Eleanor Marx ve eşi Edward Aveling 1886 sonbaharında ABD’ye ayak bastıklarında, ülke işçi sınıfı ile burjuvazi arasında en sert mücadelelerden birine sahne oluyordu. 8 saatlik işgünü hedefiyle yapılan 1 Mayıs 1886 grevi, muazzam bir etki yaratmış ve işçi sınıfına büyük moral vermişti. Burjuvazi ise yükselen işçi hareketini ezme peşindeydi. İşte 4 Mayıs 1886’da Haymarket’te patlatılan bombaların ardından burjuvazi, anarşist veya sosyalist ayrımı yapmadan devrimci hareketi ve işçi sınıfı mücadelesini bastırmak üzere harekete geçti. Aşağıdaki makalede belirtildiği gibi, tutuklanan işçi önderlerine verilen ölüm cezaları sınıfsaldı ve infaz da sınıfsal bir infaz olacaktı.
Marx’ın küçük kızı Eleanor Marx’ın Wilhelm Liebknecht ile birlikte gerçekleştirdikleri on iki haftalık (Eylül-Aralık arası) kapsamlı ajitasyon ve propaganda turunun amacı, sadece Amerikan işçi sınıfının durumunu incelemek değil, aynı zamanda yükselen sosyalist harekete enternasyonalist bir ruh aşılamaktı. Marx, Aveling ve Liebknecht, Chicago’dan Kansas’a kadar otuz beş farklı şehirde işçilere hitap ederken, Haymarket komplosunu ve düzmece davayı da yakından takip ettiler.
Eleanor Marx’ın eşiyle birlikte kaleme aldığı aşağıdaki makale, hem bir tanıklık hem de karşı-iddianame niteliğinde bir rapordur. Eleanor, davanın tüm hukuki sefaletini ve polis kumpaslarını teşhir edip göz önüne sererken, infazların durdurulması için İngiliz işçi sınıfını da enternasyonal dayanışmaya çağırıyordu. İdamların durdurulması ve davanın yeniden görülmesi için tüm Avrupa’da ve Amerika’da büyük bir kampanya örgütleniyordu.
Amerikan egemen sınıfı, 11 Kasım 1887’de Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel’i idam sehpasına gönderirken sevinç çığlıkları atıyordu. Ancak tüm ezme ve bastırma girişimine rağmen, 1 Mayıs’ın sömürüsüz bir dünya yolunda eşitlik ve özgürlük mücadelesinin nişanesi haline gelmesini önleyemedi.
Çeviri Tarihi: Mart 2026
Çeviri: Gelecek Bizim Gelecek Sosyalizm Grubu
Chicago Anarşistleri
Şu satırların yazıldığı anlarda, Chicago’daki Cook County Hapishanesinde, hiçbir delile dayanmaksızın idama mahkûm edilmiş yedi kişi yatmaktadır. Eğer 11 Kasımdan önce Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesinden bir temyiz kararı alınamazsa veya Illinois Eyaleti Valisi General Oglesby elindeki af yetkisini kullanmazsa; Albert Parsons, Samuel Fielden, August Spies, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel ve Louis Lingg, tüm delillerin masum olduklarını gösterdiği bir suçtan dolayı o gün idam edileceklerdir.
İngiltere’de, hukuk adına işlenen bu suça karşı tepkiler şimdiden artmış durumdadır. Bu tepkinin bilgiye dayalı bir protesto olması amacıyla, Chicago’daki bu adamların davası için mücadele eden herkesin bu gerçeklerle donanmış olması gereken temel gerçekleri sunuyoruz. Bu yazıda yer alan her ifadeye mutlak surette doğru olarak güvenilebilir. Mahkemeyle ilgili ifadeler, davanın New Yorker Volkszeitung’da yayımlanan kelimesi kelimesine tutulmuş günlük raporlarından alınmıştır. Dava sırasında, öncesinde ve sonrasında Chicago’daki diğer olaylara ilişkin açıklamalar, yalnızca bu şehirdeki birkaç dikkatli ve berrak zihinli gözlemcinin defalarca tekrarlanan ve birbiriyle tutarlı tanıklıklarına dayandığı ölçüde yer verilmektedir. Hukuki konulardaki kaynağımız, sanıkların avukatı Yüzbaşı Black’tir. Davayla ilgili en son gelişmeler için kaynaklarımız ise New York Leader ve New Haven Workman’s Advocate gazeteleridir. Görevimize koyulmadan önce, Anarşist olmadığımızı, bilakis Anarşizme karşı olduğumuzu vurgulamamızın tek sebebi; bu ideolojik karşıtlığımızın, mahkûm edilen adamlar için adalet talep ederken argümanlarımızı daha da güçlendiriyor olmasıdır.

Tüm bu meselenin temelinde sekiz saatlik işgünü mücadelesi yatmaktadır. 1886’nın başlarında, Chicago’daki işverenler, çalışanlarının haklarını ellerinden çalıyor ve onları on veya on bir saati aşan akıl dışı sürelerde çalışmaya zorluyordu. Patronların bu bildik hilesine karşı, 1886’nın ilk aylarında Chicago’da işçiler tarafından pek çok miting düzenlendi. Bu mitinglerden biri, 4 Mayıs akşamı Haymarket’te yapılmak üzere çağrıldı. Çağrıyı yapanlar Anarşistlerdi. Birkaç gün önce Pinkerton tetikçileri tarafından McCormick fabrikasının dışında silahsız yedi kişinin katledilmesine karşı özel bir protesto gerçekleştirilecekti. Anarşistlerin bu özel olaydan önceki konuşmaları [boş gürültüden öteye gitmeyen] hep “ses ve öfke” tarzındaydı. Bombalardan ve benzeri şeylerden söz edilmişti.
Ne olup bittiğini anlamak için, daha önce Pall Mall Gazette’de yayımlanan tasvir özetlenebilir. Haymarket, uzun, dikdörtgen şeklinde açık bir alandır. Bu alanın bir ucunda, dikdörtgenin karşılıklı kenarlarında tam olarak birbirine bakan, sağa ve sola ayrılan iki sokak bulunur. Soldaki sokakta polis karakolu yer almaktadır. Sağa ayrılan sokağa saptığınızda, yirmi beş otuz metre kadar aşağıda, sağ tarafta, büyük bir deponun yanından aşağı doğru inen dar ve çıkmaz bir sokak vardır. 4 Mayıs 1886 akşamı konuşmacıların üzerine çıktığı at arabası, işte bu deponun önüne yerleştirilmişti.
Miting barışçıl ve düzenliydi. Yapılan konuşmalar sıradan, alışılageldik siyasi içerikteydi. Sadece Anarşizme değil, bizzat işçi sınıfı hareketine de şiddetle karşı olan Chicago Belediye Başkanı Bay Harrison’ınki de dâhil olmak üzere, tanık ifadeleri bu iki noktada tamamen hemfikirdir. Tam miting dağılmak üzereyken, polisler silahlı bir şekilde karakoldan fırladılar ve tıpkı Mitchelstown’da[1] İrlanda polisinin kalabalığın üzerine yürümesi gibi, Haymarket’i geçerek doğrudan karşı taraftaki sokakta bulunan küçük kalabalığın üzerine yürüdüler. Bombanın fırlatılmasından önce polisin ateş açıp açmadığı konusunda deliller birbiriyle çelişmektedir. Ancak delillerin ağırlığı, ilk ateşi polisin açtığı yönündedir. Bir bomba fırlatıldı. Bombanın nereden fırlatıldığına dair deliller de çelişkilidir. Kimi tanıklar çıkmaz sokaktan atıldığını söylerken, kimileri Haymarket’e birkaç metre daha yakın bir noktadan atıldığını belirtmiştir. Delillerin ağırlığı ikinci ifadeyi destekler niteliktedir. Bombayı kimin attığına dair ise hiçbir delil ortaya konamamıştır. Sanıklardan tek birinin bile bombayla doğrudan ya da dolaylı olarak bir bağlantısı delillerle kurulamamıştır. Chicago’da, her siyasi görüşten işçiler arasında çok yaygın olan kanı, tıpkı Listdoonvarna’da silahlı saldırıyı Cullinan’ın planlaması gibi, bombanın da bir ajan provokatör tarafından atıldığı yönündeydi.
Eğer gerçek buysa, tıpkı Cullinan vakasında[2] olduğu gibi, polis ajanı kendisinden beklenenden çok daha fazlasını yapmış demektir. Bu bombalama eyleminin sonucunda yedi polis öldü, birçoğu da yaralandı. Dikkat edilecektir ki tam yedi adam idama mahkûm edilmiştir ve sanki yaralıların bedelini dengelemek istercesine, sekizinci bir adam da on beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Amerika’da bu sayısal denklikte (yedi ölüye yedi idam) tesadüfi hiçbir yan görmeyi reddedenlerin sayısı hiç de az değildir.
4 Mayıs gecesi yaşanan olayların ilk ve en doğrudan sonucu olarak, Chicago büyük bir paniğe kapıldı ve bu panik kısa sürede tüm Birleşik Devletler’e yayıldı. Neredeyse tam bir ağız birliği içindeki [burjuva] gazeteler, intikam çığlıklarıyla uluyorlardı, adalet umurlarında değildi. Chicago’da çok sayıda insan hiçbir yakalama kararı olmaksızın derdest edilip tutuklandı. Bunların bir kısmı üç-dört ay boyunca hapishanede tutuldu ve ardından hiçbir yargılama yapılmaksızın polis tarafından serbest bırakıldı. Pek çok ev, arama izni olmaksızın polisler tarafından basılıp darmadağın edildi. Tutuklanan bu büyük insan kalabalığı arasından, nihayetinde sekiz kişi polis tarafından yargılanmak üzere kurban seçildi. Tuhaftır ki City of Chicago gemisiyle Atlantik’i geçerken o yargılamanın tutanaklarını okumak, (Reuter’in ve sıradan gazetelerin çarpıtılmış beyanatları nedeniyle) başlangıçta sanıkların suçlu olduğunu düşünen bizlerin bu kanaatini değiştirmiş ve bizi onların masumiyetine sarsılmaz bir biçimde ikna etmiştir.
Dava, zaman olarak 4 Mayıs olayına o kadar yakın bir tarihte yapıldı ki sakin ve adil bir adli soruşturmanın yürütülmesi imkânsızdı. Şehirde ve aslında tüm Amerika’da öfke ve panik hâlâ kol geziyordu.
Aynı şekilde, dava mekân olarak da 4 Mayıs olayına çok yakın bir yerde görülüyordu. Chicago’da konuya ilişkin oluşan hissiyat göz önüne alınarak, davanın başka bir yere nakledilmesi için Mahkemeye itirazda bulunuldu. Bizim Amerika’da bulunduğumuz süre zarfında, bir vatandaşı vurarak öldürmekten yargılanan Dedektif Joy’un davasında yapılan benzer bir başvuru derhal kabul edilmişti. Oysa Anarşistlerin davasındaki yer değişikliği talebi reddedildi.
Jürinin taraflı bir şekilde özel olarak seçildiğine (sipariş jüri olduğuna) dair deliller son derece güçlüdür. Çağrılan 1000 jüri adayından sadece onu, işçi sınıfı mahallesi olan 14. bölgeden geliyordu. Bu bölgenin nüfusu 130 bindi ve Chicago’nun toplam nüfusu 503 bin 304’tü. 14. bölgeden gelen bu on kişinin tamamı da karakolun sadece birkaç metre ötesinde yaşayan kişilerdi.
Tutukluların avukatı tarafından itiraz edilen bir adam, dava başlamadan önce sanıkların suçlu olduğuna peşinen kanaat getirdiğini itiraf etti. Yargıç Gary bu itirazı reddetti ve bu adamın jüride görev yapmasına izin verdi.
Jüriyi bir araya getirmekle görevli özel mübaşir Ryce idi. E. A. Stevens adında bir kişi, yeni bir yargılama talebi için yeminli yazılı ifade verdi. “Gezici bir satıcı olan E. V. Stevens’ın yeminli ifadesi, ifade sahibinin Otis S. Favor’ı yakından tanıdığını, Favor’ın özel mübaşir Ryce ile samimi olduğunu bildiğini, Ryce jüri üyelerini çağırmakla meşgulken, Favor’ın kendisine –başkalarının da huzurunda– Ryce’ın şu sözleri söylediğini duyduğunu belirtmektedir:
“Bu davayı ben yönetiyorum ve ne yaptığımı çok iyi biliyorum. Bu adamlar ölüm kadar kesin bir şekilde asılacaklar. Öyle adamları çağırıyorum ki, sanıklar onlara itiraz etmek zorunda kalacak ve itiraz haklarını tüketip boşa harcayacaklar.”
Sanıkların avukatları daha sonra Favor’ın, Mahkemenin emriyle zorlanmadıkça açıkça ifade vermek veya yeminli beyanda bulunmak üzere mahkemeye gelmeyi reddettiğini söyledi. Bu nedenle Mahkemeden Favor’ın mahkemeye gelmesini zorunlu kılacak bir celp çıkarmasını talep ettiler… Yargıç Gary ise “bu talebi reddediyorum” dedi.
Favor, Mahkemeye gelip Stevens’ın bu yeminli ifadesini doğrulamak ya da yalanlamak konusunda isteksizdi. Savunma Avukatı Yüzbaşı Black, Yargıç Gary’den Favor’ın katılımını emreden bir mahkeme celbi çıkarmasını talep etti. Yargıç Gary bu başvuruyu da reddetti.
Davaya bakan yargıcın asıl karakteri, yukarıda verilen gerçeklerle yeterince açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Buna, Yargıç Gary’nin Eyalet Savcısı Grinnell’i desteklemedeki ısrarı ile savunma avukatı Yüzbaşı Black ve meslektaşlarına karşı sergilediği aynı derecedeki inatçı muhalefeti de eklenebilir. Gary, Bay Grinnell’in polislerin kan lekeli giysilerini delil olarak mahkemeye sunmasına izin verdi. Yüzbaşı Black bu durumu protesto ettiğinde, Yargıç Gary savcılık makamının müdahalesiz bir şekilde fütursuzca şu yorumu yapmasına göz yumdu: “Onların parçalanmış cesetlerini de getirebilirdim.” Sanıklardan herhangi birinin bu kitabı gördüğüne dair tek bir delil olmamasına –ve içlerinden ikisinin, Fielden ve Parsons’ın, okuyamadığı bir dilde yazılmış olmasına– rağmen, Johann Most’un bir eserinin delil olarak sunulmasına ve mahkemede bu eserden uzun bölümler okunmasına müsaade etti. Dava sona erdiğinde, dürüstlüğü tartışılamaz tanıkların beyanlarına göre Yargıç Gary, mahkeme salonunun dışında bekleyen eşinin yanına gitmiş ve şöyle demişti: “Her şey yolunda anne [o dönem eşe anne demek yayın bir ifadeydi]. Yedisi asılacak, biri on beş yıl yedi. Her şey yolunda.”
Bay Grinnell’in davayı yürütme yöntemi, buraya kadar anlatılanlardan çoktan anlaşılmış olmalıdır. Daha ileri bir örnek olarak onun sadece tek bir sözünü eklememiz yeterlidir: Polisin, Spies’ın evine hiçbir arama izni olmaksızın zorla girmesinin ardından anahtarları alınmıştı. Duruşmada, anahtarlar delil olarak sunulduktan sonra, sahibine iade edilmeleri için başvuruda bulunulduğunda Bay Grinnell şöyle yanıt verdi: “Oh, zaten onlara bir daha asla ihtiyacı olmayacak.”
Adamların asılmaya mahkûm edilmelerine yol açan deliller de tıpkı yargıç ve savcıyla aynı ayardaydı. 4 Mayıs gecesinin gerçeklerine gelince; polisin baş tanıkları Yüzbaşı Bonfield, Bay Seliger, Waller ve MacThompson’dı. Bu dört beyefendi hem kendileriyle hem de birbirleriyle çelişiyorlardı. Üstelik bu dördünden üçünün sicili hiç de tatmin edici değildi. Yüzbaşı Bonfield şu meşhur cümlenin sahibi olarak kötü bir şöhrete sahipti: “Şu Sosyalistlerden ve Anarşistlerden yaklaşık bin tanesini, o lanet olası kadınları ve veletleri olmadan bir kerede şöyle bir arada yakalayabilsem, onların işini çabucak bitiririm.” Bu sözler Haymarket mitinginden önce sarf edilmişti.
Eyalet savcılığının üç itirafçı tanığı olan Wilhelm Seliger, Gottfried Waller ve Gillmer son derece şaibeliydi. Karakolda yaşamakta olan Seliger, polisle pek çok kez konuştuğunu ve onlardan para aldığını itiraf etmişti. “Her şeyi gördüğünü” iddia eden Gillmer; Schnaubelt’in (ki hiçbir zaman yakalanamadı) bombayı attığına, Spies’ın bombayı ateşlediğine, Fischer’in ise Spies ve Schnaubelt ile birlikte olduğuna dair ifadeler vermişti; oysa kendisi işsiz güçsüz, yarı-serseri biriydi. Hapishanede tutuluyordu ve ne sorgu yargıcının önünde ne de olaydan günler sonrasına kadar gördüğü şeyi anlatmıştı. Çıkmaz sokaktaki adamların fizyonomisine ve yüzlerine dair her ayrıntıyı biliyordu ama yapılan konuşmalara dair tek bir kelime dahi hatırlamıyordu. Bay Jansen ve Bay Shea iki dedektifti. Jansen on altı ay boyunca Anarşist örgütün bir üyesi olmuş, gizli toplantılara katılmış, bunlara dair polise notlar sağlamış ve Anarşistlerin enerjisi düştüğünde onları kışkırtarak ajan-provokatörlük yapmıştı. Shea ise Spies hapisteyken, ona içeriğini göstermeden suçlayıcı bir belgeyi imzalatmayı denediğini itiraf etmişti.
Ticari bir gezgin olduğunu iddia eden Malcolm Thompson adında biri, Spies ve Schwab arasında geçen ve “tabancalar” ile “polis” kelimelerinin telaffuz edildiği, “Bir tanesi (yani bir bomba) yeterli olacak mı?” sorusunun sorulduğu bir diyaloğa kulak misafiri olduğuna yemin etmişti. Ancak kendisi tek kelime dahi Almanca anlamadığını itiraf etmişti; Spies ve Schwab’ın ise kendi aralarında her zaman Almanca konuştukları kanıtlanmıştı.
Bunların karşısına, ilk olarak kendi içlerindeki çelişkiler, ikinci olarak ise bağımsız tanıklardan oluşan bir ordunun ifadeleri konulabilir. Bu tanıklıklar Haymarket mitinginin barışçıl ve düzenli olduğunu, pek çok kadının orada bulunduğunu, hiçbir kışkırtıcı konuşma yapılmadığını gösteriyordu. Nitekim Freeman adında biri Parsons, Fielden ve Spies’ı, Gillmer’in iddia ettiği gibi çıkmaz sokakta değil, kürsü olarak kullanılan at arabasının üzerinde görmüştü. Parsons’ın yağmur yağdığı için mitingi ertelemeyi önerdiğini duymuştu; Fielden’ın “Ben hazırım, bir dakika bekleyin, sonra gideriz” dediğini işitmişti. 76 yaşındaki Dr. James Taylor, bomba çıkmaz sokağın yirmi fit uzağındaki bir noktadan fırlatıldığı sırada bizzat çıkmaz sokağın içindeydi. Onun ifadesi, polisin müdahalesine kadar mitingin kusursuz derecede barışçıl karakteri konusunda özellikle çok netti.
Fakat bilhassa Chicago Belediye Başkanı Bay Harrison’dan alıntı yapılmalıdır. Kendisi, patlamadan yirmi dakika öncesine kadar mitingde bulunmuştu. Miting başlamadan önce Yüzbaşı Bonfield ile, eğer barışçıl bir miting olmazsa toplantının dağıtılması gerektiği konusunda anlaşmıştı. Konuşmaların genel tonu öyle bir nitelikteydi ki, toplantıyı dağıtmak zorunda kalacağı bir noktaya varılmasından çekinmişti. Ancak herhangi bir güç kullanımı tehdidi ortaya çıktığı an bunu yapmaya kararlıydı. Parsons’ın sadece siyasi bir nutuktan ibaret olan konuşmasını dinledi. Ardından karakola gitti, polis şefi Yüzbaşı Bonfield’ı gördü; ona konuşmanın son derece uysal olduğunu, hiçbir sorun çıkmayacağını ve adamlarının evlerine gitmesinin daha iyi olacağını söyledi. Bundan sonra Belediye Başkanı Harrison, her şeyin yolunda olduğunu düşünerek karakoldan ve Haymarket’ten ayrılıp evine gitti. Belediye başkanının arkasını dönmesiyle birlikte, Bonfield adamlarını derhal kalabalığın üzerine sürdü.
İşte tüm bu olanlara dayanarak ve böylesi sözde deliller karşısında, jüri sanıkları suçlu buldu. Yedi adam ölüme mahkûm edildi ve mitingde hiçbir zaman bulunmadığı kanıtlanmış olan Neebe, on beş yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Dava ve karardan sonra Chicago Tribune, korku hezeyanının ardından gelen sevinç kriziyle “Chicago Anarşistleri Asıyor!” manşetini atmıştı. Yargılama boyunca her gün mahkûmiyet ve idam çığlıkları atan bu yayın, tüm o şok edici gazeteler arasında en utanç verici ve en ahlaksız olanıydı. Söz konusu gazete, görevlerini yerine getirdikleri(!) gerekçesiyle jüri üyelerine sunulmak üzere 100 bin dolarlık bir bağış toplanmasını teklif etti.
Hüküm Ağustos ayında verildi. İdam için belirlenen tarih geçen yılın 3 Aralık günüydü. Yeni bir yargılama için ilk başvuru bizzat Yargıç Gary’nin kendisine yapıldı ve onun tarafından reddedildi. Ancak Eylül, Ekim ve Kasım ayları boyunca halkın hissiyatında bir değişim yaşandı. Anarşizmin öğretilerine tamamen karşı olan pek çok kadın ve erkeğin konuşmaları ve yazıları, Amerikan halkının adalet duygusuna yapılan sürekli çağrılar, Mayıs olaylarının ve o rezil gazete makalelerinin içine sürüklediği akıl dışı korku halinden ulusun yavaş yavaş kurtulması… Bunlar ve diğer şeyler etkisini gösterdi. 1886 Kasımındaki seçimler yaklaştığında, kamuoyunun büyük bir kısmı yeni bir yargılamadan yana tavır almıştı. Sonra, seçimlerde İşçi Partisinin (Labor) başarısı bir yıldırım gibi düştü. Şükran Gününde (25 Kasım), Chicago Anarşistlerinin yorulmak bilmez ve muhteşem avukatı Yüzbaşı Black, bir yürütmeyi durdurma kararı almayı başardı.
Pratikte bu erteleme kararı, meselenin yeni bir yargılama başvurusu temelinde Illinois Eyaleti Yüksek Mahkemesine taşınmasına olanak tanıdı. Erteleme kararı verilir verilmez halkın heyecanı yatıştı. Herkes hukuksuzluğun farkına varmıştı ve artık o ilk günlerdeki öfkeli paniğin geride kalması ve daha sakin bir muhakemenin hâkim olmasıyla birlikte, yeni ve adil bir yargılama kararı verileceğine inanılıyordu.
Bu yılın 18 Martında dava Illinois Eyaleti Yüksek Mahkemesinin önüne geldi. Mahkemenin kararı 20 Eylülde açıklandı. Karar oybirliğiyle sanıkların aleyhineydi ve alt mahkemenin hükmünü onadı. On sekiz aydan uzun süredir hapiste olan adamların idamı 11 Kasıma ayarlandı. Chicago Enquirer’dan yapılacak bir alıntı, bu temyiz sürecinde sanıklara nasıl muamele edildiğini gösterecektir:
“Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından sunulan «görüşte», temyizde gündeme getirilen hususların çoğu tamamen görmezden gelinmiştir. Dahası da var: Alt «mahkemede» bir mahkûmiyet elde etmek için dedektifler tarafından uydurulan deliller üst mahkemeyi tatmin etmemiş ve üst mahkeme, eksik olanı itaatkâr bir şekilde kendisi tedarik etmiştir. Sadık bir vatandaşa ne kadar inanılmaz görünse de, görüşü kaleme alanın «duruşmada» verilen delilleri tahrif ettiği gerçeği ortadadır! Tutanaklardaki hiçbir delille desteklenmeyen hususlar varsayılmış, diğer tanıklıklar çarpıtılmış ve saptırılmıştır. Kısacası, Eyaletimizin Yüksek Mahkemesi sanıklara karşı tamamen yeni bir dava uydurmuştur. Anlaşılan o ki, orijinal davanın «hiçbir işe yaramadığı» düşünülmüştür.”
Amerika’da halkın heyecanı anında humma derecesine yükseldi. İşçi sınıfı bu mesele yüzünden ayaklanmış durumda. Anarşist, sosyalist, anarşist karşıtı veya sosyalist karşıtı demeden herkes şaşkınlık içinde, öfkeli ve baştan aşağı galeyana gelmiş halde. Chicago hariç her yerde mitingler düzenleniyor, bu yargısal cinayeti (judicial murder) kınayan kararlar alınıyor. Gerici George’culardan [Henry George takipçileri] en ileri sosyalistlere kadar her siyasi renkten tanınmış işçi sınıfı temsilcileri, bu konu hakkında cesurca seslerini yükseltiyorlar. Tıpkı kapitalistler ve onların yayın organları gibi, onlar da bu cezanın Amerika’da sermaye ile emek arasında başlayan ölümüne savaşta vurulan ilk sarsıcı darbe olduğunun farkındalar. İşçi sınıfından yana hiçbir eğilimi olmayan Bridgeport Examiner, Texas Southwest, Kansas Critic gibi gazeteler bile, Cleveland Workman veya Paterson Labour Standard gibi açıkça işçi sınıfı organı olan gazetelerden neredeyse hiç aşağı kalmayacak şekilde açık sözlüler.
Chicago’da duygu yoğunluğu çok yüksek. Ücretli işçiler arasında, mahkûm edilen adamların kitlesel bir histeriye ve kapitalist basının çığlıklarına kurban edildikleri düşünülmektedir. Ticaret burjuvazisi arasında ise kendi güvenliklerinin, cezanın infaz edilmesini gerektirdiği düşünülmektedir. Artık meselenin Anarşizm meselesi değil, egemen sınıfların emekçi yığınlara karşı savaşı olduğu herkes tarafından hissedilmektedir. Bu ceza, sınıfsal bir cezadır; infaz da sınıfsal bir infaz olacaktır. Chicago bir kuşatma halindedir. Neebe, 26 Eylülde Cook County Hapishanesi’nden Joliet’e nakledilirken, onun naklini “haber yapmak” için gelen çeşitli gazetelerin muhabirleri; itirazlarına ve sert direnişlerine rağmen, Neebe hapishaneden güvenli bir şekilde gizlice çıkarılıp tren istasyonuna götürülene kadar hapishaneye kilitlenmişlerdir. Bayan Parsons, kocasının Amerikan halkına yaptığı çağrıyı sokaklarda dağıttığı için tutuklanmıştır. Şehirde –konuşmacılar ne kadar ılımlı veya muhafazakâr olursa olsun– mahkûm edilen adamların davasıyla ilgili tüm toplantılar yasaklanmıştır.
Bu arada Yüzbaşı Black, Amerika’nın önde gelen anayasa hukukçularından biri olan General Pryor’a danışmak üzere New York’tadır. Kararın bozulması (temyiz) için Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesine başvuracaklar. Bu karar Yüksek Mahkemenin herhangi bir yargıcı tarafından verilebilir ve o zaman tüm dava, incelenmek ve yeni bir yargılamanın yapılıp yapılmayacağına karar verilmek üzere söz konusu Mahkemenin önüne gelir. Alt-mahkeme tarafından savunma avukatlarının dava kayıtlarını kullanması reddedilmiştir ve General Pryor’a göre bu, emsali görülmemiş bir reddediştir. Eğer itiraz kararı kabul edilirse, idam 11 Kasımda gerçekleştirilemez. Korkarız ki çok ihtimal dâhilinde olmasa da, Yüksek Mahkemenin yeni bir yargılama kararı vermesi mümkündür. Bu durumda, adamların daha önce mahkûm edildikleri türden delillerle suçlu bulunmaları imkânsızdır. Her halükârda, af yetkisinin kullanılması için Illinois Valisi Oglesby’ye son bir başvuru yapılabilir.
İngiltere’de işçi sınıfı, bu adamların kurban edildiği adli cinayeti protesto eden ve yeni bir yargılama talep eden mitingler düzenleyip kararlar alarak Amerikalı kardeşlerinin ellerini güçlendirebilir. Eğer işçilerin mümkün olan her toplantısında bu tür kararlar alınırsa, eğer her Radikal Kulüp[3] konuyu gündemine taşır ve bu kulüpler bir bütün olarak harekete geçerse ve eğer alınan bu kararların birer kopyası aşağıda belirtilen mercilere gönderilirse, İngiliz işçileri adaletin yerini bulması için ellerinden geleni yapmış olacaklardır:
- New York’taki The Leader gazetesine,
- Washington’daki Yüksek Mahkeme’ye,
- Illinois Valisi General Oglesby’ye,
- Londra’daki Central News ajansına,
- Ve bu kararları yayınlaması muhtemel herhangi bir İngiliz gazetesine.
Bu adımlar atıldığı takdirde, dayanışma sesini okyanusun ötesine ulaştırmak mümkün olacaktır. Londra’nın birçok Radikal Kulübü, başta Patriotic, East Finsbury, North Camberwell, Peckham Reform, Tower Hamlets Radical olmak üzere, bu konuda aktif adımlar atmaktadır. Genel olarak Radikal Kulüplerin ortak bir toplantı yapması ve bu toplantının sonucunun bir heyet vasıtasıyla Amerikan temsilcisine iletilmesi önerilmektedir. Bu konuda yardım etmek isteyen herhangi bir kulüp veya işçinin Clerkenwell Green’deki Patriotic Kulübü Sekreteri ile iletişime geçmesi rica olunur. Bu davaya dair gerçekleri bu makalede kısaca anlatmamızın nedeni, işte gücümüz yettiğince her şeyi yapma amacıdır.
Eleanor Marx Aveling ve Edward Aveling, Kasım 1887
Kanyak: https://www.marxists.org/archive/eleanor-marx/works/chicago.htm
[1] Mitchelstown Katliamı: 9 Eylül 1887’de İrlanda’nın Mitchelstown kasabasında, İngiliz sömürge yönetimine karşı düzenlenen bir miting sırasında, sömürge yönetimine bağlı polisin kalabalığa ateş açarak üç kişiyi öldürdüğü olaydır. Eleanor Marx bu benzetmeyle, Chicago polisinin silahsız işçilere yönelik saldırganlığını, İngiliz emperyalizminin İrlanda’daki sömürgeci, baskıcı ve zorba polis yöntemlerine benzetmektedir. (ÇN)
[2] Cullinan Vakası: 1887’de İrlanda’nın Lisdoonvarna bölgesinde yaşanan bir polis komplosudur. Polis muhbiri Cullinan, İrlanda’daki köylü direnişini kırmak için Lisdoonvarna yakınlarında bir eve silahlı saldırı düzenlenmesini bizzat planlamış, köylüleri kışkırtarak bu eyleme dâhil etmiş, sonra da pusu kuran polislere onları yakalatmıştır. Eleanor Marx ve Edward Aveling bu örneği vererek, Haymarket’teki bombanın da benzer şekilde bir “ajan provokatör” tarafından atılmış olabileceğine dikkat çekmektedir. (ÇN)
[3] Radikal Kulüpler: 19. yüzyıl İngilteresi’nde işçi kitlelerinin sendikal örgütlenmelerin dışında bir araya geldiği; genel oy hakkı, parlamento reformu ve monarşi karşıtlığı gibi burjuva demokratik talepleri savunan ilerici kitle örgütleridir. Sosyalist değillerdi, kapitalizmin demokratikleşmesini hedefliyorlardı. (ÇN)
