İstanbul Pendik’ten bir kadın metal işçisi: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kimi kadınlar zulmün, savaşın, yıkımın ortasında kimi kadınlar ise zevk ve sefa içinde, yaşadıkları bambaşka bir dünyada karşılayacaklar. Yine ekranlarda büyük firmaların kadın patronlarının sözde “Kadınlar Günü” mesajlarını göreceğiz, reklamlar izleyeceğiz. Bizim dünyamızla alakası olmayan süslü cümleler duyacağız. Elbette ki gerçeğimiz bu değil. Bizler bütün gün son nefesimize kadar çalışıp sonra da koşar adım geldiğimiz evimizde çocuklarımıza bir tabak yemek hazırlamanın derdine düşüyoruz. Temizlik, ev işleri derken günümüz geçip gidiyor. Kendimize ayıracak ne azıcık bir zaman ne de güç kalıyor. Hâlbuki biliyoruz ki hayat böyle bir şey değil, böyle olmamalı! Biz kadınların yapmak istediği ne çok güzel, ne çok şey var. Ama bunları bir bir elimizden alıyorlar. Düşünmeyelim, sorgulamayalım, siyaset yapmayalım istiyorlar. Her türlü baskıya ve yok etmeye rağmen biz emekçi kadınlar hep varız ve var olacağız. Bu gücü de örgütlülüğümüz sayesinde kazanıyoruz. Çünkü mücadeleye giren kadın zincirlerini kırmaya başlar ve özgürleşir. Özgürleşen emekçi kadınların sosyalizm mücadelesini büyüterek erkek sınıf kardeşleriyle birlikte dünyayı da özgürleştireceğini biliyoruz. Yaşasın 8 Mart!
İngiltere’den bir emekçi kadın: Ben bir göçmen kadınım. Yeni bir ülkede, yeni bir hayata alışmaya çalışırken, dili, kültürü, insanları tanımaya çalışırken bazen yalnız hissettiğim, bazen ise umudumu büyüttüğüm günler oluyor ama biliyorum ki biz emekçi kadınlar, hangi ülkede olursak olalım, hangi dili konuşursak konuşalım, aynı mücadelenin içerisindeyiz.
8 Mart bizim için bir hatırlatma, biz kadınların emeğini, gücünü ve haklarını savunmak için bir ses olma günüdür. Çünkü biz sadece kendimiz için değil, çocuklarımız, kız kardeşlerimiz ve bizden sonraki nesiller için de yürüyoruz bu yolu.
Tüm kadınların eşit, adil ve özgür bir dünyada yaşaması dileğiyle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kocaeli Gebze’den bir eğitim emekçisi: Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini en derinden yaşadığımız yerlerden birisi de aslında eğitim camiası. Kadın idarecilerin sayısının bir elin parmağını geçmediği, kız çocuklarının hâlâ erken yaşta hafızlık adı altında cemaatlere teslim edildiği bugünlerde, kadın öğretmenler olarak bizler de güvenliğimizin olmadığını her gün konuşuyoruz. Çünkü çoğu kez velilerle yüz yüze bırakılıyoruz, şiddetle karşılaşabiliyoruz. Kadınların bunca eşitsizliğe rağmen mücadele ile neleri kazanabileceğini de biliyoruz. 8 Mart’ın tarihi bize bunu hatırlatıyor ve onun ışığında birbirimizden güç alıyoruz.
Kocaeli Gebze’den bir kadın metal işçisi: 8 Mart’ı yaratan mücadeleci emekçi kadınların o dönemki zor koşullara, aile baskılarına, türlü kuşatmalara rağmen savaş vermeleri, direngenlikleri biz işçi kadınlara da güç ve cesaret veriyor. Bizlere farklı bir bakış açısı sağlıyor. Bugünlerde 8 Mart’a özel birçok reklam yapılıyor. Bu reklamlarda hediye alışverişi yapıldığını görüyoruz. Sanki 8 Mart’lar hediye alınıp verilen bir günmüş gibi algı yaratılarak aslında mücadele tarihi unutturulmaya, gerçekler saptırılmaya çalışılıyor. Düzenin, siyasi iktidarın en çok korktukları günlerden biri de 8 Mart’tır. Çünkü kadının ezilmişliğinin farkına varmasını, tacizin, tecavüzün, şiddetin kaynağının sorgulanmasını istemez, gizlerler. Çünkü sorumluları kendileridir.
2025 yılını “Aile Yılı” ilan eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çiftlere kredi verme reklamlarının ardından şimdi de haftanın iki günü sinemalarda ailelere özel %40 indirim uygulanacağı reklamını yapmaya başladı. İktidar sanki aile bireylerini çok düşünüyormuş gibi ikiyüzlüce kampanyalar üretiyor. Ağır çalışma koşullarından, vardiyalardan evli çiftler birbirinin yüzünü göremiyor, çocuklarıyla yeterince zaman geçiremiyor, kimin umurunda. Onlar için önemli olan gençler erken yaşta evlensinler çocuk yapsınlar. Bir de yetmez üç tane yapsınlar! Savaşlarda ölecek asker, çalışacak işçi lazım iktidara. Utanmadan bir de konferanslar düzenleyip kadına verdikleri değerden bahsediyor, aileyi yüceltiyorlar. Madem öyle önce emekçi kadının yükünü hafifletecek adımlar atsınlar. Mesela işçi-emekçi mahallelerde kreşler açarak çocukların bakımını ücretsiz hale getirebilir, kadın işçilerin yükünü hafifletebilirler.
İktidarın aile kavramı içerisinde kadın, bir birey olarak yer almaz. Kadın kocasına iyi bir eş, çocuklarına anne olmalıdır. Çamaşırı, bulaşığı yıkamalı, temizliği, yemeği yapmalı… Kısacası evin bütün işini sırtlamalı, kocasına hizmet etmelidir. Çünkü bu kadının doğal sorumluluğudur! Diyanet işlerinin de sıkça tekrarladığı anahtar cümle, kadının kocasına hizmet etmesi ve ev işleri yapmasıdır. Kadın kocasından izin almadan bir yere gidemez, hiçbir topluma giremez. Hele ki toplumsal mücadeleye hiç giremez! Böylece kadına bir eşya muamelesi yapılıp çelikten olmasa da evin dört duvarı arasına hapsedilir. Bize biçilen bu role “hayır” dediğimizde, itiraz ettiğimizde ise bu çok büyük bir günah olarak görülür. Kadının evdeki emeği ise yok sayılır. Günün sonunda “ne yaptın ki” olur. Oysa ev işleri kadının üzerindeki bir yük olmaktan çıkartılmalı ve toplumsallaştırılmalıdır. Kadının çifte ezilmişliğine son verilmelidir.
Bizi böyle ezmeye yok etmeye çalıştıklarını düşündükçe daha güçlü kadın bireyler haline geliyoruz. Bu da örgütlenip mücadele etmekten geçiyor, tıpkı 8 Mart’ı yaratan sosyalist kadınlar gibi… Haydi, emekçi kadınlar mücadeleye!
Aleksandra Kollontay: Emekçi Kadınlar Günü Nasıl ve Neden Örgütlendi?