6 Şubat Depremlerini Felakete Dönüştüren Yağma ve Rant Düzenidir!
İstanbul/Avcılar'dan bir kadın metal işçisi, 6 Şubat 2025

6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçti. Başta Hatay olmak üzere depremin vurduğu kentlerde anmalar düzenlendi. Hemen herkesin yüzünde acı ve keder vardı; yıkılmış ve kimliğini kaybetmiş kentlerin görünümü de insanlarımız kadar kederliydi.

İki yıl önce o sabah uyandığımızda Maraş’ta büyük bir deprem olduğunu öğrenmiştik. Ama tam olarak ne olduğunu o gün öğleden sonra, daha çok da bir gün sonra öğrenecektik. Çünkü iki deprem de çok büyüktü ve binalar sağlam olmadığı, gerekli hazırlıklar yapılmadığı için depremin şiddeti çok yıkıcı olmuştu. Maraş ve Hatay başta olmak üzere deprem bölgeleriyle iletişim çok zayıftı, iktidar ise ortada yoktu.

İkinci gün daha iyi anladık: Maraş Pazarcık’ta saat 04.17’de meydana gelen deprem 7,7 büyüklüğünde, Elbistan’da ise saat 13.24’te meydana gelen deprem 7,6 büyüklüğündeydi. Depremin merkezi Maraş’tı ama depremden 11 kent etkilenmiş ve fay hattı üzerindeki tarihi kent Hatay korkunç bir şekilde yıkılmış ve binlerce insan enkaz altında kalmıştı. Egemenler toprakları bölüp sınır çiziyorlar ama coğrafya sınır tanımıyor. Aynı depremde Suriye’nin birçok kenti de yıkılmıştı. Resmi açıklamaya göre 50 binden fazla insan hayatını kaybetti, oysa bölge halkı ve birçok uzman gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğunu söylüyor. Birçok aile yakınlarının cansız bedenlerini dahi bulamadı. Türkiye emekçilerinin depreme hazırlıksız yakalandığı, insanların çaresiz kaldığı ve tarifi mümkün olmayan acıların yaşandığı o günü hafızalarımızdan silmek mümkün değil.

Depremin hemen ardından emekçiler yardıma koştular. Sendikalar, sosyalist örgüt ve partiler deprem bölgesine gittiler, büyük bir dayanışma örgütlediler, halka yardım ettiler. Ben de o günlerde Hatay’a giderek örgütlenen dayanışmanın bir parçası olduğum için mutluyum. Enkaz altındaki insanların yakınlarının çığlığını televizyonlarda, sosyal medyada duymuş, okumuştuk. Deprem bölgesindeki insanlardan canlı olarak da duyduk, dinledik. İktidar günlerce sessizliğe bürünürken, yükselen tek ses beton yığınları arasında kalan emekçi halkın “kimse yok mu” çığlıklarıydı. Çaresizliğin, acının ve terk edilmişlik duygusunun yarattığı öfke enkaz yığınları arasında yankılanıyordu. Depremzedelerin “devlet nerede, neden kurtarmaya gelmiyorlar” çığlıkları yükseliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise kameralar karşısına geçip devlet nerede diyenleri tehdit ediyor ve “not ediyoruz” diyordu.

Her ne kadar not ediyoruz tehditleri savursalar da gerçekleri gizleyemediler. İktidarın sarıldığı “asrın felaketi” teranesi devlet kurumlarının, belediyelerin sorumsuzluğunu, vurdumduymazlığını, umursamazlığını kapatmaya yetmedi. Depremi asrın felaketine dönüştüren bu iktidarın rant ve yağma politikalarından başka bir şey değildi. Hatırlarsak, depremden önce güya “çök, tutun” gibi komedi filmlerine konu olacak şekilde deprem tatbikatı yapılmıştı. Nüfusun yüzde 71’inin depremden dolayı risk altında olduğunu açıklayan bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığıydı. Özellikle 17 Ağustos 1999 depreminin ardından bilim insanları deprem uyarısı yapıyor, iktidardan gerekli hazırlıkları yapmasını, çürük binaları yıkmasını, halkı bilinçlendirmesini istiyorlardı. Ancak iktidar ve çevresi, korkunç bir açgözlülükle devlet kaynaklarını yağmalamaya, daha fazla zengin olmaya, kâr ve rant politikalarına odaklandı. Vergi uzmanlarına göre, 17 Ağustos depreminin ardından toplanan deprem vergisi 40 milyar doları aşmış durumda ama bu paranın nereye harcandığını hâlâ bilmiyoruz.

Müteahhitlerle yapılan siyasi-ticari işbirlikleri, bilim insanlarının sözlerine kulakların tıkanması, gerekli önlemlerin alınmaması ve denetimlerin yapılmaması… Binalar depreme dayanıklı değildi, zaten iktidar da çürük binalara barış affı çıkartırken bunu biliyordu. Deprem durumunda yardıma koşması gerekenlerin ne yapacağına dair devletin sağlıklı işleyen bir acil durum yönetim planı da yoktu. Tüm bunların sonucu bir doğa olayı olan deprem büyük bir acıya, toplumsal bir felakete dönüştü. Bu felaket anında bile Kızılay’ın arsızlıkta sınır tanımayarak insanlara çadır satması, bu iktidarın yapısını ve depremin neden bir felakete dönüştüğünü yeterince açıklamıyor mu? Ama tüm bu yapılanlar, halkın yalnız ve çaresiz bırakılması, pespayeliklerin her biri tarihin kayıtlarına geçti ve toplumsal hafızaya kazındı. Günü geldiğinde elbet hepsinin hesabını soracağız!

Aradan iki yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde yaşayan emekçilerin barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi en temel insani ihtiyaçları tam olarak karşılanmış değil. Verilen konut sözleri yerine getirilmedi. Konut ihaleleri apar topar daha enkazlar dahi kaldırılmamışken, hiçbir bilimsel, teknik çalışma yapılmadan, bölgenin jeolojik verileri güncellenmeden, risk analizleri yapılmadan yandaşlara peşkeş çekildi. İnsan sağlığı ve doğa yok sayılarak moloz yığınları halkın yaşam alanlarına, tarım arazilerine, dere yataklarına boşaltıldı. Asbeste maruz kalmak istemeyen, yaşam mücadelesi veren emekçiler ise jandarma, polis şiddetine maruz kaldı. Asbest demek kanser demektir. Evleri barkları yıkılan depremzedeler bir yandan ağır ağır ölüme sürüklenirken bir yandan da bir anda arazilerinin ellerinden alınması tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldılar. Depremin ardından ilan edilen olağanüstü hal kapsamında arazilerin acele kamulaştırılabileceği ve hazineye devredilebileceğine ilişkin cumhurbaşkanı kararnamesi kanunlaşmıştı Nisan 2023’te. İşte bu kararnameye göre emekçiler bir sabah sahip oldukları arazilerine, tarlalarına el konulduğu haberiyle uyanabiliyorlar deprem konutları yapılacağı gerekçesiyle…

Depremlerde, sellerde, yangınlarda hep ölen biz emekçiler oluyoruz. İnsanın hiç bir değer görmediği, doğanın talan edildiği bu düzen gün geçtikçe aramızdan daha çok insanı çarklarının dişlileri arasında öğütüyor. Bir bakmışız tatildeyken yanmışız, bir bakmışız işe giderken trafik kazasında can vermişiz! Bu yağma ve rant düzeni değişmediği sürece hiç kimseye huzur yok. Yaşanan acıların hesabını sormanın ve yeni acılar yaşanmasını engellemenin başka bir yolu yok. Nasıl ki depremden sonra aynı duyguda buluştuk ve yaralarımızı sarmak için seferber olduysak, birlikte hareket ettiysek gerçek sorumlulardan hesap sormak için de yan yana gelebilir, birlik olabiliriz. Çünkü yok başka seçeneğimiz!

Yağma ve rant düzeni

İlgili yazılar

Utku Kızılok, 30 Nisan 2007
Gülhan Dildar, 1 Aralık 2011
Utku Kızılok, 2 Ocak 2014
Utku Kızılok, 1 Eylül 2014
Utku Kızılok, 1 Mayıs 2007