Antep’te Sermayenin Zorbalığına Karşı İşçilerin Onurlu Mücadelesi!
Cem Asyalı, 18 Şubat 2025

Antep Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde patronların dayattığı yüzde 30’luk sefalet zammına karşı binlerce tekstil ve dokuma işçisi üretimi durdurup direnişe geçti. Fiili grevin sanayinin geneline yayılmaya başlaması ve işçilerin ortak bir mücadele hattı örmeye çalışması patronları korkuttu. İktidar partisinin, devlet bürokrasisinin, patron örgütlerinin, yereldeki burjuva siyasetinin, sermaye medyasının iç içe geçerek oluşturduğu Antep’teki oligarşik yapı, en ufak bir itiraz istemiyor, işçilere adeta kölelik düzeni dayatıyor. Yargı, polis, medya gibi tüm burjuva aygıtlar devreye sokularak direniş zorbalıkla kırılmaya çalışılıyor, işçilerin talepleri yok sayılıyor.

BİRTEK-SEN öncülüğünde mücadele eden işçiler, 13 Şubatta AKP milletvekili İrfan Çelikaslan’a ait Çelikaslan Tekstil önünde toplu halde ortak açıklama yapacaklarını duyurmuşlardı. Patronların ve kendilerini satmış şeflerin, müdürlerin tüm tehdit ve şantajlarına rağmen işçiler üretime başlamayıp direnişi sürdürmekte ısrar edince bu kez valilik devreye sokuldu.

Fiili OHAL!

Antep Valiliği, 12 Şubatı 13 Şubata bağlayan gece –tam da ertesi gün pek çok fabrikadan işçi bir araya toplanıp açıklama yapacakken– aldığı bir kararla kent genelinde 15 günlük eylem yasağı ilan etti. Patronların istekleri doğrultusunda alınan karar, esasında fiili OHAL demektir. Yapılan açıklamada işçilerin “bekleme”sine dahi tahammül olmadığı anlaşılıyordu. Valiliğin duyurusuna Organize Sanayi Bölgelerinin de dâhil edildiği özellikle vurgulanıyordu. Belli istisnai durumlar hariç tutularak “tüm toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması, açık ve kapalı yer toplantısı ile protesto eylemi, miting, çadır kurma, bekleme eylemi, oturma eylemi, stant açma, açlık grevi, anma töreni, afiş, pankart ve poster asma, el ilanı ve bildiri dağıtma, imza masası açma, meşale yakma ve taşıma, konferans, panel, seminer, kermes, yardım toplama faaliyetleri vb. her türlü eylem/etkinliklerin” 15 gün boyunca yasaklandığı ilan edildi.

Antep Valisi Kemal Çeber’in açıklamaları, yasak kararının neden alındığını ve kimin çıkarlarına hizmet ettiğini gözler önüne serdi. İşçilerin sefalet ücretine karşı haklı direnişini kamu düzenini bozmak olarak nitelendiren Vali, aslında “patronların huzurunu bozmamak için harekete geçtiğini itiraf etmiş oldu. Vali açıkça “önceliklerinin çarkların dönmesi” olduğunu söyledi. Sermayenin kâr çarkının durmasını istemeyen iktidar, devletin tüm imkânlarını devreye soktu. Valilik, işçilerin yan yana gelmesini, birbirlerini görmesini, temas kurmasını tehdit olarak görüp bekleme eylemidiye bir şey icat edip onu da yasakladı. Baskı ve yasakların yanı sıra e-devletten sendikaya üye olma sistemi dahi askıya alındı. Nicedir tüm yönetim iplerini eline alan ve burjuva hukukunun köküne kibrit suyu döken rejim, hiçbir sınır tanımadığını son günlerde muhaliflere ve işçi eylemlerine yönelik baskı dalgasıyla gösteriyor.

Valiliğin kentte fiili OHAL ilan etmesinin hemen ardından direniş çadırları polis zoruyla söküldü, ertesi gün Çelikaslan fabrikası önünde toplanmak isteyen işçilerin önüne türlü engeller çıkartıldı, işçiler fabrikalarda zorla tutuldu. Basın açıklamaları ve protesto gösterileri fabrika önlerine kurulan polis barikatlarıyla engellendi. İşçilere hareket alanı bırakılmaması üzerine sendika başkanı Mehmet Türkmen, Çelikarslan fabrikasının önüne gitmesinin engellendiğini duyurdu. İşçileri, emek ve demokrasi mücadelesi veren herkesi 14 Şubatta Demokrasi Meydanında buluşmaya ve taleplerini dile getirmeye çağırdı. Ancak bu kez de Mehmet Türkmen evinin önünden gözaltına alındı, keyfi bir şekilde saatlerce tutuldu ve işçilerin Demokrasi Meydanına girmesi engellendi. İşçilerin sendika binasına toplu yürüyüşüne dahi izin verilmedi. Saatler sonra serbest bırakılan Türkmen, 16 Şubatta bir kez daha gözaltına alındı ve “çalışma hürriyetinin ihlali” ve “suç işlemeye tahrik” iddialarıyla tutuklandı.

Peki, Türkmen’in “suçu” neydi? İşçilerin birlik olmasını sağlamak mı? Patronların açgözlülüğüne karşı işçileri bilinçlendirmek mi? Ancak bu korku operasyonu işçileri yıldıramadı! İşçiler direnmeye devam etti. Türkmen, gözaltı gerekçesini ancak üç saat sonra öğrenebildi: Şireci Tekstil patronu tarafından “işçileri kışkırtmakla” suçlanmıştı! Patronun ifadesine göre, işçiler sendikanın çağrısıyla greve çıkmış, üretim durmuş, bu yüzden büyük maddi zarara uğramıştı.

Yani işçilerin sefalet içinde yaşaması önemli değil, önemli olan sanayinin çarklarının dönmesi ve patronların kâr etmeye devam etmesidir! İşçinin yaşam koşullarını bir nebze olsun iyileştirmek, evine götürdüğü ekmeği bir parça büyütmek, Pazar günleri çocuklarının yüzünü görmek istemesi işçiye çok görülüyor. Antep’te tüm devlet gücünü patronların çıkarları doğrultusunda devreye sokan AKP iktidarı, “sermaye için dikensiz gül bahçesi” yaratmıştır. Bu asla bozulmasın istiyor. Antep gibi sanayi şehirleri, adeta modern kölelik kamplarına çevrilmiş durumda. Antep Valisi, direnişlerin başlamasından sadece birkaç gün önce tekstil patronlarına teşekkürlerini sunarak “her bir fabrika bizim için çok önemli” diyordu. Sermaye sınıfının hizmetkârı olan ve şükranlarını sunanlar, işçilerin nasıl bir sefalet çukuruna itildiğini zerrece umursamazlar.

Antep: Yoğun emek sömürüsü cenneti

Türkiye’nin en büyük tekstil üretim merkezlerinden biri olan Antep’te ülkenin halı ve iplik üretiminin büyük bir kısmı yapılıyor. Ancak bu devasa üretim merkezinin arkasında düşük ücret, yoğun emek sömürüsüyle yaratılan sömürü cenneti var. Tekstil işçileri haftanın yedi günü, çoğu zaman 12 saat ve üzerinde çalıştırılıyor. Fazla mesai ücreti ödenmemesi, sigortasız çalıştırılma, iş kazalarının üstünün örtülmesi, sendikal faaliyetlerin baskılanması gibi uygulamalar bir “norm” haline gelmiş durumda. Yani kuralsızlıklar silsilesi “kural” olmuş!

İşgünü uzadıkça patronların kârı artıyor ancak işçilerin sağlığı ve sosyal yaşam hakkı gasp ediliyor. Patronlar, emek gücü fiyatını en alt seviyeye çekerek uluslararası pazarda rekabet güçlerini artırıyorlar. İşçileri gece gündüz demeden sömürmelerinin doğuracağı tepkiyi yatıştırmak için her zamanki gibi emekçilerin dini inançlarını kullanıyorlar. AKP’li vekil İrfan Çelikaslan’ın sahibi olduğu Çelikaslan Tekstil’de yaşananlar bunun çarpıcı örneğini sunuyor. İşçiler sefalet zammını kabul etmeyip greve çıktığında, patron bizzat fabrikanın kapısına gelip işçileri işbaşı yapmaya zorladı. İşçilerin taleplerini yok saydığı gibi, mücadelelerini de değersiz göstermeye çalıştı, aşağıladı. Dahası işçilerle alay edercesine “zenginliğimi Allah verdi” dedi. Oradaki işçiler haklı olarak itiraz ettiler: “Allah neden bize vermiyor da hep sana veriyor?” Gerçek ortada duruyor. Onun sermayesi işçilerin alın teriyle, yoğun sömürüsüyle büyüdü!

AKP iktidarı, Antep’te patronlara büyük teşvikler sunarak onların kârlarını daha da büyütüyor. Yatırım teşvikleri, vergi muafiyetleri, düşük faizli krediler ve ihracat destekleriyle patronlar palazlanıyor. Bu bölgedeki fabrikaların önemli bir kısmının teknolojik açıdan geri olduğunu ve emek yoğun üretim yaptığını belirtmek lazım… İşte bu noktada patronlar, Suriyeli işçileri çok daha düşük ücrete çalıştırarak ve iş saatlerini alabildiğine uzatarak emek sömürüsünü en üst seviyeye çıkartıyor, rekabet güçlerini artırıyor ve kârlarını büyütüyorlar.

İşçilerin anlattıkları…

Başpınar’daki işçilerle yapılan görüşmeler, bölgedeki sömürüyü tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. AKP milletvekiline ait Çelikaslan fabrikasındaki bir işçi, maruz kaldıkları baskıyı şu sözlerle anlatıyor: “Pazar günü resmî tatil olduğu halde biz burada mesai olarak çalışıyoruz. Arkadaşların ailesi var, hastası var gelmeyebiliyor, bu yüzden erzakları kesiliyor yakıt paraları kesiliyor.

Anlatılanlar patronların işçileri tam anlamıyla köle olarak görmesinin en somut kanıtıdır. İşçilerin sosyal hakları gasp ediliyor, yaşamları hiçe sayılıyor. Patronlar için önemli olan tek şey işçinin durmaksızın üretime devam etmesidir. Aynı işçi taleplerini şöyle belirtiyor: “Bir ışığın yanmasını bekliyoruz biz burada, bu ayazı yiyorsak karşılığını da bekliyoruz burada. Hakkımızı istiyoruz.  33 bin lira maaş istiyoruz, 2 bin lira devamsızlık primi istiyoruz, bayramlarda 10 yevmiye bayram harçlığı istiyoruz, sosyal haklarımızın kesilmesini istemiyoruz pazar günü zorunlu olmayacak, biz 4 gündür ayazı yedik bunu unutmayacağız, Çelikaslan’a da bunu göstereceğiz.

Ücretlerin 33 bin liraya yükseltilmesi nedir ki patronların elde ettiği devasa kârların yanında. Üstelik istenen zam oranı yüzde 80’in üzerinde olan gerçek enflasyonun çok altındadır. İşçinin Pazar günü izin hakkını kullanması bile bir ayrıcalık, bir lütuf olarak görülüyor.

Aynı fabrikada çalışan başka bir işçi, neden direndiklerini can yakıcı bir biçimde anlatıyor: “Oy toplamak için dedi ki siz olmasaydınız biz olmazdık. Biz de bu kelimeyi ona yansıtmaya çalıştık. ‘Hayır’ dedi ‘öyle bir şey yok’ dedi ‘benim zenginliğim Allah vergisi’. Yani biz şoka uğradık. Biz utandık. Kurban olduğum Allah sana o kadar servet veriyor da bize bir ekmek mi veremiyor? Bulgur yiye yiye kafamız çalışmıyor artık. Yaz mevsimi geliyor, herkes Dülük Baba Ormanında kebap yelliyor. Benim çocuklarımın da hakkı değil mi orada kebap yellemek?  Bir Pazar günü gelmezsek sosyal yardımın hepsini bir kalemde siliyorlar. Benim yıllık iznim var. Personel müdürü yukarda devamsız yazıyor ki ben o erzaktan, o yardımlardan faydalanmayayım. Artık tek bir şeyimiz kaldı, direnmek!”

Bu satırlar bir kez daha ortaya koyuyor: Zenginliğin kaynağı işçinin emeği ama payına düşen yalnızca yoksulluk, sefalet, acı ve gözyaşı!

Yalçın Kardeşler fabrikasında çalışan bir işçi, yoksulluğun nasıl derinden hissedildiğini şöyle anlatıyor: “Ayakkabımızın haline bakın hepimizin ayaklarına su dolmuş. Biz ekmek için buradayız. Hakkımızın peşindeyiz. Pazar günü illa gel diyor. Gidip kredi çekiyor çocuğumuza harçlık veriyoruz böyle bir şey mi var? Çocuğa yarın şuraya gideceğiz diyoruz götüremiyoruz. Çocuk ‘baba sen yalan atıyorsun, bizi bir yere götürmüyorsun’ diyor. Yok nasıl götüreyim.

Has Çuval’daki işçilerden birisi, canlarını yakan yoksulluktan dolayı hayal bile kuramadıklarını dile getiriyor: “35 yaşındayım, evliyim. Hayal kuramıyoruz şu anki enflasyon ortamında hayal kurmak imkânsız, araba alayım, ev alayım, çocuğumu evlendireyim… Bunlar imkânsız. Ben ömrümde tatil yapmadım, tatil nedir, nerde yapılır bilmiyorum.”

Çocuklarının karşısında mahcup bırakılan babalar, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren aileler… İşte bu düzenin yarattığı en büyük adaletsizliklerden biri! Patronlar servetlerini büyütürken, işçiler ve çocukları evden dışarı çıkamıyor, sosyalleşemiyor, doğru düzgün karnını doyuramıyor, umutsuzluğa sürükleniyor. Bu sömürü düzeni ve kapitalistler, işçilerin hayal kurmasının bile önüne geçiyorlar. Başpınar işçilerinin mücadelesi, sadece bir ücret artışı talebi değil, aynı zamanda bir onur mücadelesidir. İktidar ve patronların baskısıyla işçilerin grev dalgası geri çekilebilir ama yukarıda işçilerin anlattığı koşullar olduğu sürece yeni grev dalgaları ortaya çıkmaya devam edecek! Sermaye düzeni, iktidarların baskı ve yasakları işçi sınıfının düşük ücretlere, yoksulluğa, sömürüye, horlanıp aşağılanmaya karşı mücadelesini durduramaz!

Rejimin Toplumu Sindirme Operasyonu

İlgili yazılar

Utku Kızılok, 1 Aralık 2014
Gülhan Dildar, 26 Ağustos 2015