aynı doğrultuda şirketleşmesi için doymaz bir iştahla işbaşı yaptılar. Sağlık Bakanının hastanelerinin, Turizm Bakanının otellerinin, Milli Eğitim Bakanının özel okullarının olduğu, tüm odağın devlet kaynaklarının yağmalanmasına ve rant elde etmeye kaydığı, gerekli önlemlerden ve iş güvenliğinden söz edenlerin düşman ilan edildiği koşullarda yangının katliama yol açmasına şaşırmalı mıyız? İster orman yangınlarına isterse depremlere bakalım, insani değerleri hiçe sayan, insanı odağa koymak yerine daha fazla kâr elde etmeyi başarı gören bu düzende toplum her seferinde büyük bedeller ödemektedir.
Bu gerçeği, her felakette iliklerimize kadar hissediyoruz. Ormanlar yanıyor, söndürmek için yeterli uçak bulunamıyor. Deprem oluyor, enkaz altındakilere ulaşacak bir organizasyon, ekipman ve müdahale edecek ekipler yok. Önlem alınmadığı için madenler çöküyor, kaçış odaları olmadığı için işçiler ölüyor ve cansız bedenleri günler sonra çıkartılıyor. En temel düzeyde bile önlem alınmadığı için patlayan veya yangın çıkan fabrikalar işçilere mezar oluyor. Trenler raydan çıkıyor, ölenlerin ardından hiçbir yetkili hesap vermiyor. Yurtlarda asansör düşmeleri yüzünden öğrenciler ölüyor, okullarda çocuklar gıda zehirlenmeleriyle hastanelere kaldırılıyor ve liste böyle uzayıp gidiyor. Bu tablo, basit ihmallerin değil, mevcut iktidar ve sermaye düzeni eliyle devletin kamu hizmeti anlamında çivilerinin nasıl söküldüğünün, çürüme ve çöküşün ne düzeye vardığının resmidir.
Grand Kartal Otel’deki yangın bu zincirin yalnızca bir halkasıdır. Yangın alarmının çalışmamasının, acil çıkış yollarının ve yangın söndürme sistemlerinin eksik kalmasının tek sorumlusu otel yönetimi değildir. Sermayeyi koruyan iktidar da sorumludur! İktidar, sermayenin sınırsız kâra ulaşmasını sağlamak amacıyla işyerlerinin denetlenmesinde etkili olan kural ve kurumları ya büyük ölçüde tasfiye etmiş ya da birer prosedüre dönüştürmüştür. Mesela 2011-2013 yılları arasında yapılan yasal düzenlemelerle, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin (TMMOB) mesleki denetim yetkileri önemli ölçüde kısıtlanmıştır. 9 Temmuz 2013 tarihinde kabul edilen bir torba yasayla 3194 Sayılı İmar Yasası değiştirildi. Bu kanununun 8. maddesine eklenen bir bentle “Harita, plan, etüt ve projeler; idare ve ilgili kanunlarında açıkça belirtilen yetkili kuruluşlar dışında meslek odaları dâhil başka bir kurum veya kuruluşun vize veya onayına tabi tutulamaz, tutulması istenemez. Vize veya onay yaptırılmaması ve benzeri nedenlerle müellifler ve bunlara ait kuruluşların büro tescilleri iptal edilemez veya yenilenmesi hiçbir şekilde geciktirilemez. Müelliflerden bu hükmü ortadan kaldıracak şekilde taahhütname talep edilemez” düzenlemesi yapıldı. Bu değişiklikle birlikte TMMOB’ye bağlı meslek odalarının denetimi tamamen kaldırılmıştır.[1]
Benzer şekilde, “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” üzerinde yapılan değişikliklerle sistematik denetimsizlik düzeni hayata geçirildi. 2007 yılında yayınlanan yönetmeliğin 6. maddesinin 4. fıkrasında, “Projeler; ilgili belediye itfaiye birimlerinin uygun görüşü alındıktan sonra, ruhsat vermeye yetkili merciler tarafından onaylanarak uygulanır” ifadesi yer alıyordu. Ancak bu madde, 2012 yılında çıkarılan bir torba yasayla değiştirilmiş ve itfaiyenin onay zorunluluğu kaldırılarak “Projeler; ruhsat vermeye yetkili merciler tarafından onaylanarak uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu değişiklikle birlikte itfaiye, yangın güvenliği denetim süreçlerinden dışlanmış ve yapıların yangına dayanıklılığı sermaye sahiplerinin insafına bırakılmıştır. İktidar, sermayenin kendisi için engel gördüğü her şeyi temizlemiş ve dikensiz gül bahçesi yaratmıştır. İşte Grand Kartal Otel yangını bunun en trajik örneklerinden biridir yalnızca!
Grand Kartal Otel’de yangın algılama ve alarm/ihbar sistemleri, yağmurlama sistemleri (sprinkler), yangın merdiveni gibi pek çok hususta eksiklikler olduğunun altını çizdik. Ancak otel çalışanlarının gerekli iş güvenliği eğitimlerini almadıkları ya da kâğıt üzerinde aldıkları ve yangın sırasında ne yapacaklarını tam olarak bilmedikleri açığa çıkmış durumda. Patronların bu eğitimleri nasıl umursamadığını, sektörün içinden biri olarak, doğrudan kendi gözlemlerim üzerinden aktarmak isterim. Bilindiği gibi Uludağ’daki oteller de Kartalkaya’daki gibi sezonluk çalışıyorlar. Orada çalışan işçiler de 3-4 ay çalışıp gidiyorlar. İş güvenliği uzmanlığı yaptığımız otelde işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerinin süresi 15-20 dakikaydı. İş güvenliğini gereksiz zaman kaybı olarak gören patronlar, normal bir işgünü içinde işçilere eğitim verilmesinin koşullarını yaratmıyorlardı. Karşımıza yataklarından kaldırılmış uykusuz ve bitkin işçiler dikiliyordu. Doğal olarak, dinlenme saati çalınmış ve uykudan kaldırılıp getirilmiş işçilerin eğitim umurunda değildi. Dinlenme saatinde eğitime gönderilen işçiler de biliyordu ki her şey kâğıt üzerinde kalıyor. Bu yüzden, eğitim aldıklarına dair imzaları atıp gidip dinlenmek istiyorlardı. İşçiler otelde işçi yatakhanelerinde kalıyorlardı. 5 yıldızlı otelde, nefes almanın bile imkânsız olduğu, sağlıksız, havasız tıka basa koğuşlar layık görülüyordu onlara. Bu otelde işçilere verilen yemekler yenmeyecek kadar kötüydü.
Yangın tatbikatı yapmamız gerektiğinde 10-15 işçiyi ancak topluyor ve dış alanda ateş yakıp söndürüyorduk. Müşteriler rahatsız olmasın diye alarmların kontrolü yaptırılmıyor, kaçış yollarının kullandırılmasına izin verilmiyordu. Kaçış yolları açık mı değil mi tatbikat ile kontrol etmek mümkün olmuyordu. Otelde sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği için müşterilerin kullandığı bölümleri kullandık. Tüm öğünlerde aynı işçileri gördük. Gece kahve içmeye indiğimizde yine aynı işçilerle karşılaştık. İşçilerden birine kaç saat çalıştıklarını sorduk çünkü aynı işçiler gece gündüz demeden işbaşındaydılar. “Servis aralarında uyumamız için izin veriyorlar, yarım yamalak, 1-2 saat uyuyup tekrar çalışmamızı istiyorlar” diye cevap verdi. Açgözlü patronlar, işçileri neredeyse 7 gün 24 saat çalıştırıyorlardı. Bu örnek de gösteriyor ki iş güvenliği açısından birçok tehlike barındırıyor oteller. Mutfakta her an yangın çıkma olasılığından tutun, çatıda kar temizliğine kadar birçok riskli ve tehlikeli iş bulunuyor. Ama oteller mevcut yasalara göre az tehlikeli sınıfta yer alıyor.
Grand Kartal Otel’in Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından verilen Sürdürülebilir Turizm Programı Sertifikasına sahip olması, yangını daha da çarpıcı hale getiriyor. 2 Mart 2024 ve 14 Aralık 2024 tarihlerinde alınan bu sertifikalar, otelin güvenirliğine dair bir kanıt sağlıyor gibi görünse de gerçekte bu sertifikalar birer kâğıttan ibarettir. Mesela Haziran 2024’te verilmesi gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği dâhil yangın eğitimi ve ilk yardım eğitimleri tamamlanmamıştır. Otelin sahibi Halit Ergül’ün bu sertifikaları veren TGA’nın yönetim kurulunda yer alması ve Karadeniz Bölge Temsilcisi olarak görev yapması, bu tür belgelerin nasıl bir tezgâhın ürünü olduğunu anlatmaya yeter! Yangın, bu sertifikaları veren kurumların “bağımsız” olduğu iddiasını bir kez daha yalanlamıştır. Kapitalist sistemde sermayenin dilinden düşürmediği “sürdürülebilirlik” ve “güvenlik” gibi kavramlar, halkı yanıltmaya dönük reklam unsurlarından başka bir şey değil.
***
El ele veren iktidar ve sermaye sınıfı, ülkeyi baştan sona her tarafta çukurların olduğu, kimin nereye nasıl gideceğini bilmediği, kural ve kaidelerin olmadığı kapkaranlık bir alana dönüştürmüştür. Faşist rejim baskı ve zorbalıkla, muhaliflere dönük cadı avıyla toplum üzerindeki karanlığı daha da koyulaştırmaya çalışıyor. Grand Kartal Otel yangınında 78 insanın can vermesi, başta emekçiler olmak üzere bu düzende hiç kimsenin can güvenliğinin olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Sermaye sınıfı ve iktidar eliyle yaratılan bu devasa karanlıkta her geçen gün yeni felaketlere uyanmak istemiyorsak örgütlenmek ve mücadele etmek zorundayız! Unutmayalım ki sermaye düzeninin yarattığı cehennem her an herkesi içine çekebilir!
İş Cinayeti Düzeni Katlediyor: 2024’te En Az 1897 İşçi Yaşamını Kaybetti!
İşçi Sağlığı, İş Güvenliği ve Sınıf Mücadelesi Dinamikleri-1
[1] https://www.tmmob.org.tr/icerik/tmmob-ikklardan-torba-yasaya-protesto