1 Mayıs Çağrısı

Emperyalist Savaşa ve Kapitalist Sömürüye Hayır! Yaşasın 1 Mayıs!

Emperyalist Savaşa ve Kapitalist Sömürüye Hayır! Yaşasın 1 Mayıs

Emekçiler, kardeşler!

İnsanlığın eşitlik ve özgürlük mücadelesini temsil eden 1 Mayıs’ı, emperyalist haydutluğun bölgemizde ve dünyamızda yol açtığı büyük sorunlarla karşılıyoruz. ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail devleti, hiçbir sınır tanımadan İran’ı yakıp yıkıyor, sivil halkı katlediyor. ABD başkanı faşist Trump, İran’ı “taş devrine döndürmek” ve nükleer silah kullanmakla tehdit ediyor. Soykırımcı İsrail devleti, Lübnan’ı ikinci bir Gazze’ye dönüştürmek üzere taş üstünde taş bırakmıyor. Emperyalist haydutlar; yakıp yıkmayı, Ortadoğu halklarını kan ve gözyaşına boğmayı üstünlük, başarı ve zafer olarak sunuyor. Bu kudurgan emperyalist savaş, medeniyete dair ne varsa yok etmekle ve bölgemizi kana bulamakla kalmıyor, aynı zamanda tüm dünya emekçilerinin yaşamını da derinden etkiliyor. Artan enerji, gübre ve ham madde fiyatları, emekçilerin sofrasındaki ekmeğin daha da küçülmesi, yoksullaşmanın derinleşmesi anlamına geliyor.

Emperyalist savaş emekçiler için yıkım, ölüm, acı ve yoksulluk demekken, kapitalist şirketler (tekeller) için yeni siparişler, kâr ve büyüme demektir! Nitekim Amerikan silah, enerji ve teknoloji şirketleri kâr rekorları kırıyor. Tekeller ardı ardına yeni siparişler alıyor, ölüm kusan silahları üretmek için fabrikalar gece gündüz çalışıyor.

Emperyalist Savaşa Hayır

Kardeşler!

ABD, başını çektiği bu emperyalist savaşla enerji kaynaklarını ve ticaret yollarını ele geçirmeyi, dünyadaki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Trump, İran petrolünü ele geçirmek istediğini ve herkesin ABD’ye biat etmesi gerektiğini söylemekten çekinmiyor. Ancak savaşın asıl nedeni Trump’ın çılgın ve hastalıklı kişiliği değildir. Savaşa neden olan, kapitalist sömürü düzeninin işleyiş yasalarıdır.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı korkunç felaketlere yol açtıktan sonra, “bir daha asla” deniyordu ama savaş devam ediyor. Son 25 yıldır ABD’nin başını çektiği emperyalist savaş, aslında bir Üçüncü Dünya Savaşıdır! Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Filistin, Lübnan, Yemen, Ukrayna ve şimdi de İran… Bu savaşın merkezi Ortadoğu’dur ve İran savaşıyla birlikte sayısız ülke bu ateş topu tarafından yakılmaya başlanmıştır.

Emperyalist-kapitalist barbarlık, dünyamızı tehdit ediyor. Günümüz dünyası, bütün ülkelerin emekçilerinin kaderinin ortaklaştığı bir dünyadır. Dünya ekonomisi, iç içe geçerek organik bir bütün oluştururken, teknoloji ve üretim araçları muazzam bir gelişme kaydetmiştir. Bir yeryüzü cenneti kurabileceğimiz modern ileri teknoloji, açgözlü emperyalist-kapitalistlerin elinde korkunç bir yıkım aracına dönüşmektedir.

Savaşı isteyen ve savaştan çıkarı olan, emperyalist güçler ve kapitalist tekellerdir. Biz barış istiyoruz! Bizim için barış; sömürünün ve savaşların olmadığı, teknolojinin insanlığın ortak yararına kullanıldığı özgür bir dünyadır.

Kardeşler!

Türkiye’deki AKP-MHP iktidarı da ABD ve İsrail haydutluğunun destekçisi konumundadır. Bir NATO ülkesi olan Türkiye, askeri üsler ve radar sistemleri başta olmak üzere birçok konuda ABD’nin bir dediğini iki etmiyor. Akşam sabah “Filistin davası” diye nutuk atanlar, arka kapıdan İsrail ile ticarete devam ediyor. Sonra da İsrail’in hedefinin Türkiye olduğunu söyleyerek halkı korkutmaya ve iktidarın arkasına yığmaya çalışıyorlar.

Bir taraftan “dış düşman” öcüsüyle halkı korkutan iktidar, öte taraftan her türlü baskı ve zorbalığı kullanarak toplumu susturmak istiyor. Çünkü işsizlik ve yoksulluk emekçilerin canını yakarken, iktidar ve çevresi zenginleşmeye, aşırı lüks bir yaşam sürmeye devam ediyor. Milyonlarca emekli, kelimenin gerçek anlamında sefalete mahkûm edilmiştir. Ne eğitimde ne de işte olan gençlerin sayısı 6 milyonu aşmaktadır. İş bulamayan, kendilerini işe yaramaz ve anlamsız hisseden, kendilerine olan öz saygılarını kaybeden genç kuşaklar, depresyon çukuruna itilmiştir. Patronlar sınıfı, MESEM projesi adı altında işçi sınıfının çocuklarını bedava sömürerek kârlarını büyütürken, onlarca çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybediyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için, her gün en az 5 işçi iş cinayetlerinde ölüyor. Bu sömürü ve şiddet sarmalından en ağır darbeyi ise kadınlar alıyor. Kadını ev içine ve gerici rollere hapsetmeye çalışan iktidar, gerek politikaları gerekse söylemiyle cinsiyet ayrımcılığının ve erkek şiddetinin önünü daha fazla açıyor.

Emeğin yağmalanmasında sınır tanımayan kapitalist sınıf, doğanın yağmalanmasında da sınır tanımıyor. Bu rejim, madencilik adı altında tüm ülkeyi boydan boya sermaye sınıfının yağmasına açmıştır. Yandaş şirketler, köylülerin yıllarca emek vererek var ettiği zeytinlikleri söküyor, halkın toprağına çöküyor, gasp ediyor. İktidar ise devlet gücünü, toprağını savunan köylülerin karşısına dikiyor, işkence ediyor, direnenleri tutukluyor ve holdingleri koruyor.

Rüşvet ve yolsuzluk, kapitalist sömürü düzeninin hamurunda var. Sağıyla soluyla tüm burjuva düzen partileri yolsuzluğun içindedir. Rejimin nasıl tepeden tırnağa yolsuzluğa gömüldüğünü ve çürüdüğünü cümle âlem biliyor. Gerçek budur ve rejimin CHP’yi hedefe koyarak yolsuzlukla mücadele ettiğini söylemesine kimse inanmıyor. Rejimin amacı, CHP dâhil tüm toplumsal muhalefeti ezmek, seçimleri ortadan kaldırmak ya da anlamsız hale getirmektir.

Tüm demokratik hakları yok eden ve muhalefeti cezaevine dolduran bir rejim Kürt sorununu çözemez. Böyle bir rejimden Kürt halkının demokratik taleplerini anayasal güvence altına almasını beklemek, en hafif ifadeyle saflık olur. Demokratikleşme, bu rejimin doğasına aykırıdır. Nitekim Kürt halkının temsilcileri, sosyalistler, sendikacılar, gazeteciler ve CHP’li belediye başkanları hâlâ cezaevindedir. Sayısız belediye hâlâ kayyumla yönetilmektedir.

Kardeşler!

İşçiler, emekçi kadınlar, emekliler, öğrenciler olarak, yani işçi sınıfı olarak birleşmek, dayanışma içinde olmak ve haklarımız için mücadele etmek zorundayız. Kimse gelip bizi kurtarmayacak! Kurtarıcı bekleyen toplumlar, daima mahvolmaya mecburdur!  Bizi bu sömürü ve yıkım cenderesinden çekip çıkaracak tek yol, sınıfımızın bağımsız eylemidir. Unutmayalım ki gücümüz ve cesaretimiz, işçi sınıfının saflarında örgütlü olmaktan gelir!

1886dan-Bugune-1-Mayis-Mesalesi-Yaniyor

İşte 1 Mayıs, emekçilerin tarihsel gücünü göstereceği gündür! 1 Mayıs, ezilen ve sömürülen insanlığın binlerce yıldır verdiği mücadelenin sembolüdür. İnsanın insana kul köle olmaktan kurtulduğu, sömürünün sona erdiği ve üretimin tüm toplumun yararına yapıldığı bir dünya mücadelesinin adıdır! 1 Mayıs, umudu, kavgayı ve güzel yarınları temsil eder. Dini, dili, kültürü, rengi, yaşadığı coğrafya ne olursa olsun dünya emekçileri aynı bayrak altında birleşir.

1 Mayıs günü dünyanın dört bir yanında, tüm uluslardan emekçiler meydanlara çıkacak; emperyalist savaşa, soykırıma, kapitalist sömürüye, işsizliğe, yoksulluğa, demokratik hakların yok edilmesine, baskı ve zorbalığa HAYIR diyecek! Sadece hayır demekle kalmayacak, aynı zamanda sömürünün ve savaşların olmadığı, eşitliğin ve özgürlüğün hâkim olduğu sosyalist bir dünya özlemini sloganlarla, pankartlarla, marşlarla, türkülerle dile getirecek! Bizler de bu topraklardan, her sene olduğu gibi ülkenin dört bir tarafında meydanları doldurmalı, taleplerimizi haykırmalı, kokuşmuş kapitalist düzene olan öfkemizi dile getirmeli ve sermaye sınıfına gücümüzü göstermeliyiz!

Kahrolsun Emperyalist Savaş!

Savaş Örgütü NATO ve Tüm Emperyalist Paktlar Dağıtılsın!

Kahrolsun Kapitalist Sömürü Düzeni!

Faşizme Karşı Omuz Omuza!

Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın Sosyalizm!

Bijî 1 Gulan!